Halkın yoluna dizildik

Halkın yoluna dizildik

02.07.2015

Neşet Ertaş’ın memleketi Kırşehir’den devrimci çıkar mı? Çıkar. Sivas katliamını anımsayacak. Hatta yüreği vatan aşkıyla yananların demlendiği bir yerde vardır hatta. Dost Çay Evi. “Komünist Osman” derler sahibinin namına. İyi adamdır. Yüreklidir, iyimserdir, çirkin bir gelişmeye kaşları çatmaya görsün. Soğuk kış günlerinde o yeşil parkasından sıyrılır kavgası. Sıcacıktır. Candır. Bu kentte birçok insanının gönül dostudur. […]

Neşet Ertaş’ın memleketi Kırşehir’den devrimci çıkar mı? Çıkar. Sivas katliamını anımsayacak.
Hatta yüreği vatan aşkıyla yananların demlendiği bir yerde vardır hatta. Dost Çay Evi. “Komünist
Osman” derler sahibinin namına. İyi adamdır. Yüreklidir, iyimserdir, çirkin bir gelişmeye kaşları çatmaya görsün. Soğuk kış günlerinde o yeşil parkasından sıyrılır kavgası. Sıcacıktır. Candır. Bu kentte birçok insanının gönül dostudur. Nerede bir komünist devrimci yurtsever var, Osman Ağabey’in mekânında bağdaş kurar.
Osman Ağabey’in emek kokan çayı ile başlar umuda yolculuklar. Komünisttir, devrimcidir oraya uğrayanların çoğu. Ben de her an oradaki bağdaşı ve dostluğu özleyenlerden ve sıkça gidenlerdenim. Dışarıdan bakıldığında ‘’Komünistiz’’ hepimiz. Kim ne derse desin vatan aşkıyla atar kalbimiz. Bu Temmuz’da Sivas için orada attı yüreğimiz.
Evet vatan aşkıyla atar yüreğimiz. Halkın yoluna diziliriz.
Şurada, yanı başımızda Sivas’ta, 37 canı ateşler, ağular içinde yitirdik. Kalbindeki zincirleri zorlayan eli kanlı katillerin hırıltısıyla.
Pir Sultan’ın bozuk düzene karşı baş kaldırışından bu yana insanlık baskı ve işkenceler içinde kaldı hep. Aslında o asırlarda kopardı insanlığın kalbini devrin katilleri. O dönemlerde sığdıramadılar Anadolu’ya bir avuç çiçeği. Acımadan yoldular, yaktılar, yıktılar, yok ettiler. Asırlar önce başladı zalimlerle mücadele. Anadolu’nun aydınlanmasını cehaletin torunları hiçbir zaman istemediler. Taa ki Mustafa Kemal’in aydınlık meşalesini Sivas Kongresiyle yakana dek. Bu meşale cumhuriyet meşalesi idi. Ne olduysa o günden sonra oldu, karanlığın lağım fareleri bu ışıktan sonra karanlığı yeniden yaratmanın yeni yollarını denedi. Aydınlığı, çağdaşlığı, cumhuriyeti yok etmek için.
Bu ülkenin ihtilallerinin, işkencelerinin, tecrit ve ceza evlerinin kapanından kurtulan ve üremek üzere pusuya yatanların katiller ordusu, Çorum’da, Maraş’ta kasıp kavurmaya başladılar önce. Işığa, aydınlığa semah dönenler koca bir ülkenin ordusunun, devletinin gözleri önünde bağı bağıra öldürüldüler. Çocuklar ağaçlara çivilendi, kadınların karnı deşildi, erkeklerin kafası taşla ezildi. Dediler ‘’Allahu Ekber.’’ Böyle bir vicdan, böyle bir ahlak, böyle bir iman ile hangi Allah sizi huzurunda görmek ister? Bu memlekette ne vakit ağıtlar kopsa, ardından hep tekbir korsanları, din sansarları çıkıyor ne yazık ki.
Anadolu karanlığa koşan bir cehaletin cinayetleri ile sarsılıyor her asırda. Oturdukları sofrada kanlı elleriyle ekmek yiyenlerin şükrünü, aminini hangi din kabul eder?
Haber aldılar. Cumhuriyetin aydınları Sivas’ta idi. Pirleri Pir Sultan Abdal için. Karanlık koridorlarda çoğaldı böcekler. Büyük bir katliam ağını örmeye hazırlanıyorlardı. Sivas’ın Cumhuriyet Caddesinde yer alan Madımak Oteli’ni kuşatacak, tekbir sesleriyle 37 canı acımadan yakacaklardı. Ve sanıyorlardı ki arınacaklardı, kendilerinde kurup uydurdukları kirlenmişlikten. Kerbela’dan Sivas’a kana doymamıştı zalimler. Zulüm kuduz bir dalga gibi yayılıyordu.
Emir verildi. Camii’de kılınan namaz sonrası cübbeli piyonlar sokak sokak aktı otelin önüne. Kalabalık korkuyla büyüyordu, ne olduğunu anlamayan bir başka insanlığın şaşkın bakışlarıyla. Ötelerden bu yana kurgulanan ölüm planı yerli yerinde işliyordu. Katiller artık yakmaya, gözleri önünde bir insanlık yanarken kudurgan şehvetle tekbir sesleriyle kaynıyordu. Biliyorum, otelin içinde ölümü bekleyen aydınlarda bir iç geçiş; ‘’ Ya Hızır Bizi Yine Katledecekler.’’ Nasıl bir vicdandı ki Allah’ın adıyla ölüm tekbirleri çekiliyordu. Hem de iş birlikçi o çok bildiğimiz apoletlilerle.
Kar topu gibi büyüdü ölüm avcıları. Elinde benzin bidonuyla daldı otele, kılıksız, şeytanı andıran kıllı bir tip. ‘’Allahu Ekber’’ diyerek döktü benzini otele. Bir başka eşgalsiz, çirkin cübbeli çıkararak cebindeki kibriti, tekbir sesleriyle ateşledi kavını kibritin. Ortalık bir an alev topuna döndü. Dumanlar çığlıklarla yükseldi. Otelin üst katındaki pencereden kaçıp kurtulmak isteyenlere izin verilmiyordu. Bütün çıkışlar tutulmuştu. 37 can dardaydı. 37 can kuduran katillerin kuşatmasındaydı. Ölümün duman duman yükseldiği bir ülkede dışarıda o akıl almaz bağrışmalar ‘’ Ya Allah Bismillah Allahu Ekber.’’ Hasan Hüseyin’in evlatları , Hz. Ali’nin torunları çığlıklarla birer birer susarak düştü. Her çığlık bir bir sönerek. 37 can, 37 gül yanmıştı zalimlerin ateşiyle. Amerikan siyasetinin piyonları zafer tekbirlerini dindirerek bir bir.
Tarihin kirli sularına sızan son 13 yılın bileşkesi geldi aldı Sivas davasını düşürdü katilleri cebine koydu. Unutmadık.
Hatırlatmak istedim. Kerbala’da Hasan ve Hüseyin’e yapılan zulmün bedelini Filistin, Irak, Mısır ile ödediler. Şimdi Suriye’de çığlıklar çığlık içinde. Resmen ölüm yağıyor. Nasıl ki Hz. Alinin Evlatlarının kanı Fırat’a akıtıldı. Sizlerin de kanı akacak elbet o çorak kimsesiz topraklara. Vebal büyük bir ölçüdür. Hz. Muhammed’in buyurduğu gibi, can yakan canının yanacağı günü bekleyecek.
Bu yazımda Sivas’ı yazmak istedim. Anmanın verdiği savaşla.
Baktım hükümeti kuracağınız, anılacak yanınız yok, en onurlusu 37 canı anmak, yazmak dedim. Işıklar içinde kalmalarını diledim.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .