İLK KOALİSYONLAR ve MHP GERÇEĞİ

İLK KOALİSYONLAR ve MHP GERÇEĞİ

03.08.2015

  OLAYLAR ve GERÇEKLER İLK KOALİSYONLAR ve MHP GERÇEĞİ Gerek hükûmetin kurulmasında, gerek terör konusunda MHP’nin takındığı olumsuz tavırlar kendisine oy verenleri sükûtu hayale uğrattı. Terör olaylarının incelenmesi için Meclis’te araştırma komisyonun kurulmasının oylanmasında MHP’nin AKP ile birlikte hareket etmesi AKP’nin koltuk değnekliğini yaptığı şeklinde yorumlara yol açtı. Zaten kurmaylarının seçimde uğradıkları yenilgi karşısında “Seçmen […]

 

OLAYLAR ve GERÇEKLER

İLK KOALİSYONLAR ve MHP GERÇEĞİ

Gerek hükûmetin kurulmasında, gerek terör konusunda MHP’nin takındığı olumsuz tavırlar kendisine oy verenleri sükûtu hayale uğrattı. Terör olaylarının incelenmesi için Meclis’te araştırma komisyonun kurulmasının oylanmasında MHP’nin AKP ile birlikte hareket etmesi AKP’nin koltuk değnekliğini yaptığı şeklinde yorumlara yol açtı. Zaten kurmaylarının seçimde uğradıkları yenilgi karşısında “Seçmen bize muhalefet görevi verdi” diye kendilerini savunmaları MHP’nin Türk siyaset hayatındaki misyonunu bile henüz idrâk edemediğini gösteriyor. Hiçbir seçmen partisine muhalefet görevi vermez ve böyle bir siyasî tercih düşünülemez. Türk milliyetçiliğini siyaset potasında böyle değerlendirmek ve milliyetçilik adına yöneltilen eleştirileri böyle gülünç bir kılıfa sokmak MHP’ye gönül verenleri rencide etti.
İsterseniz MHP’nin ne olduğunu, ne olmadığını tâ başından başlayarak anlatalım. Siyaset sahnesindeki MHP’nin milliyetçiliğinin nasıl doğduğuna şöyle bir göz atalım ve kendisini MHP’nin saflarında Türk milliyetçisi olarak görenlere gerçekleri hatırlatalım.
Doğu Perinçek 26 Mayıs 2011 günlü “MHP’nin imam nikâhı” başlıklı yazısında 1960’lı yıllarda “Türk-İslâm Sentezi”ne nasıl teslim olduğunu anlatmış, “MHP o tarihten sonra şeriatçılığın imam nikâhlısı olmuştur” diye yazmıştı.
MHP’nin milliyetçiliğini sorgulamadan önce onun türbanın serbest bırakılması için AKP’ye verdiği desteğin ve imam nikâhlı çok eşlilik tartışmasındaki suskunluğunun altını çizmek gerekir.

İlk Türkçüler sosyalistti

Türk milliyetçiliği 19. yüzyılda yayılmacı kapitalizme karşı bir mücadele akımı olarak tarih sahnesine çıktı. İlk Türkçüler sosyalistti. 20. yüzyılda ise Türk milliyetçiliği emperyalizme karşı dünya ölçeğinde mücadelenin en temel unsurlarından biri haline geldi.
MHP milliyetçiliği Türk milliyetçiliğinden 45 yıl önce de farklıydı, bugün de farklıdır.
27 Mayıs 1960 ihtilâlinden sonra Başbakanlık Müsteşarı iken seçimle gelecek partiye iktidarı teslim etmemek için ihtilâli yapan subaylarla aralarında çıkan ihtilâf üzerine 13 arkadaşıyla birlikte -ki bunlardan biri de ben 1959 yılında yedek subay öğrenci olarak üç ay eğitim gördüğüm Avrupa yakasındaki tarihî Davutpaşa Kışlası’nda konuşlanmış 3’üncü Zırhlı Tugay’da tabur komutanımız Mucurlu Kurmay Tank Binbaşı Orhan Erkanlı idi- tutuklanarak Hindistan’a sürülen ihtilâlin kudretli albayı Alparslan Türkeş ve kendisi gibi sürgünden dönen arkadaşlarının Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’ne katılmalarıyla Türk siyasî tarihinde yeni bir sayfa açıldı.
Bilindiği gibi CKMP Osman Bölükbaşı tarafından kurulmuştu. 27 Mayıs 1960 ihtilâlinden sonra yapılan 1961’deki ilk seçimlerde hiçbir parti tek başına güven oyu alabilecek çoğunluğu elde edememiş, ortaya çıkan parlâmento aritmetiği ülkemizde ilk kez koalisyon hükûmeti ihtiyacını ortaya çıkarmıştı. CHP % 36,8 oy yüzdesiyle 173 milletvekili, AP % 34,8 oy yüzdesiyle 158 milletvekili, YTP % 13,7 oy yüzdesiyle 65 milletvekili ve CKMP % 14 oy yüzdesiyle 54 milletvekili çıkarmışlardı. O yıllarda TBMM’de 450 milletvekili bulunduğundan güven oyu alabilmek için gerekli sandalye sayısı 226 idi.

İlk koalisyon hükûmeti altı ay ayakta kalabildi

Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel parlâmentoda temsil edilen dört siyasî partinin liderleriyle 25 gün süreyle hükûmeti kurma görüşmelerini sürdürdü. Ancak CKMP Genel Başkanı ve Kırşehir Milletvekili Osman Bölükbaşı hükûmette yer almayacağını açıkça deklare etti.
Koalisyon hükûmeti kurma görüşmeleri YTP (Yeni Türkiye Partisi) Genel Başkanı Ekrem Alican, AP Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala ve CHP Genel Başkanı İsmet İnönü arasında sürdürüldü. Sonuçta hükûmeti kurma görevi CHP’ye verildi. Görüşmeler sonunda seçimlerden birinci çıkan CHP ile ikinci çıkan AP arasında Türk siyasî tarihinde ilk olarak koalisyon hükûmeti kuruldu. İlk koalisyon hükûmetinin programı İsmet İnönü tarafından TBMM’de okundu. İsmet İnönü kurulan CHP+AP koalisyon hükûmetini “Başkanı bulunduğum karma hükûmet siyasî hayatımızda geçmiş misali olmayan yeni bir teşekküldür. Uzun bir ayrılık devri içinde bir araya gelmeleri ve bir dilden konuşmaları imkânsız sayılan siyasî partiler anlaşarak bir hükûmet kurabilmişlerdir” ifadeleriyle tanımladı.
Prof. Dr. Vahit Bıçak “İlk koalisyon hükûmeti 1923-1950 yılları arasında 27 yıl tek parti yönetim sistemiyle iktidarda kalmış CHP ile 1950-1960 yılları arası 10 yıl iktidar olmuş olan DP’nin devamı AP arasında kurulmuştu. Kutuplaşmanın iki ucunda yer alan, ideolojileri ve politikaları taban tabana zıt olduğu var sayılan bu iki partinin Türkiye’nin ilk koalisyon tecrübesinde bir araya gelmiş olmaları çok ilginçtir” diyor. (Vahdet, 29 Temmuz 2015)
İlk koalisyon hükûmeti TBMM’de 3 Aralık 1961 tarihinde güven oyu aldı. Ancak kolay kurulan bu ilk koalisyon hükûmetinin ömrü uzun olmadı, sadece altı ay yaşayabildi. İnönü 31 Mayıs 1962 tarihinde başbakanlıktan istifa etmek zorunda kaldı.

Yeni koalisyon hükûmetine katılmayan Bölükbaşı partisinden istifa etti

İlk koalisyon hükûmetinin ardından arka arkaya yeni koalisyon hükûmetleri kurulmuşsa da uyumlu ve verimli bir şekilde sürdürülebilmeleri mümkün olamadı. Neticede birkaç farklı koalisyon hükûmeti denemesinden sonra bağımsız senatör Suat Hayri Ürgüplü başkanlığında kurulan “seçim hükûmeti” ülkeyi 1965 seçimlerine götürdü ve AP tek başına iktidara geldi. Suat Hayri Ürgüplü başbakan iken Kırşehir’e de gelmiş ve eskiden saat kulesinin bulunduğu yerdeki Belediye binasının önünde Kırşehirlilere hitap etmişti. Ürgüplü konuşurken bir yanında Vali Sedat Kirtetepe, diğer yanında gazeteci olarak ben yer almıştım.
İsmet İnönü’nün başkanlığındaki ilk koalisyon hükûmeti denemesinden sonra kurulacak koalisyon hükûmetine de CKMP Genel Başkanı Osman Bölükbaşı’nın katılmamakta ısrar etmesine rağmen partiden bir grup hükûmette görev almayı kabul edince Bölükbaşı da kurucusu olduğu CKMP’den istifa ederek yeniden ilk partisinin adıyla Millet Partisi’ni kurdu.
İşte, bugünkü MHP’nin nüvesini Bölükbaşı’nın terk ettiği bu CKMP oluşturdu. O sırada Hindistan’daki sürgün günlerini tamamlayıp yurda dönen Alparslan Türkeş Gökhan Evliyaoğlu’nun AP’ye katılma yolundaki teklifini reddetti. Milliyetçi çevreleri bir araya getirmek için 2 Mayıs 1963’te Türkiye Huzur ve Yükselme Derneği’ni kurdu. Harb Okulu’nda darbe hazırlığı yapan Talât Aydemir – Fethi Gürcan ikilisiyle temasta bulundu, ancak Talât Aydemir’le anlaşamadı. Bunun üzerine darbeyi hükûmete haber verdi. Kendisi de darbe girişimi nedeniyle yargılandı, ancak darbeyi hükûmete duyurduğu için beraat etti.

Türkeş siyaset sahnesine çıkıyor

Türkeş sürgünde olduğu dönemde kendisi gibi yurt dışına sürgün edilen 13 arkadaşından çoğu ile sık sık bir araya gelerek dönüşten sonraki stratejisini belirleyici toplantılar yapmıştı. Nitekim 31 Mart 1965’te 14’lerden Dündar Taşer, Ahmet Er, Muzaffer Özdağ, Rifat Baykal, Mustafa Kaplan gibi eski Millî Birlik Komitesi üyeleri ile birlikte CKMP’ye girerek fiilen siyasî hayata atılmış oldu. Türkeş 1966 yılında cumhurbaşkanlığına aday oldu ve Cevdet Sunay karşısında 11 oy alarak seçimi kaybetti. Bir yıl sonra da 1967 kurultayında genel başkanlığa getirildi. Bu kurultayda ilk kez kimin yazdığı hâlâ tartışılan, hattâ 1983 yılında Kenan Evren tarafından Selçuk Üniversitesi Rektörlüğü’ne getirilecek olan, ülkemizin Ziya Gökalp ve Prof. Dr. Mümtaz Turhan’dan sonra en büyük sosyoloğu kabul edilen sınıf arkadaşım Erol Güngör’ün kaleme aldığı söylenen “Dokuz Işık” doktrini ortaya atıldı ve parti tüzüğüne konuldu. Devrimci milliyetçiliğin “Altı Ok”una karşılık artık gerici milliyetçiliğin “Dokuz Işık”ı vardı. Bu dönemde kendisini sevenler tarafından “Başbuğ” ilân edilen Türkeş’in aynı yıl komünizmi “baş düşman” ilân ettiğini ve sonradan çok tartışılacak olan “Dâvadan döneni vurun” dediğini de hatırlatalım.
CKMP’nin 6-8 Şubat 1969’da Adana’da toplanan olağanüstü kurultayı ise tam bir dönüm ve kırılma noktası oldu. CKMP’nin adı MHP (Milliyetçi Hareket Partisi)’ye çevrildi. Kurultaydan sonra toplanan ilk genel idare kurulunda da partinin terazi olan ambleminin de “Üç Hilâl” olarak değiştirilmesi kararlaştırıldı. MHP Gençlik Kolları için de “Hilâl içinde Kurt” amblemi benimsendi. MHP’nin bir de Türkler’in özgürlüğünü temsil ettiğine inanılan Bozkurt işareti vardı. Türkeş 1969 ve 1973 seçimlerinde Adana milletvekili olarak parlâmentoya girdi. MHP’nin daha kuruluşundan itibaren “Türk-İslâm Sentezi” adıyla ortaya atılan islâmiyeti yozlaştırma projesi ABD’nin “Yeşil Kuşak”, ya da sonraki “Ilımlı İslâm” siyasetine uygun biçimde geliştirildi. Bu proje kapsamında katolik iken müslüman olan İngiliz şarkıcı Cat Stevens’i Yusuf İslâm adıyla Türk halkına şirin göstererek, ABD’den getirtilen popçu hippilere “Hip Hop” konserleri verdirerek ısıtılmak istenen “Ilımlı İslâm”ı ne yazık ki AKP de benimsedi.

Türklük kalktı, islâm geldi; Tanrı Dağı’na Hira Dağı eklendi

1969 Adana kurultayı aynı zamanda Türkçülüğün efsane ismi Nihal Atsız’ın başını çektiği “Türkçüler”in “İslâmcılar”la, başka bir deyişle “Bozkurtlar”ın “Hilâlciler”le ayrışmasının başlangıcı oldu. Artık “Tanrı Dağı kadar Türk”ün yanına “Hira Dağı kadar müslüman” eklenmişti. “Tanrı Türk’ü korusun” sloganının yerini “Kanımız aksa da zafer islâmın” almıştı.
MHP’nin kuruluşuyla Türkçüler’in tasfiyesi de başladı. Nihal Atsız o günden sonra bir daha Alparslan Türkeş’le konuşmadı. Atsız’ın 13 Aralık 1975 günü yapılan cenaze törenine de Türkeş katılmadı.
MHP Türkçüler’le beraber Atatürk’le de yollarını ayırdı. Parti binalarından Atatürk’ün resimleri bu dönemde indirildi. O resimler indirilirken ülkücü gençler otobüslere doldurulup Adıyaman’a, Menzil Şeyhi’nin elini öpmeye götürülüyordu.
12 Eylûl 1980 darbesinden sonra diğer partilerle birlikte kapatılan MHP’nin oylarını bünyesinde toparlamak amacıyla kurulmuş olan MÇP (Milliyetçi Çalışma Partisi) 30 Kasım 1985 tarihinde adını değiştiren Muhafazakâr Parti’nin yerine geçmişti. Partinin amblemi kırmızı bir zemin üzerinde beyaz bir hilâl ve hilâlin çevresinde dokuz yıldız olarak belirlenmişti. MÇP’nin hukukî varlığı 24 Ocak 1993’te ismini MHP olarak değiştirmesiyle sona ermiş, 1987 referandumuyla siyasî yasağı kalkan Türkeş de tekrar MHP’nin başına geçmişti.
Alparslan Türkeş’in 1997 yılında ölümüyle genel başkanlık koltuğuna Dr. Devlet Bahçeli’nin oturmasından sonra MHP’de yeni bir dönem başladı. Devlet Bahçeli üniversitedeki öğretim üyeliği görevinden istifa ederek MÇP saflarında siyasî hayata atılmıştı. 19 Nisan 1987 tarihinde yapılan MÇP büyük kurultayında parti yönetimine seçilmiş ve genel sekreterlik görevine getirilmişti. MÇP ve MHP’nin yönetim kadrolarında uzun yıllar genel sekreterlik, genel başkan yardımcılığı, merkez yürütme kurulu üyeliği, merkez karar kurulu üyeliği, genel başkan başdanışmanlığı görevlerinde bulunmuştu. Türkeş’in ölümü üzerine 6 Temmuz 1997 tarihinde yapılan MHP 5. olağanüstü kongresi sonrasında genel başkanlık görevini üstlendi. 1999’da yapılan genel seçimlerde MHP’nin % 17.98 oy oranıyla 129 milletvekili çıkararak ikinci parti olması üzerine Bülent Ecevit’in DSP’si ve Mesut Yılmaz’ın ANAP’ı ile kurulan koalisyon hükûmetinde devlet bakanı ve başbakan yardımcısı olarak görev aldı. 2002 genel seçimlerinde partisi baraj altında kalınca milletvekili seçilemedi. 2007 genel seçimlerinde partisinin barajı geçmesiyle birlikte Osmaniye milletvekili olarak TBMM’ye yeniden girdi. 2015 olağan kongresinde yedinci kez genel başkan seçildi.

MHP’nin birçok görevini AKP ve Perinçek yerine getirdi

Milliyetçi yazarlarımızdan Ahmet B. Ercilasun 2012 yılındaki büyük kongre ile ilgili yazısını şöyle bitirmişti:
“1965-1980 MHP ve ülkücüler destanî bir mücadele vererek hem Türk milliyetçiliğinin geniş halk kitlelerine yayılmasını sağladılar, hem de Sovyet tehdidini bertaraf ederek muhtemel bir Afganistan senaryosunu önlediler. Bu sebeple MHP Türkiye’nin bağımsızlık ve birliğinin teminatı olmuştur.
“12 Eylûl’ün ateş çemberinden de geçen milliyetçi ve ülkücüler kapatılan partilerini Türkeş’in önderliğinde yeniden kurmuşlar ve bu defa Avrupa Birliği ve ABD’nin desteğiyle Türkiye’yi bölmek isteyen PKK ve yandaşlarının önünde yıkılmaz bir set oluşturmuşlardır.
“Alparslan Türkeş’in 1997’deki vefatından sonra MHP maalesef aynı duyarlılık, heyecan ve cevvaliyete sahip olamamıştır. Oysa bugün ülkemiz 12 Eylûl öncesinden çok daha vahim şartlar içinde bulunmaktadır. Doğrudan doğruya iktidar tarafından Cumhuriyet’in temelleriyle oynandığını ve ülkenin bölünmeye doğru götürüldüğünü bizzat MHP yöneticileri ifade etmektedir. Hem de sık sık. Ancak bu vahim şartların gerektirdiği tutum ve duruşu MHP bir türlü sergileyememekte, sadece konuşmaktan ibaret olan tavırlarla vatanın bölünmesine âdeta seyirci kalmaktadır. Bugünkü kongre bu seyirciliği sona erdirecek kadroları iş başına getirmelidir. Yoksa sadece MHP değil, ülke de göçük altında kalacak ve bunun vebali kongrede oy kullanan delegelerde olacaktır.” (Yeni Çağ, 4 Kasım 2012)
Aradan üç yıl geçtikten sonra tabloya baktığımızda Ercilasun maalesef haklı çıkmış, 1999 seçimlerinde 129 milletvekili çıkararak ikinci parti olan MHP 16 yıl sonra 49 milletvekilliğini kaybederek Meclis’e girmeyi başarı sayacak kadar zafiyet içine düşmüştür. MHP’de son yaşananlar bu zafiyetin tezahürlerinden başka bir şey değildir. Açıkça söylemek gerekirse MHP’nin milliyetçilik adına yapması gereken birçok görevi AKP iktidarı ve Doğu Perinçek yerine getirmiştir. Türk dünyası ile ilişkilerde de Recep Tayyip Erdoğan ipi göğüslemiştir.
Tamamen gerçeklere bağlı kalarak kaleme almaya çalıştığım yazıma MHP’li dostlarımın ve -kaldıysa- ülkücülerin kızma derecesinde tepki göstereceklerini biliyorum. Ama peşlerinden gittikleri büyük ülkünün bayraktarlarını tanımaları “titremeleri ve kendilerine dönmeleri” için yararlı olacaktır sanıyorum. MHP’nin 7 Haziran seçimlerinden sonraki şaşırtacak gidişatı bu bilgiler ışığında belki daha iyi değerlendirilebilir.

dursun yastımanın yazısına girecek copy

Süleyman Demirel’in liderliğindeki Adalet Partisi’nin tek başına iktidara gelmesinden önceki son koalisyonun başbakanı Suat Hayri Ürgüplü 1965 yılında yurt gezisine çıkmış ve Kırşehir’e de uğramıştı. Resimde Suat Hayri Ürgüplü o zamanki Belediye binası önünde Kırşehirlilere hitap ederken görülüyor. Ürgüplü’nün sağındaki Vali Sedat Kirtetepe, solundaki ise Dursun Yastıman’dır.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .