İmdat! Teknolojinin esiri oluyoruz!..

İmdat! Teknolojinin esiri oluyoruz!..

28.11.2019

Ülkemizde son yıllarda yaşanan ekonomik sıkıntılar, teknolojinin her geçen çığ gün akıl almaz bir şekilde gelişmesi insanları ne yazık ki bozdu, hızla bozmaya da devam ediyor… Hırsızlar, yankesiciler, dolandırıcılar türedi teknolojinin ilerlemesi ve insanların yaşam mücadelesini kolay yoldan temin etme çabaları… Yani teknoloji icat oldu, mertlik bozuldu! Teknoloji gelişti ve insan bozuldu. İnsan bozulunca her […]

Ülkemizde son yıllarda yaşanan ekonomik sıkıntılar, teknolojinin her geçen çığ gün akıl almaz bir şekilde gelişmesi insanları ne yazık ki bozdu, hızla bozmaya da devam ediyor…
Hırsızlar, yankesiciler, dolandırıcılar türedi teknolojinin ilerlemesi ve insanların yaşam mücadelesini kolay yoldan temin etme çabaları…
Yani teknoloji icat oldu, mertlik bozuldu!
Teknoloji gelişti ve insan bozuldu. İnsan bozulunca her şey bozuldu. Tabiat bozuldu, doğa bozuldu. Dolayısıyla da yediklerimiz bozuldu, içtiklerimiz bozuldu, giydiklerimiz bozuldu, sıhhatimiz bozuldu.
Gidin kırşehir Devlet Hastanesi’ne bütün polikliniklerin önüne ana baba günü, sanki herkes hasta! Nedendir acaba? Maalesef birileri bizim sağlığımızı bozdu da ondan!
Evet, insanlar da yediğimiz içtiğimiz gibi hormonlaştı.
Ahlâksızlığın, vicdansızlığın, sağlıksızlığın, inançsızlığın bir millete yaptığı tahripleri, yıkıntıları, kötülükleri en kuvvetli silâhların dahi yapamayacağı ortaya çıktı!
Teknoloji aletleri hayatımızı küçülttü, tembelleştirdi. Çünkü insanımız, teknolojiye değil, ama teknolojik aletlere bağımlı olmuş. “Telefon olmadan yapamam. İnternetsiz hayat olmaz. Televizyonsuz olmaz” diyenleri duymuyor muyuz?
Maalesef teknolojik aletler hayatımızı küçülttü, bizleri tembelleştirdi. Diğer taraftan insanları da küçülttü. Oysa dünya küçük, insanlar büyük olsaydı ne kadar güzel olurdu!
Şimdi bir tuşa basarak yüzlerce, binlerce kilometre uzaklıktaki bir yakınınızla, arkadaşınızla, dostunuzla canlı konuşuyor, saatlerce sohbet yapabiliyorsunuz. Ya da işlerinizi halledebiliyorsunuz.
Teknoloji insanların içine girince dünya adeta küçülüyor, biz daha da küçülüyoruz. Hem de ne küçülme! Artık dünyamız bir telefon, bilgisayar veya televizyon ekranı kadar. Neredeyse aile içinde bile irtibatlar kesildi, hızla da kesilmeye devam ediyor.
Herkesin elinde bir telefon ve suskun!.. Elimizdeki kumandayı veya telefonu bırakıp da eşimizle, çocuklarımızla iki kelime konuşamaz bir duruma geldik. Bırakın yakınlarımızı iyi gününde, kötü gününde hatırlayıp ziyaret etmeyi, aile içi istek ve beklentilerimizi konuşmayı, anılarımızı bile paylaşmayı unuttuk.
Bir sıkıntınızı ve sorununuzu ailenle paylaşmak, sohbet etmek istiyorsun! Çocuklar ya da eşiniz adeta bir an önce bitirse de işimize gücümüze baksak edasıyla dinler gibi yapıyorlar.
Kırşehir’de benim çocukluğumda çocuklar sokakta oynar, adeta evi unuturlardı. Bilya mı, ceviz mi oynamadık? Saklambaç, birdirbir mi oynamadık? Mahalle takımlarıyla maçlar mı yapmadık? Saray Sineması ile Büyük Sinema arkasında Teksas-Tommiks kitaplarına para mı atmadık? Komşuların bağını, bahçesini mi yolmadık? Neler yaptık neler…
Şimdi bakın Kırşehir’in cadde ve sokaklarında kaç çocuk arkadaşlarıyla oynuyor? Suriyeli çocuklar da olmasa bomboş. Çünkü çocukların arkadaşı yok ki! Anne ve babalar çocuklarını can güvenliği nedeniyle sokağa salmıyor ki?
Eee bütün bunlar olunca çocuklar ne yapsın, eve kapanıyor, teknolojik aletler dediğimiz ya bilgisayar başından kalkmıyor, ya da ellerinde telefon oyun oynuyor! Teknolojinin esiri oluyor; çoğu kitap okumuyor, derslerine bile doğru dürüst çalışmıyor. Ödevlerini baştan savma yapıp teknolojik aletlerle zaman öldürüyor.
Öyle ki kardeş, kardeşi haftada, on beş günde zoraki arıyor. Dost, denilenler işi düştüğünde arıyor. Menfaatin öne çıktığı dostluklar, arkadaşlıklar, akrabalıklar!
Samimiyet yok, sevgi yok, mahremiyet yok!
İşte başta çocuklarımız olmak üzere insanımızın çoğu bu sahte dünyadan aldıklarını, öğrendiklerini gerçek dünyaya yansıtmaya, yaşamaya kalkıyorlar. Böyle olunca da ortaya ne çıkıyor? İnsan, maddenin esiri oluyor, yalnızlaşıyor ve vahşileşiyor. Cinayet, sapıklık, gasp, özenti, aslını inkâr, taklitçi bir nesil, kuralsız bir hayat anlayışı…
Kırşehir’de bazen dost meclislerinde, arkadaşlarla sohbet ediyoruz, insanların bozulmasına dem vuruyor, dürüstlüğün, çalışkanlığın kalmadığı konusunda birleşiyoruz.
Anne ve baba sanki evlatlarının hamalı olmuş durumda. Yemiyor, yediriyor, giymiyor, giydiriyor. Okutup, yazdırıyor vatana millete hayırlı evlat olsun, kendi ayakları üzerinde dursun, muhanete muhtaç olmasın diye. Ama çoğu zaman kendisi mağdur duruma düşüyor.
Yukarıda da anlattığım gibi aileler birbirinden giderek kopuyor, bencilleşiyor, teknolojinin esiri oluyor, özenti içine girince her şeyi yapabiliyor:
Bazen bağırıp, çağırmak istiyorsunuz: “İmdat kurtarın bizi, teknolojinin esiri olduk!”
Ama bu çığlığımızı duyan ve gereğini yapan birilerini bulabilir miyiz? O da meçhul!
Teknolojiyi güzel işlerde kullananlara diyecek söz yok. Ama onu kötü amaçla, insanları mağdur etmekte kullananların sayısının hızla arttığı günümüzde her gün hırsızlık ve dolandırıcılık olayları artıyor ve insanlar büyük kaygı yaşıyorsa ne yapacağız bilmem ki!
Af edersiniz eşek gibi çalışanlar, uyanıkların tuzağına düşüyor ve mağdur oluyor.
İşte geçtiğimiz yıllarda Çiftlik Bank’la binlerce kişiyi mağdur eden bir tosuncuk. İnsanları eşek gibi görüp, kaz gibi yolmak isteyenler türedi. Geçtiğimiz günlerde buna benzer bir olayın daha olduğu ortaya çıktı. Kırşehir’de Kazbank kurup, insanların dolandırıldığı iddiaları basına yansıdı. Ne derece doğrudur, bilmem ama buna benzer olaylar hem Türkiye’de, hem de Kırşehir’de ortaya çıkıyor ve pek çok olaydan dolayı mağdur olan binlerce kişinin olduğunu herkes bilir.
Hani bir hikaye var. Eşeklerin sırtından para kazanan adam…
Küçük Recep, yaşlı bir çiftçiden 500 liraya eşek satın alır. Ama çiftçi eşeği sabah verecektir.
Sabah yaşlı çiftçi Recep’e, “Oğlum eşek dün gece öldü, paranı da yedim bitirdim!” der.
Küçük Recep çiftçiye “Ben eşeği yine de istiyorum” der.
Yaşlı çiftçi “Ölü eşeği ne yapacaksın?” diye sorar.
Recep de “Ölü olduğunu söylemeyeceğim, tombala düzenleyip satacağım” der.
Aradan bir ay geçer, yaşlı çiftçi Recep’e rastlar, sorar: “Eşeği ne yaptın?”
Recep “Eşeği tombalaya koydum, 10 liradan 500 kişiye bilet sattım. 5 bin lira kazandım!” der.
Yaşlı çiftçi: “Peki, ölü olduğunu görünce kızmadılar mı?”
Recep: “Yok yaa… Sadece kazanan şarladı, ona da 10 lirasını iade ettim sevindi!” der.
Küçük Recep büyür, eşeklerin sırtından para kazanmaya devam eder.
İşte böyle uyanıkların her geçen gün arttığı dünyamızda siz siz olan böyle dolandırıcılara inanıp, onlara eşeklik etmeyin.

Sevdiğim bir söz!

“Büyük ve üstün insan kendi kendini bulmaya çalışır. Küçük insan ise başkalarını aramaya çalışır.” Konfüçyüs

Biraz da gülelim!

Ödül kazanan sürücü!

Trafik Polisi çevirme yapıyormuş. Bir aracı durdurmuş.
-Polis:
“Tebrikler beyefendi, bugün emniyet kemeri takan ilk kişi sizsiniz. Size bin lira para ödülü veriyoruz. Ne yapmayı düşünüyorsunuz?
-Şoför:
“Ehliyet alırım o zaman..!”
-Polis:
“Ehliyet…iniz yok mu?”
– Karısı:
“Siz ona bakmayın memur bey, sarhoş da ne dediğini bilmiyor!”
Polis şaşkın şaşkın bakarken arka koltuktan bir ses:
“Ben size çalıntı arabayla çıkmayalım polis çevirir demedim mi?”
Polis tam tepki verecekken bagajdan bir ses gelir.
-Sınırı geçtik mi ?



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .