HAYATIN SONUNU BAŞA ALMAK!..

HAYATIN SONUNU BAŞA ALMAK!..

21.01.2016

Hayat nede çok kısa değil mi? Bir anda yaşımız 10, 20, 30 hatta 60, 70 olmuş. Daha dün gibiydi yeni emeklemeye başlamış yeni yeni anne baba diyebiliyorduk. Kim bilir İl yürüdüğümüzde annemiz babamız nede çok sevinmişlerdi. Hele ilk anne baba dediğimizde onların sevincini ancak bizlerde anne baba olunca anlayıveriyoruz. Şimdi belki orta yaşlardayız belki de […]

Hayat nede çok kısa değil mi?
Bir anda yaşımız 10, 20, 30 hatta 60, 70 olmuş. Daha dün gibiydi yeni emeklemeye başlamış yeni yeni anne baba diyebiliyorduk. Kim bilir İl yürüdüğümüzde annemiz babamız nede çok sevinmişlerdi. Hele ilk anne baba dediğimizde onların sevincini ancak bizlerde anne baba olunca anlayıveriyoruz.
Şimdi belki orta yaşlardayız belki de artık ihtiyarız. Eskiden 40-50 yaş denilince “ne kadar büyükmüş yaşı” derdik. Şimdilerde bu yaşlar orta yaş hatta genç yaşlar diye adlandırılıyor.
İçimiz içimize sığmaz, kıpır kıpır ve capcanlı idik.
Oysa ne de çabuk geçti, gitti o güzel ve gençlik, çocukluk yılları.
Babam hep derdi bu yaşların kıymetini bilin en güzel yıllar bu yıllar oğul diye…
Ama hiç anlamıyor insan bu yılların çarçabuk geçişini.
Hep diyoruz ya daha dün gibi…
Daha yeni okula başladın, ilk orta lise bitti, vay be delikanlı adam oldun da üniversiteye gideceksin…
Sonra hayatın tam ortasında buluvermişsin kendini…
İş hayatı, evlilik hayatı, aile hayatı ve çoluk çocuğa karışmış tabiatı ile hayat vitrininde kendini buluvermişsin.
Birde geriye yaslanıp bakmışız eskilere çok eskilere eskiyenlere eskittiklerimize, babalarımız, annelerimiz hayattalar (Allah hayırlı uzun ömürler versin hepsine) ama onların anneleri, babaları, amcaları, dayıları, hala ve teyzeleri belki de bu hayatta değiller…
Onlarda bu şehrin cadde ve sokaklarında gezip tozdular, eğlendiler, çalıştılar, mücadele verdiler, insanlara ve hayata karşı, ama şimdi yoklar ve hiçte olmayacaklar artık.
Tarih ve kültür şehri Kırşehir’de kimleri aramızdan alıp götürmedi ki?
Peki biz ne istiyoruz bu geçici, boş ve anlamsız olan hayattan…?
Hep genç olmak genç kalmak, sağlıklı olmak kariyer sahibi olmak, güzel bir eş güzel bir iş iyi bir yaşam sürmek…
Kim istemez ki…
Kim istemez ki hep genç kalmak, güzel olmak, mutlu yaşamak, dinç kalmak…
Geçip giden zamana dur yiyebilmek.
Mutlu olduğun zanlarda o anların bitmesini istememek, mutsuz iken zamanla barış imzalamak (ki zaman çabuk geçsin ki o kötü anlar unutulsun).
Zor olan geçmişi geri getirmek, zor olan bir çırpıda geçip giden o güzel mutlu anları geriye getirebilmek.
Hayatın sonunu başa almak gibi bir şey olsa gerek. Ama istesek de bu hayatı hiçbir zaman geriye alamayacağız. Hayatın ve zamanın kıymetini geçmeden bilmek gerek çünkü bir yılın değerini anlamak için; final sınavını geçememiş bir öğrenciye sormak lazım, bir ayın değerini anlamak için…
Erken doğum yapmış bir anneye sormak lazım, bir haftanın değerini anlamak için…
Bir gazetenin editörüne sormak lazım, bir saatin değerini anlamak için…
Buluşmak için bekleyen aşıklara sormak lazım,bir dakikanın değerini anlamak için…
Treni, otobüsü ya da uçağı kaçıran birine sormak lazım, bir saniyenin değerini anlamak için…
Bir kazadan sağ çıkan bir insana sormak lazım, bir milisaniyenin değerini anlamak için…
Olimpiyatlarda gümüş madalya kazanmış birine sormak lazım nasıl başarıya ulaştığını anlamak için…
Hayat kimse için beklemez. Aynen zamanın beklemediği gibi.
Sahip olduğumuz her dakikanın, her saatin, her günün, her ayın, her yılın kıymetini bilelim. Çünkü bir daha o zaman asla geriye gelmeyecek.
Temel reis kahvede otururken eline silah almış ve duvardaki saate kurşun sıkıyormuş, yanındakiler sormuşlar “ne yapıyorsun?” diye
“Zaman öldürüyorum” demiş.
Zamanınızı öldürmeyin bu zaman para ile pul ile alınacak ve geriye getirilecek bir şey değil. Çok duymuşsunuz dur “senin gibi genç olsam da, milyonlarca borcum olsa” diyen yaşlı amcaları…
Ve emin olun bu güzel zamanları onu bazı özel kişilerle paylaştığınızda değerini daha iyi bilecek ve anlayacaksınız. Bu kolay değil belki ama imkânsız da değil. Yine de yaşanılan şuanda geleceğe dair kaygı ve mutsuzluklar yaşamamak.
Ve sonradan “keşke” dememek için hayatın sonunu başa getirmek. Tıpkı okumakta olduğun bir kitabı sonundan okumaya başlamak ya da bir filmin sadece sonunu izlemek gibi bir şey olmalı.
Anlamsız olan bu hayata anlam katmak, kıymetsiz olan zamana ilerde (yaşlanınca) bir an evvel bitsin yeter artık demek.
Dik durmak, düz yaşamak, yamulmamak, eğilmemek, yalakalık yapmamak, hayatla oyun oynamaya kalkmak…
Kitabı sonundan okumaya başlarsan bir şey anlamazsın ancak baş kısmına gelince sonunda okuduklarını başta görebilir ve anlayabilirsin. Bu da aynen hayatın sonuna geldiğinde bu hayatın boş ve anlamsız olduğunu görmüş olduğun gibi.
Yoksa ömrün son demlerinde hep keşkelerle bitecektir hayatın.
Bazen kurda kafa tutan kuzudan yana olmalısın, bazen de hayalin karşısındaki duran bir gerçek.
Dilinle söyleyemediğin şeyleri asla yüreğinde saklamamalısın.
Unutma ki zamanın geçmesini istemek elinde olmadığı gibi o zamanı durdurmakta elinde değildir.
Elinde olan sadece yaptıkların ve yapmak istediklerindir.
Hayatla saklambaç oynamaya kalkarsan sobelenen hep sen olursun. Körebe olmadan saklambaç oynamamalısın.
Hayatın sonunu başa alamazsan üzülen kırılan yıkılan, şikayet eden hep sen olursun.
Çünkü hayata dair hep söyleriz ya “bir nefes alıp vermek kadar kısa” diye.
İşte o kısa olan hayatı uzatmak uzatamasak ta güzelleştirmek elbette ki senin elinde.
Haydi hayatının sonunu başa al, al ki sonunda mutlu olasın…
Mutlu olamasan da üzülmeyesin.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .