Hadi bal satalım, olmadı vatanı…!

Hadi bal satalım, olmadı vatanı…!

16.07.2015

Her gün televizyonlarda o aşağılık haberler; ülkenin, halkın, bağımsızlığın ve geleceğin diplere çekildiği. Üstelik çocuk parkı gibi şimdilerde ortalık. Aklıma gelen ilk şey; “hadi bal satalım.’’ Senfoni şöyle; el ele kol kola, mavi de boncuk yan yana. Şahane bir Amerikan takısı. Koalisyonu kuramayanlardan bahsediyorum. “Hadi bal satalım’’ olmuyor, zevk vermiyor bu oyun, halka satılacak bal […]

Her gün televizyonlarda o aşağılık haberler; ülkenin, halkın, bağımsızlığın ve geleceğin diplere çekildiği. Üstelik çocuk parkı gibi şimdilerde ortalık. Aklıma gelen ilk şey; “hadi bal satalım.’’
Senfoni şöyle; el ele kol kola, mavi de boncuk yan yana. Şahane bir Amerikan takısı. Koalisyonu kuramayanlardan bahsediyorum.
“Hadi bal satalım’’ olmuyor, zevk vermiyor bu oyun, halka satılacak bal da yok. Öyleyse; “hadi vatanı mı satalım!”’ kökten, yeter tükendik artık. Işıklı medya plazalarının dönek yazıcıları ve kalaylanmış haberleri ile örtüyorum televizyonu, Amerikan uşaklarına kafa tutan dizeler yazıyorum.
7 Haziran sonrası bir başına bırakılmış şehrim geliyor aklıma. Bir başına bırakılmış halkım. Ülkem geliyor. Kendime dönüp soruyorum; hangi vicdan kıyar halkına, kuduz azman gibi umursamadan, çekip yorganını üzerine rahatlıkla homurdanarak, hangi allahsız görmezden gelir vatan ağrısını? Makinelerde sayılan milyonların donu düşük pişkinleri, nereye kadar götürür ömrünü, ardına düşman dipçiği dayanmışken? Ve nasıl bir kaygısızlık ki bu, yoksa ben mi hastayım, çok mu görüyorum ülkeyi? Saç diplerimin dibine düşen sızıyı kaşıyarak, yarına tereddütle kapayarak gözlerimi.
Anadolu’nun içsel çöküntüsü Kırşehir’e de yansıyor. Son kuruşunu harcıyor insanlar, son ömrünü satarak devletine. İçi boşalıyor geleceğimizin, Mustafa Kemal’in kazandığı bu ülke pay pay verilerek geriye. Bugün, bu bayramın ilk günü, çok merak ediyorum; hangi halkın yarını huzurla ve devletin hangi vekili vicdanla eğilecek secdeye? Ya da hangi secdesiz hangi Allah’ı ile geçirecek bayramını? Halkı böyle açlık, ızdırap, yarınsız ve kederle itmişken cehenneme?
Bazen oturup güzel yazılar yazmak istiyorum. Çiçekler açan. Mor menekşeler, yeşiller içinde. Güneşin oynaştığı, derelerin aktığı; Yeşil Yol’dan Karadeniz’e, gürül gürül bir hayatı yazmak. Sanıyor musunuz ki ömrünüzü bilerek incitmeye, kalbinizi bilerek dağlamaya geliyorum. Söylüyorum işte, işgal içindeyken ülke, koparılıyorken ilikleri bir bir, gülümseyemiyorum, güzel şeylerden yazamıyorum işte.
Daha dün, elinde asa, oturmadı mı Yeşil Yol’da, bir kaya parçasının üstüne Havva Ana, bağıran greyderlere gövdesiyle barikat kurarak; “bu ülkeyi, bu doğayı, bu yeşili, bu yolu yıktırmam, bozdurmam. Kimdir devlet? Kaymakam kimdir? Vali kimdir? Ben halkım!..’’ Yürüdü gözlerimden umut. Kalbim aklıma yürüdü. Aklım isyanıma. Eğer Havva Ana, zalimlerin dostu olsaydı, inanın daha çok üzülürdünüz.
Elinde asa / direndi Havva Ana / dedi ‘’kimdir devlet, ben halkım’’ / ömrü yaşlanmış hayat yoruldu bu oyundan / Yeşil Yol yoruldu / Yeni bir insanlık / Yeniden / daha yeşil bir dünya için / getirin Adem’i Havva’nın koynundan…
Hayatı tanımlamak. Dokunduğumuz ve soluduğumuz yaşama karşı mücadele vermek. Toplumun onur sularını kirletmeden bir devlet, bir halk, bir birey, bir kravatlı olmak, geleceğini inşa etmek, sevgisizlikten ve ölümden uzak bir yaşamı oluşturmak, mutluluğu ve aşkı kurmak, ellerimiz iç içe, yüzlerimiz sevgiyi dönük bir barışı yaratmak için harekete geçmek neyi, neden ve niçin güç kılsın?
Sermayesini, makamını, kravatını edinmiş altı yumuşak asılsızların idare ve kapsamlarında halkın eğilişini görmek; itelenişini, yok sayılışını, ötelenişini, kasıp kavuruluşunu kendilerinin dahi bilmedikleri yürütmenin, yönetmeliğin, kanunların uygulamasında, ne acı.
Daha dün Anadolu’nun ve eski toprakların doğurduğu bürokrasiye, dönüp geçmişlerine, atalarına, topraklarına, nasıl bir halktan geldiklerine bakmalarını ve halkına bu vicdanla yaklaşmalarını diliyorum. Zira böbürlenmek, makamdan asla inmeyeceğini sanmak, ölümsüz bakmak saplantısına önerim, Sultan Süleyman’dır. Yeter! Yolmayın, ağrıtmayın, yakmayın bu halkı.
Neredesin o haklı, ahlakçı, halkçı, tek adamlığa karşı savaşan Filozof Cicero? Gel de gör, ne felsefesi var bu alemin. Roma’nın soylu şövalyesi, artık o gün ki gibi değil dünyada bürokrasi. Adaletin, ahlakın ve halkın dünyasına çöreklenen akreplerin meclisinde kaldık. Duyuyor musun beni cumhuriyetin savaşçısı, arsızların kapanında boğuluyor hukuk, boğuluyor dünya, boğuluyor insanlık.
Kabahat benim. Neden satır satır öfkeleniyorum. Size soracağım ve söyleyeceğim en net şey şudur oysa. İnsan su içtiği ekmek yediği vatanına kıyar mı? Beyler bu vatana nasıl kıydınız? Öyle umursuz nasıl durdunuz? Sayın ki, ha soyunuz eli kolu zincirlere bağlanmış, ha da yurdunuz.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .