İFRİT YARDAĞI

İFRİT YARDAĞI

12.05.2015

Bundan 60 yıl önce Kırşehir’in köylerinde elektrik, telefon yoktu. Kayseri’den Ankara’ya kırma taştan yapılmışsak bir yol vardı. Yolun yağmurdan dolayı kumla kısımlarını sel suları götürmüş, geriye sadece taşlar kalmıştı. O taşların zemini düzgün olmadığından enginli yüksekli kasisli bir yol vardı. İşlerini tamamlayan köylüler, belirli odalarda toplanarak hasbıhal ederlerdi. Panik Ahmet’in anlattığı halk hikayelerine doyum olmazdı. […]

Bundan 60 yıl önce Kırşehir’in köylerinde elektrik, telefon yoktu. Kayseri’den Ankara’ya kırma taştan yapılmışsak bir yol vardı. Yolun yağmurdan dolayı kumla kısımlarını sel suları götürmüş, geriye sadece taşlar kalmıştı. O taşların zemini düzgün olmadığından enginli yüksekli kasisli bir yol vardı. İşlerini tamamlayan köylüler, belirli odalarda toplanarak hasbıhal ederlerdi. Panik Ahmet’in anlattığı halk hikayelerine doyum olmazdı.
Köy halkı arazisi dar olduğundan geçimini zor temin ediyordu. Köylere toprak komisyona yeni yeni geliyordu. Öküzü ve atı olan kimiler istedikleri yerleri sürerler, kimseyi o bölgeye yanaştırmazlardı. Kadastro gelerek köydeki arazisi olmayan insanlara toprak dağıttı. İnsanlar geçimi için kıraç topraklar üzerinde koşuşturuyorlardı.
Köyde Çapar Ali lakaplı bir kişi yaşardı. Sürekli sırt kakıyıp, ense sıvazlayan, yüzünde çiçek bozuğu olan Çapar Ali’nin başka işi olmadığından 14 tane çocuk yaptı. İnsanlar sağlığına harcama yapmaktan kaçındığı için bu çocuklardan bazıları ince hastalıktan, bazıları zatürreeden, bazıları kuşpalazından, bazıları da sıraca illeti ve köpek memesi çıkararak hayata veda ettiler.
Tahtası eksik Çapar Ali küçük olan çocukları başka köylere çoban olarak gönderir, onların kazançlarını gasp ederek köy odalarında Panik Ahmet ile ağız atardı.
Çapar Ali varlıklı değildi. İçten pazarlıklı gizli hesapları olan birisi idi. Komşularına sürekli kumpas kurarak onları aldatırdı.
Üzerlerinde düzgün giyecekleri olmayan çocuklar sık hastalanırlardı. Hele birde boğazları şişmesin! Doktora götürmeye ne gerek var canım? Boğazlarını iyi etmek için Osman Emmileri ne güne duruyordu! Hastalanan çocukların ayakları yalındı. Üzerlerinde giyecekleri yoktu. O şekilde kucağa alınarak Osman Emmi’ye tedaviye götürülürdü.
Osman Emmi bu hususta adeta ihtisas yapmıştı! Gelen hastasını hemen koyun gübresi yanmış tandırın içerisine, bir miktar yeşil kükürt attırır, boğazı şişen çocukları o dumanın üzerine eğilterek durdururdu. Ateşten yanan kükürdün dumanı hasta çocuğun burnuna tüttürülür hastalıktan kurtulması sağlanırdı. Kükürdün çocukları zehirlediği halk tarafından bilinmiyordu. Çocukların ağzından burnundan kanlar geliyordu. Gelen kanlar için tedavi olduğu söyleniyordu.
Çapar Ali’nin oğlu Hüseyin’in de boğazı giymiş aynı işlemler uygulanmış bir netice alınamamıştı.
Osman Emmi’nin foyası meydana çıktı. Hüseyin inim inim inliyordu. Köylüler hep bir ağızdan “Damak kaldıran Mustafa Emmi’ye götür” dediler. Mustafa Emmi balaban yapılı, pala bıyıklı, kafası vücuduna göre büyük, gözleri patlak, karnı çıkık, uzun iri kıyını bir adamdı. Elleri büyük saman yabası gibi idi. Gelen çocukların damaklarını kaldırarak tedavi ederdi.
Çapar Ali’nin hasta oğlu Hüseyin’de bu tedavi ile iyileşecekti.
Mustafa Emmi tırnaklarını iki ayda bir keserdi. Makas iyi kesmediğinden tırnakların kenarı testere ağzı gibi olurdu. Çok uzun parmakları vardı. Çapar Ali ile eşi, Zavallı Hüseyin’i dal omuz ederek Mustafa Emmi’nin önüne bıraktılar. Hüseyin o an için manen bozguna uğradı. Adamın yaba gibi ellerini, tırnaklarını görünce morali bozuldu. Kontrolünü kaybederek idrarını tutamadı.
Mustafa Emmi yapacağı hizmetin kargılığını peşin alırdı. Önce kır zırığı için yarım şinik yulaf, kendisi içinde bir takım elbise aldı. Zavallı kadın bir bohça içerisinde çeşitli hediyelerde getirdi. Aman Hüseyin’im iyi olsun diyordu.
Mustafa Emmi hastayı iyice süzdükten sonra “Getirin” dedi. Kendisi köşe yastığına yaslandı. Hüseyin ne yapılacağı hakkında sürekli fikir yoruyordu. Tırnaklarını ve yaba gibi ellerini gördü. Çapar Ali ile eşi Hüseyin’in kolunu geriye kanırdılar. Mustafa Emmi’ye yaklaştırdılar. Şunun bunun sırtından geçinen, kepçe kuyruk Mustafa Emmi, Hüseyin’e yaklaştı. Hüseyin bu pek kalın enseli adamın yapacağı işlemi bekliyordu. Ağzını bir türlü açmadı. Zavallı Hüseyin korkudan renkten renge girerek kızarıp, bozarıyordu.
Mustafa emmi göz patlattı. Cinleri tepesine çıktı. Öfkeden kuduruyordu. Nasıl ağzına açmazdı bu velet?
Birden yan odada karaağaçtan yapılmış öküz zelvesine koftu. Zelveyi getirdi. Ağzını zorla açtı. Zelvenin ucunu ağzına soktular. Çenesini yukarıya kanırmaya başladılar. Ön dişlerinden birkaç tanesi zelvenin gücüne dayanamadı. Kırılarak yere döküldü.
Mustafa Emmi bildiğinden şaşmadı, inat ederek çocuğun ağzına parmağını sokmak istedi.
Ya Allah diyerek parmağını olanca gücü ile Hüseyin’in boğazına soktu. O kirli eli, testere gibi olmuş tırnağı ile ha bire yıkarı doğru kaldırıyordu. Eli ile boğazını kanırdıkça çocukta birlikte yukarı kalkıyor, gözleri fal taşı gibi açılıyordu.
Mustafa Emmi kirli elini çekti. Parmağında pelte gibi kan vardı. Çocuk kan kusmaya başladı. Başarılı bir operasyon yapılmıştı! Sürekli kan akıyor, çocuğun gözlerinden akan yaşlar sel oluyordu. Büyük bir iş başarmanın verdiği keyifle Mustafa Emmi geriye yaslandı.
“Aksın, aksın, kandan zarar gelmez iyi olur” dedi.
Annesi yanmış ciğerlerin kebabı oldu. Biricik Hüseyin’i kanlar içerisinde ortalığı velveleye verdi. Kadın olayı anladı. Ancak suyu bulandırmak istemedi. Bohçasından getirdiği malzemeleri yapılan hizmet karşılığında Mustafa Emmi’ye verdi.
Mustafa Emmi hediyesine önem vermez bir şekilde bıyığa güldü. Avradına kaş-göz işareti yaparak hediyenin içeri götürülmesini istedi.
Hüseyin’in babası Çapar Ali, hık mık ederek ne söyleyeceğini şaşırdı. Yere baktı. İşini başarı ile tamamlayan Mustafa Emmi sürekli küllüm atıyordu. Yarına bir şey kalmaz diyerek ağız tamburası yaptı.
Hüseyin’i yağır eleklerine bindirerek evlerine götürdüler. Evdeki çocuklar Hüseyin’i bekliyordu. Birden üzerine kapandılar. Hüseyin’in hâlâ ağzından kan geliyordu. Katır tepmişe dönen çocuk dünyayı bir hoş görmeye başladı.
Perdesi patlak, utanmaz, arlanmaz, sıkılmaz adam çocuğun küçük dilini yırtmış, kanlar içerisinde bırakmıştı. Andavallı Çapar Ali oğlunun sonunu hazırladı. Çocuk ateşlere yandı. İki gün ağzından kan geldi. Kanı bir türlü durduramadılar. Annesi bozulayarak ağlıyordu. O zaman evdeki herife söz söylenir miydi? Kadının içerisine bir çıngı düştü. Hüseyin acı ile her şeyi çatal görüyordu.
Mustafa Emmi’nin ipliği pazara çıktı. Ama ne çare ki Hüseyin bu işe kurban edildi. Daha önce ne kurbanlar verildi? Kim bilir?
Çapar Ali işin vahametini anladı. Avradına acele atları getirmesini söyledi. Kadın ahırdaki atları çıkardı. Komşularının yardımı ile atların koşum takımlarını taktılar. Hüseyin’i arabanın içerisindeki kirli bir yorgana sardılar.
Çapar Ali atlara birer kamçı şaklattı. Atlar kasabaya doğru ılgara koymaya başladı. Kasisli yollardan giderken arabanın tekerlekleri zıpladığı için, Hüseyin yorganın içerisinde kan kusuyor, annesi başucunda sürekli gözyaşı döküyordu.
Evlerinde harıltılı, gürültülü it dirliği yaşanan Çapar Ali, bu işin sonunu hiç düşünmedi. Her çocuk sevilir, her birisinin ayrı ayrı tadı vardı. Ancak Hüseyin çocuklarının gözdesi idi.
Çapar Ali’nin üzerinde bir ağırlık vardı. Adeta ankebut çöktü. Atların terbiyesini tutamıyor, kamçıyı sallayamıyordu. Çaresizdi. Atların terbiyesini avradına verdi. Kendisi Hüseyin’in başucuna vardı. Hüseyin’in burnu yukarı dikilmiş, gözleri bir noktaya bakıyordu. Başını Hüseyin’in göğsüne dayadı. Hiç ses gelmiyordu. Hüseyin’in benzi sarardı. Ayaklarından yukarı doğru vücudu soğumaya başladı. Çapar Ali birden çok şaşırıp, ne yapacağını, ne söyleyeceğini bilmez hale gelerek taş kesildi. Hüseyin’in emri hak olduğunu gözleri ile gördü.
Çapar Ali bir ümitle atları seğirtti. Kasabaya vardı. Doktorun ayağına kapandı. Doktor hafif bıyık bükerek kemkümlendi. Boyun kaşıdı. Söyleyecek söz bulamadı. Karşısındaki bir baba idi. Doktor Hüseyin’i kontrol ettikten sonra Çapar Ali’nin avradına yavaşça bir şeyler söyledi. Kadın birden avazının çıktığı kadar bağırdı. Gövel gözlü Hüseyin’ini kaybetmişlerdi. Çapar Ali ölüm raporunu aldıktan sonra aynı araba ile mevtayı alıp birlikte köylerine döndüler.
Hüseyin’i, gözleri yaşlı defnettiler. Çapar Ali kızarıp bozararak iyi şeyler düşünmüyordu. Henüz defin işlemi yeni tamamlanmıştı ki Çapar Ali taziyeleri kabul edeceği yerde ortalıktan kayboldu. Komşularından çöpçü Hasan samanlığa girdiğini gördü. Çapar Ali orada yıllardır yağlayıp, bakımını yaparak sakladığı kısa namlulu filintasını uzun sabosunun altına sakladı. Niyeti belli idi. Oğlunun damağını kaldıran Mustafa Emmi’ye diş biliyordu. Bedel ödetecekti. Ancak komşularından çöpçü Hasan Mustafa Emmi’ye gizlice fıs geçti.
Mustafa Emmi oldukça kurnaz, külyutmaz, düzenbazın birisi idi. Fertiği çekerek gizlice bilinmeyen bir yere sıvıştı. Çapar Ali Mustafa Emmi’nin temeğinin üzerinde sürekli kişniyordu. Yakalasa bir daha sesini çıkarmayacak şekilde çanına ot tıkayacaktı. Mustafa Emmi öyle tecrübeli idi ki yağlı kayışa dönmüştü. Şimdiye kadar çok cenderelerden geçti. Tutulması ne mümkün? Çünkü bütün işlerini böyle boğuntuya getirerek yapardı.
Çapar Ali acılarını kalbine gömdü. Yapacak bir şey yoktu. Kendisi suçluydu. Parasını evladından esirgedi. Sokaktaki sözlere uyarak hekime götürmedi. Evine geldi. Kullanılmaktan çürük sakıza dönmüş çul minderin üzerine çöreklendi. Arpacı kumrusu gibi düşünüyordu. Özensiz düşüncelere daldı. Altın leğenin kan kusana ne faydası vardı? Geriye kalan çocuklarını hastalıktan korumak için çareler aramaya başladı. Ağacı kurt, insanı dert bitirir. Hüseyin’in derdi Çapar Ali ve eşini bitirdi.
Bilmedikleri bir şey daha vardı. Çocuklarını işçi olarak verdiği kişiler nedendir bilinmez bohçalarını ellerine vererek gönderiyorlardı.
Sakal bıyığa denk gelmeyince berber ne yapsın? Çocuklar ayrı ayrı yerlerden gelerek baba evinde birleştiler. Dünya terzi dükkanı gibidir ölçüyü veren gider. Şimdi ölçü hangi çocukta idi? Çapar Ali’nin evinde adeta veba hastalığı vardı. Çocukları hazan mevsimi gibi birer birer düşmeye başladılar. Artık yakasız gömlek giyenler çoğalmıştı Çapar Ali’nin evinden.
Düzenbaz Mustafa Emmi’nin simitçi küreği gibi dili vardı. Mahşer midillisi damak kaldıran bu adam çok insanları kör ocak koydu. Çapar Ali’yi de bir lüleye getirerek oğlu Hüseyin’in ölümüne neden oldu.
Çapar Ali’nin çok çocuğa olduğu halde hiçbirisine düzenli bir iş kurmadı. Yalancı şahitliği yapmak onun en büyük özelliği idi. Her şeye yemin eder, her mahkemede, her şahitlikte o bulunurdu. Namuslu insanlara iftira atarak çok ocakların sönmesine, ailelerin dağılmasına sebep oldu. Tam bir fesat kumkuması idi. Yaptığı kötülüklerin bedeli ağır oldu. Kendisine bir şey olmadığı halde evlatlarının acısını gördü. İftira ve haksızlığa uğrayan kişiler, “Sebep olan, sebepsiz kalsın” diye beddua ediyorlardı.
Çapar Ali rüzgara karşı tükürdü. Tükürüğün kendisine geleceğini bilemedi. Çok insanı ağlattı. Ancak ağlayan gülmez. Beklenmedik bir bela Çapar Ali’nin evine ıssız eve it girer gibi girdi. Tüm yaşamını gayya kuyusuna çevirdi. Artık köy odalarına da almıyorlardı. Anlattığı hikayelere kimse inanmaz oldu. Ancak insanları halk hikayeleri ile oyalayan Panik Ahmet eğlendirmeye devam etti. Kuru laf karın doyurmaz. Otuz iki dişten çıkan otuz iki mahalleye yayılır. Çapar Ali ettiğini buldu. Ortalığı karıştıran çöp atlamaz ise kimin arabasına binerse onun türküsünü söylüyordu. Hüseyin’in ölümü ile köyde ortalık karagözün düğününe döndü. Eğer damak kaldıran Mustafa Emmi bir daha böyle bir işe kalkılırsa, o zaman seyret tozu dumanı…



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .