Hakkını helal et!

Hakkını helal et!

28.08.2019

Ne güzel bir söz değil mi? Sizce de güzel bir söz mü hakkını helal et sözcüğü? Hak yiyen, insanların ekmeğiyle, kaderiyle, geleceğiyle oynayan, hayatını karartan, kişilerin işin sonunda vedalaşırken kullandıkları sözcüktür “Hakkını Helal” sözcüğü. Ama ben bu cümleyi pek sevmiyorum. Acaba bir hak çok kolay helal edilir mi, veya hakkını helal et demek bu kadar […]

Ne güzel bir söz değil mi?
Sizce de güzel bir söz mü hakkını helal et sözcüğü?
Hak yiyen, insanların ekmeğiyle, kaderiyle, geleceğiyle oynayan, hayatını karartan, kişilerin işin sonunda vedalaşırken kullandıkları sözcüktür “Hakkını Helal” sözcüğü.
Ama ben bu cümleyi pek sevmiyorum.
Acaba bir hak çok kolay helal edilir mi, veya hakkını helal et demek bu kadar kolay mı?
Kırşehir’de özel veya resmi kurumlarda çalışıyorsunuz, yüzünüze karşı size methiyeler dizip, iltifatlar yapan kişilerin üst kademeye şirin görünmek, puan kazanmak adına sizi kötüledikten, olur olmaz şeyler söyledikten, hayatınızı karartıp, geleceğinizle oynadıktan sonra işin sonuna gelindiğinde sanki hiç bir şey yapmamış gibi utanmadan, sıkılmadan, yüzü kızarmadan gelip size “arkadaşım yıllardır seninle aynı yerde çalıştık, bu süre içerisinde birlikte yedik, birlikte içtik ama maalesef benim işim buraya kadarmış senden helallik istiyorum! Bana hakkını helal et” demesidir.
Veya iş yerinde kağıt üzerinde resmiyette yönetici, ama normalde boş balon olan kibirli, kendini beğenmiş, egosu tavan yapmış sözde yöneticinin T.C. Devletinin kanunlarını, idarecilik yaptığı, çalıştığı iş yerinin kurallarını uygulamak yerine kendi kafasına göre hareket edip, “Ben bilirim”, “Ben yaparım”, “Ben ne dersem o olur” tarzındaki egolarıyla personeli küçük görüp, aşağılamaya çalışarak, her türlü haksızlığı yapması, geleceğiyle oynaması, iş yerinde huzurlu çalışılmasını engelledikten sonra işin sonunda hiç bir şey yapmamış, kanunlardan, kurallardan ayrılmamış ve eşitlik ilkesinden vazgeçmemiş gibi sizden “hakkını helal et” demesi bu kadar kolay olmalı mı?
Başka bir açıdan bakarak egolu, kibirli, kendini beğenmiş yöneticinin mesai arkadaşlarına selam vermemesinden, günaydın dememesinden, tokalaşmamasından, konuşurken sırtını dönmesinden, insanları aşağılamasından, her türlü haksızlığı adaletsizliği yaptıktan sonra işin sonunda “Ne yaptıysam kurum için yaptım, kurumun başarılı olması için ve sizler için yaptım, burası iş yeri olması gerektiği gibi davrandım! Hakkınızı helal edin” demesi bu kadar kolay olmalı mı, bu insanlara hak helal edilir mi?
Bunlara verilecek en kibar cevap:
“Sizlerin anası güzel mi?” dedikten sonra “Hadi oradan! Siz veya sen iş yeri kurallarını, kanunları, yasaları uygulamadınız, kendi beyninizin içindeki art niyetli, kibirli, mızmız, kural ve kanun tanımaz egolarınızı tatmin etmeye çalıştınız, iş yeri ve çalışma huzurunu bozdunuz, verimliliği ve kaliteyi düşürdünüz, personelin isyan ederek işe isteksiz gelip gitmesine gelirken size her türlü belayı ve Fatiha’yı okumasına vesile oldunuz. Hal böyle olunca işin sonu geldiğinde sizlerin bütün bunları iş yerinin disiplini, başarısı ve sizler için yaptım deme hakkı yok, ben veya bizler size, sana, her neyse bu dünyada hakkımızı helal etmiyoruz, ahirette de iki elimiz yakanızda olacak” demek olacaktır.
Bu nasıl bir iş, bu ne utanmazlık anlamıyorum. Vallahi bizim Türkiye’de, memleketimiz Kırşehir’de aynı durumda.
İnsanlara haksızlık yap, geleceğini, karart, ekmeğiyle oyna, bir lokma ekmeğe muhtaç et sonra da hiç bir şey olmamış ve zemzem suyuyla yıkanmış gibi, günahsız bir melekmiş gibi “Hakkınızı helal edin” de!
Demezler mi insana “Sen helallik istiyorsun iyi güzel de neyin helalliğini istiyorsun? Ekmeğiyle oynadığın insanın, eşinin, çocuklarının, anne ve babasının yoksulluk içerisinde yaşamalarına, evine ekmek götürememesine, çocuklarının ihtiyaçlarını karşılayamamasına sebep ol, bunalımlara, sıkıntılara düşür, uykusuz geceler geçirmesine vesile ol ve işin sonunda “Hakkınızı helal edin” de. Bu ne turşu, bu ne perhiz!
Bunun örneklerini Kırşehir’deki kurumlarda çok görmekteyiz. Kurum isimleri önemli değil özel olsun resmi olsun, al birini vur ötekine.
Helalleşmek sadece iş yerleriyle ilgili değil, komşuluk ilişkilerinde, pazardan ve esnaflardan yapılan alış verişlerde, dededen, babadan, atadan kalan miraslarda durum aynı.
Dededen, babadan, atadan miras kaldı. Bu mirası eşit şekilde paylaşmak varken herkes birbirine madik atmanın uyutmanın, fazla miras almanın peşinde.
Nitekim birileri birilerini uyutarak, dolandırarak mirastan fazla alıyor veya babası, atası hayattayken onların hastalığından faydalanarak miras kalacak malları üzerine geçiriyor, kardeşlerine vermiyor ve sonrasında bu insanlar kardeşlerine “hakkınız helal edin” diyor.
Bunun örnekleri Kırşehir’de çok olduğu gibi yine Kırşehir’de çok sayıda kardeşler, ablalar, ağabeyler, bacılar birbiriyle dargınlar ve düşman gözüyle bakmaktadırlar.
Apartmanın üst katında oturuyorsun ama alt katta oturan komşunun çamaşırını, camların, kapıların açık olduğunu gördüğün halde komşunun evde olmamasını da fırsat bilerek aşağıya halı, kilim silkeliyorsun, o insanların emeğine saygı duymuyorsun, sadece kendini düşünüyorsun ama taşınacağın gün gelerek “komşum biz taşınıyoruz, hakkını helal et” diyorsun. Ya da apartman aidatlarını ödemiyorsun o kadar insanın hakkını yiyorsun giderken helallik istiyorsun.
Kırşehir’ de haftanın üç günü kurulan pazardan sebze, meyve alıyorsun satıcı poşetin içine iki sağlam, üç tane çürük domates koyuyor, üç sağlam elma koyuyorsa dört çürük elma koyuyor, açıp bakmasınlar diye poşete sağlam bir düğüm atıyor parayı aldıktan sonra ” Allah bereket versin, hakkını helal et” diyor.
Pazarcı helallik istiyorsun da içine koyduğun eve gidince ortaya çıktığında çöpe atılacak çürük meyve ve sebzeler ne olacak, bunun hesabını nasıl vereceksin, o parayı nasıl yiyeceksin. Hakkını helal et demek bu kadar kolay mı pazarcı?
Kırşehir Kılıçözü Sanayi Sitesi’ne gidiyorsun arabanı tamir ettiriyorsun, bakımını yaptırıyorsun senden olduğundan fazla para talep ediliyor, çaresiz veriyorsun, tamirci parayı aldıktan sonra “Hakkını helal et” diyor.
Tamirciye “Aldığın fazla paranın mı hakkını helal edeceğim” diye sormak gerekmez mi, o parayı nasıl yiyeceksin demek gerekmez mi?
Başka bir husus arabanı tamir ettirdin cebindeki para yeterli değil, paranın birazını verdin, birazını veremedin sonra vereyim dedin ama vermeyerek üzerine yattın, gün geldi tamirci senden hakkı olan alacağı parayı talep etti sen de vermek yerine “yahu sen Müslüman değil misin niye para istiyorsun? Dinimizde helalleşmek diye bir şey var gel helalleşelim” dedin, tamircinin evini geçindirdiği, parasını, alın terini vermedin hal böyle olunca nasıl utanmadan “Hakkının helal et” deniliyor anlamıyorum.
Kırşehir sanayisinde arabanın lastiğini değiştiriyorsun senin yüreğin temiz, iyi niyetlisin, karşındakini insan olarak görüyor ve kendin gibi dürüst düşünüyorsun, insan olarak görüyorsun ama adam lastiği değiştirdikten sonra senin iyi lastiklerini alıyor elindeki hurdaları çaktırmadan bagaja koyuyor ve sana “hakkını helal et” diyorsa.
O lastikçiye hak helal edilir mi veya senin iyi lastiğini sattıktan sonra kazandığı parayı nasıl harcayacak ve Allah bunu görmedi mi, hesabını sormayacak mı, o para senden ailenden çıkmayacak mı?
Maalesef ülkemizde ve Kırşehir’de resmi ve özel kurumlarda çalışan insanlarla, serbest çalışanların ve kendini insan gören zatların durumu bu.
Her türlü haksızlığı, hırsızlığı dolandırıcılığı yap, insanların ekmeğiyle oyna, geleceğini karart, sıkıntılara, bunalımlara sok, sinirlerini boz, hatta intihar etmesine vesile ol, mirasta dolandır, sebze ve meyvelerin çürüğünü koy, yaptığın işte fazla para al veya elindeki hurda lastikleri ver sonra da “Allah bereket versin gardaş, hakkını helal et” de!
Sizleri bilmiyorum ama bana göre hak helal etmek bu kadar basit olmamalı ve de helal olsun deyince helal olacağını zannetmiyorum. Çünkü gerçeği Allah görüyor, Allah’ın hesabı başka oluyor. O nedenle geçmişte ve günümüzde bana kim ne haksızlık yaptıysa, kimler aslı astarı olmayan yalan sözler söyledilerse, iftira attılarsa, geleceğimle oynadılarsa hiç birine hakkımı helal etmedim, etmiyorum ve bunları yüzlerine söylediğim gibi bir de rahmetli annemin sürekli olarak bana “oğlum sana taş atana, sen ekmek at, kimseye bela okuma, bela okumak iyi bir şey değil, kötünün belasını Allah verir sen iyi ol” derdi ve bu konuda anneme de söz vermiştim. Ama bir ara mezarına gittiğimde annemden verdiğim sözü tutamadığım için özür diledim. Çünkü ben yukarıda bahsettiğim insanlara hakkımı helal etmediğim gibi ilave olarak “Allah belalarını versin” diyorum.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .