İnişin son basamağına gelen AB Birliği

İnişin son basamağına gelen AB Birliği

17.12.2016

Kırşehir’de Avrupa Birliği’ni bilen, anlayan çok kişi olduğunu sanmıyorum. Ama Avrupalıların Türklere bakışını yıllarca yurt dışında yaşayan birisi olarak ben çok iyi biliyorum. Yıllarımın büyük kısmını yurt dışında geçiren ben yılın belli aylarını da memleketim Kırşehir’de geçiriyorum. Son aylarda Türkiye ile Avrupa Birliği arasında gelişen olaylara, söylemlere bakıyorum. Kurt bir politikacı olan ve bir müddet […]

Kırşehir’de Avrupa Birliği’ni bilen, anlayan çok kişi olduğunu sanmıyorum. Ama Avrupalıların Türklere bakışını yıllarca yurt dışında yaşayan birisi olarak ben çok iyi biliyorum.
Yıllarımın büyük kısmını yurt dışında geçiren ben yılın belli aylarını da memleketim Kırşehir’de geçiriyorum.
Son aylarda Türkiye ile Avrupa Birliği arasında gelişen olaylara, söylemlere bakıyorum.
Kurt bir politikacı olan ve bir müddet Almanya Dışişleri Bakanlığı da yapan Fischer’in yazısını okudum. Kendisi Frankfurt’ta babadan kalma eski yapılı ve bakımlı bir evde kalıyor.
Almanlara göre kısa Anadolu insanlarına göre uzun boylu atletik yapılı ve sempatik bir kimse. Gençliğinde bazı olaylara karışmış ve hatta cezada almış bir siyasetçi. Ekip olarak bahçesinde bizzat kendisinin servis ettiği kahvesinden içmiştik 2001 veya 2002´de ve o zaman kendisine bazı sorular sormuştum.
Şimdi hatırlamıyorum fakat Almanya’da da özelleştirme furyasının yaşandığı zamanlardı, özelleştirmenin zararlarını anlatmıştım, kendisi de iktidarın ekonomik sıkıntıyı emekçilerin yani işçilerin üstüne yıkmasından falan bahsetmişti ve özelleştirmeye kendisinin de karşı olduğunu söylemişti.
Yazısında açık yüreklilikle çok doğru bir tespiti açık yüreklilikle yazmış, Avrupa birliği dağılmak üzere. Bu yazıdan dolayı her hangi tepki ve eleştiri gözüme çarpmadı. Ortak Pazar veya Avrupa birliği demek Almanya demektir, dayanağı Fransa ve İngiltere olsa da esas söz sahibi Almanya’dır. İngiltere’nin oyunbozanlığı zaten birlik içerisinde beklenen bir davranıştı. İngilizlerin tarihine bakacak olursak hep entrikalarla doludur, hiç bir zaman samimiyetine güvenilmez.
Bu birliğin fazla yaşayamayacağını ekonomiyle uğraşanlar bilir fakat bu birliğin devamı Almanya’nın çıkarına olduğu için dağılmasını istemeyen ve ısrarla birliği bir arada tutmaya çalışan Almanya bu birlik içerisinde en büyük hatayı yapmakta, Türkiye’yi bu birliğe kabul etmemekte. Etseydi iyi mi olurdu?
Türkiye için iyi olmazdı çünkü köklü ve kendisini finansa etmiş çok büyük kuruluşlar var, bunlar girdiği piyasayı hallaç pamuğu gibi atar ve girdiği ülkeyi dağıtır ve kendisine bağımlı bırakır. Bu birliğin 15 sene içerisinde dağılabileceğini o zaman bir kaç yazımda değinmiştim, herhalde doğru tespit edenlerdenmişim. Ayrılmalar devam edecek çünkü zokayı yiyen hükümetler halklarının baskısına dayanamayacak. Zaten Alman toplumu da bu birlikten pek memnun değil.
Bir aydır Almanya’dayım, Alman kamuoyunun Türkler için nasıl bir ön yargıya sahip olduğunu eskiden beri bildiğim için her hangi bir eleştiri veya yargıya alışığım ve bana hiçte yabancı gelmiyor. Almanların Türklerle ilk karşılaştığı yılları da yaşadım, yani 1967 ve 68 yıllarında Türklere karşı nasıl davrandığını ve bizlere nasıl hoşgörülü olduklarını, ibadet etmek isteyenlerin ibadet yerlerini hazırladıklarını bizzat gören kimseyim. Bu ilgi ve alakaları, ekonomileri iyi gittiği müddetçe yani düşe kalka 1990´lı yıllara kadar devam etti.
Ne zamanki ekonomisi eski düzeyini yitirdi ve işsizlik artmaya başladı, bilhassa işsiz kalanlar arasında bir yabancı düşmanlığı başladı. Bazı siyasetçilerin oy toplama maksadıyla, iç istikrarın ve asayişte sorumlu tuttuğu yabancı isçileri hedef tahtasına koyduktan sonra yabancı düşmanlığının arttığını gördük.
Diğer ülkelerin işçilerinde en fazla sayı Türklerde olduğu için haliyle çokluk, toplum içerisinde göze çarptığı için Türk işçileri hedef oldu. Peki, olumsuzlukların artmasında bizlerin hataları yok mu?
Elbette var hem de çok büyük. Giyim, kuşam, yaşam alışkanlıklarımız Almanlarla Türkler arasındaki mesafeyi daha fazla açmaya yardımcı oldu. Bazı gazetelerin ve aşırı uçların dediği gibi din faktörünü öne çıkarmaları gerçeği yansıtmıyor. Evet, vardır fakat bunun oranı yüzde 2´yi geçmez. Zaten pek çok yazımda dile getirdiğim üç faktör var bunların üçünü de beraber değerlendirmek daha doğru olur.
Din faktörü, kültür faktörü ve ekonomi faktör, bunların üçü de çok önemli. Bunların telafisinde şimdiye kadar geçmiş iktidarların yanlış politikalarının ve politikacıların hataları küçümsenmeyecek kadar fazladır. Din argümanını bilhassa Suudi kaynaklı kuruluşlar çok güzel kullandılar ve hala da kullanıyorlar. Diyaneti de kullanarak işçilerin sırtında büyük paralar kazananlar oldu ve hala da bu soygun devam ediyor. Bilhassa cenaze nakillerinde devlet kontrolü altında bir fon kurulmuş olsaydı, kimse mağdur olmaz ve toplanan meblağ daha güzel değerlendirilebilirdi.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .