Hemşehrimiz Tuncay Aymelek’ten “Gölge Hırsızı” kitabı

Hemşehrimiz Tuncay Aymelek’ten “Gölge Hırsızı” kitabı

01.08.2017

Aslen Kırşehir Aşıkpaşa Mahallesi’nden olan kuruyemişçi ve sarraf esnafından Ömer Aymelek’in oğlu astsubay Tuncay Aymelek’in ilk kitabı Gölge Hırsızı” kitabı büyük ilgi ve beğeni topladı. 6 yıllık bir çalışma sonucu hücresel bellek, dejavu konuların sorgulandığı edebi romanda kapsamlı ruh göçü ile ilgili aşk teması anlatılıyor. Romancı Tuncay Aymelek, gazetemiz “Kırşehir Çiğdem”i ziyaret ederek kitabıyla ilgili […]

Aslen Kırşehir Aşıkpaşa Mahallesi’nden olan kuruyemişçi ve sarraf esnafından Ömer Aymelek’in oğlu astsubay Tuncay Aymelek’in ilk kitabı Gölge Hırsızı” kitabı büyük ilgi ve beğeni topladı.
6 yıllık bir çalışma sonucu hücresel bellek, dejavu konuların sorgulandığı edebi romanda kapsamlı ruh göçü ile ilgili aşk teması anlatılıyor.
Romancı Tuncay Aymelek, gazetemiz “Kırşehir Çiğdem”i ziyaret ederek kitabıyla ilgili bilgiler aktardı.
Papillon Yayınları tarafından hazırlanıp bastırılan, “Gölge Hırsızı” kitabının Kırşehir’de kısa sürede bazı kitapevlerinde satışa sunulacağını belirten Tuncay Aymelek, 480 sayfalık kitabıyla ilgili şunları söyledi:
“Hayatta pek çok kimseyi sevebilirsiniz, onlara bağlanır, uğrunda fedakârlıklara katlanır, acı çekersiniz; fakat sizde bir kişi, yalnız bir tek kişi yıldız olabilir. Ve o ölse bile senelere meydan okur, iklimlere direnir ve ruhunuzda değişmeyen bir yerde kalır. İçinizde bir yerlerde O’nu zamandan korur, zamanının uğramadığı bir yerde saklarsınız. Evet, sizler evlenirsiniz, çocuklarınız olur, bedeniniz, yaşadığınız dünya savaşlarla yerle bir olur, iklimler bile huy değiştirir; hatta sizdeki huylar, düşünceler bile değişir, gerçekten her şey başkalaşır ama o, onun yeri hep aynı kalır. İşte bu sebepten ona, sevgili Yıldızım dersiniz ya işte.
“Kalbimin Küçük Hikâyesi’nde temelde sevgi içgüdüsünün amacı, bir psikiyatrın, ana karakter Rüzgâr’ın, ilk gençliğinden itibaren gelişen, çatışmalı sevgi hayatı incelenerek araştırılmaktadır.
“Beri yandan kalp nakliyle birlikte gündeme gelen hücresel bellek, dejavu, ruh göçü ve hayatımızın en önemli alanına sahip unutma (Dönemsel Hafıza Kaybı) gibi pek çok kavram da konu ediliyor bu romana. Hüzünlü bir aşk hikâyesinin gerisinde ”Beyin unutsa kalp de unutur mu?” gibi sorular uyanıyor kafamızda.
“Acaba bir insanın sevgi hayatı tıpkı yer solucanları gibi, ansızın gelen bir kayıp, bir ölümle birlikte ortadan ikiye bölünse de sonra bu yarım kalmış insan, beyni yaşadıklarını silse dahi, seneler sonra bir başkasında aynı güçlü sevgi belirtilerini yeniden bulsa; içinde onunla birleşme özlemi doğsa, tüm bunlar neye dalalet ederler?
“Kalbin de bir hafızası var mıdır? Bazı araştırmacılar hafıza sürecinin kalp gibi vücudun diğer bölümlerinde de olabileceğini düşünüyor ve buna “hücresel hafıza” adını veriyorlar. Belki de her birimizin hayatı bir düşten farksızdır. Çünkü biz hep düşlerimizdeki bir gökkuşağına ulaşmaya çabalıyoruz; ömrümüz onun renkleri arasında birini aramakla geçiyor… Siz de ilk gençliğinizde bir dönem, yedi renkli bir gökkuşağı gibi, bir düzine genç sevgilinin her birinde, onlarda bulduğunuz renklerin sıcaklığında, söyleyin, aslında özel birini aramıyor muydunuz?
“Rüzgâr’da Rüya ile karşılaştığında bir zamanlar sevgilisi Güneş’le yaşadığı altın bir devrin, artık kaybolmuş bir mutluluğun özlemini duyar içinde. Oysa ki ilk gençliğinde olduğu gibi bir cennetin anahtarını tıpkı gökkuşağına ulaşmak istercesine umutsuzca, hep başka başka renkler arasında aramıştır. Ama o renkler gerçek değildirler ve gökkuşağına ulaşmak ta imkânsızdır. Çünkü sevmek, aynı zamanda bir kaybetme korkusu da taşıyordur ruhuna.
“Bir organ (kalp) nakli sonucunda benlik değişimi mümkün müdür? Acaba yeni bir aşk, anılarımızda kalmış bir ilk aşkın hatırasını silip süpürebilir mi? Ya da şöyle soralım: Seneler sonra sizi görür görmez delicesine seven, on yedi yaşında bir genç kız, tıpkı artık hayatta olmayan ilk büyük aşkınız gibi davranıyor, onun kelimelerini kullanıp onun gibi giyiniyor ve durmadan anılarınızın külünü eşeliyorsa? Beri yandan beyniniz o ilk aşkı silmiş de olsa, yaşamınız birden sevgi ve korku arasındaki sonsuz bir dansa dönüştüyse ne yaparsınız?
“Rüzgâr’ın hayatına da öğrencilik dönemlerinde pek çok genç kız girmiştir. Bunlar nisan yağmurları gibi üzerinde pek bir tesir bırakmadan gelip geçerler ama içindeki bir karanlığı daha da derinleştirirler. Özellikle de yedek subaylığını yaparken dairesinin karşısındaki yurtta kalan sayısız genç kızla flört ederek, deli dolu bir hayat yaşamış olan Rüzgâr’ın karşısına nihayet Güneş isminde çok özel bir genç kız çıkar. Genç psikologun Sevgili Güneş’im dediği bu genç kız, onun tek ve en büyük aşkı olmayı başarır. Fakat ne yazık ki bu genç kız, iki senelik bir beraberliğin ardından geçirdikleri bir trafik kazasında yaşamını yitirir. O sırada beş yaşında olan ve kalp yetmezliği nedeniyle kısıtlı bir süre ömür biçilen teyzesinin yasak aşkından olma Rüya’ya, Güneş’in kalbi nakledilir. Üstelik Rüzgâr’ın beyni, yaşamının Güneş’le olan dönemini, başa çıkılması güç duygusal ve fiziksel bir travmadan korumak nedeniyle, geçirdiği kaza anından itibaren saklamış, o dönemi hiç anımsatmamıştır. Aradan on iki sene geçip de Rüya 17 yaşına geldiğinde, Rüzgâr otuz beş yaşındadır ve onlar teyzesinin cenazesinde karşılaşmışlardır. Acaba hangisi hangisinin hayatını etkisi altına alır?
“Üstelik de Rüzgâr, Güneş’le olan ilişkisinin ardından, 12 sene boyunca kendi içine kapanmış, etrafındaki nesnel, yozlaşmış topluma bir tepki olarak tek başına, kitapları arasında bir bohem hayatı yaşamış, bu süre içinde hiçbir genç kız ve kadın onu etkileyememiştir. Rüya ise aşkını bir kıyafet gibi kolaylıkla sırtından çıkarıp atan kötü ruhlu bir yenidünyanın ve neslin ortasında böyle sonsuz, böyle sadık bir aşkı anlaması için şimdiye kadar öğrendiklerini ve bildiklerini toptan unutması gerekmektedir. Acaba aşkın da mevsimleri var mıdır? Ve o mevsimler, sevgilisi Güneş ölünce dönemsel amnezi yaşayan mutsuz, hayata küsmüş olan Rüzgâr’ın kalbini yeniden aşka açacak, Güneş’ini anımsatabilecek midir? Tüm o mutsuz geçen seneler içinde, hayatından kaybolan bu güçlü sevginin yerini dolduramayıp, duygusal bir tükenişe sürüklenmiş olan psikolog, bulmak ve kaybetmek bir madalyonun iki yüzü gibi ruhunda dalgalanıp dururken, Güneş’in kalbini taşıdığını bilmese de, Rüya’ya baktığında bir şeyler hissedebilecek midir? Ruhunda açılan boşluğun yerini Rüya ile yaşadığı benzer hadiselerle, aynı mekânlarda, aynı eşyalar arasında doldurabilecek midir? Peki Rüya, Güneş’in kalbini taşıdığını bilerek, tıpkı onun gibi Rüzgâr’a doğru çekilişini durduramıyorsa, yaşadığı hayatın kime ait olduğunu nasıl anlayacaktır? Kalpler birbirilerini hatırladıklarında Rüya’nın durumu ne olacaktır?
“Evet, Kalbimin Küçük Hikâyesi’nde ruhların, fotoğrafların, şarkıların ve hatta eşyaların peşine düşmüş bir psikiyatr, belleğinde anısı kalmadığı halde, hala nasıl olup ta acı ve hasret çekebildiğini merak ediyor. Acaba beynimizin sildiği birini hala nasıl oluyor da sevebiliyoruz! Hatırlamayan nasıl özler ki? Yoksa kalp daima hatırlar mı? Ruhumuzda açılan izleri takip ederek, onlar üzerinde yürüyerek, hafızamız karanlıklara gömülse bile, duygusal algılayıcılarımız, ruhsal radarlarımızla da ilerleyebilir miyiz? Aşkımızı beynimiz dışında bir yerde de anımsayabilir miyiz? Acaba ölümle yahut da hafıza kaybı sayesinde bitmiş sandığımız bir aşk, hücre hafızası sayesinde yeniden dirilip hayat bulabilir mi? Beyin bastırmış olduğu, sakladığı şeyleri yeni bir aşkın güçlü sarsıntısı sayesinde, yavaş yavaş döker mi ortalığa? İnsan kendini sürekli yeniden yaratan Anka Kuşları gibi kendini yeni bir aşkın ateşinde yakarak, böylece eski aşkına, hayatına ve benliğine küllerinden yeniden doğabilir mi?
“Yeni bir aşkı bir hatıra gibi yaşıyorsak, durmadan “bu anı daha evvel de yaşamıştım” hissinden kurtulamıyorsak, yaşadığımız hayatın ve mutluluğun tıpkı ortasından bölünen solucanlar gibi hep eksik olduğunu, yarım kaldığını hissetmekten kurtulamıyorsak, tüm bunlar neye dalalettir? Olduğumuz yer ve zamandan uzaklaşıp olmak istediğimiz bir yer ve zamana karşı şu garip ve kuvvetli çekilişimizin hikmeti nedir? Eşyalar ve mekânlar zamanı dondurup, geçmişi geri getirebilirler mi? Evet, “Bu anı daha önce de yaşamıştım” hissinden kurtulamadığınız anlarınız çoksa ne yaparsınız? Yoksa beynimiz amnezi sonucu oluşan boşlukları yaratıcı bir şekilde doldurarak sizi aldatmakta mıdır? Yaralı bir yürek artık şimdiyi bir hayal, bir hatıra gibi yaşıyorsa, hayali bir bağ ile bizi sürekli ve durdurulamaz bir biçimde imkânsız birine doğru sürüklüyorsa ne yaparız? Hafızanın bir sırrı yok mudur? Hayallerimiz ve hatırlamalarımızla geçmişi yeniden yaratabilir miyiz? Buna kudretimiz var mıdır? Hakiki bir aşk hiç biter mi? O sonsuz mudur? Ölüm bile araya girse, bir şekle yahut forma girip devam edebilir mi o aşk? O eski günlerin sesleri, kokuları ve kalbinizi yerinden çıkaracak şiddette attıran heyecanları yeniden doluşabilir mi içinize?”
(HABER: SALİH GÜNER)



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .