GÜNÜ ANLAMAK!

GÜNÜ ANLAMAK!

11.01.2017

Kırşehir 2017 yılına yeni umutlarla girdi. Kırşehir Belediyesi’nin başlattığı altyapı çalışmalarının sonuna gelindi, modern Kırşehir için hazırlıklar yapıldı. Kırşehir Milletvekillerinin hazırladıkları ve takibini yaptıkları projelerin gerçekleşmesini beklerken, güzel ülkemizde yaşanan terör olayları, komşu ülkelerdeki savaş herkesi olumsuz yönde etkilemeye başladı ne yazık ki… Kırşehir’de insanlar yaşadıkları her türlü sıkıntıları unuttu, geleceklerinden endişe etmeye başladı. Gerçekten […]

Kırşehir 2017 yılına yeni umutlarla girdi. Kırşehir Belediyesi’nin başlattığı altyapı çalışmalarının sonuna gelindi, modern Kırşehir için hazırlıklar yapıldı. Kırşehir Milletvekillerinin hazırladıkları ve takibini yaptıkları projelerin gerçekleşmesini beklerken, güzel ülkemizde yaşanan terör olayları, komşu ülkelerdeki savaş herkesi olumsuz yönde etkilemeye başladı ne yazık ki…
Kırşehir’de insanlar yaşadıkları her türlü sıkıntıları unuttu, geleceklerinden endişe etmeye başladı.
Gerçekten Türkiye, bence kurtuluş savaşından sonra tarihinde geçirdiği en kritik zamanları, tarihi anları geçiriyor. Bu tespitimi birkaç kez bu sayfalarda tekrarlayarak sizlerle nedenlerini paylaşmaya çalıştım.
Günü anlamak için geçmişe bakmak lazım.
Günü anlamak için geçmişi iyi irdelemek lazım.
Günü anlamak için geçmişi somut olarak araştırmak lazım. Taraf olmamak, çok yönlü analiz, ileriye ışık tutar, ileriye yönelik strateji geliştirmeye yarar.
Türkiye çok yönlü bir kalkışmayla karşı karşıyadır.
Recep Tayyip Erdoğan. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı.
Kendisini şahsi olarak beğenin beğenmeyin, konuşmasını sevin sevmeyin, otoriter bir yönetim tarzı kurma fikri ve fiiliyatına ister karşı çıkın; ister destekleyin. Yalnız bir şey yapın, bu günleri atlatmamıza yardımcı olacak bir davranış sergileyin.
Onun bu kalkışma/kalkışmalara karşı verdiği mücadelede millet olarak omuz omuza verme kararlılığını gösterin. Çünkü bu mücadele başarısız olursa etkilenecek olan, zarar görecek olan biziz, yani Tüm Türkiye’de yaşayan vatandaşlar. Hepimiz.
O zaman bu ince ve hassas çizginin dozajını da siyaset yapanlar nasıl ayarlarlarsa ayarlasınlar ve artık ayrıştırıcı siyaset yapma huylarından, atıp tutmalardan, kaçınsınlar.
Bu tür siyaset tarzının hepimizin çıkarına olduğunu düşünüyorum.
Önemli gelişmelerden söz ettik.
Önemli bir soru:
Nasıl olur da bir stratejik ortağımızın, aynı zamanda NATO’nun da patronu olan ABD’nin, hemen yanı başımızda bir terörist örgütü desteklemesini hem de gözümüzün içine bakarak desteklemesini nasıl izah edebiliriz?
Güney sınırlarımızda ,Suriye’de olanlar da neyin nesiydi? Türkiye neden belli vaadlerle Suriye oyununun içine çekildi ve sonra neden sap gibi ortada bırakıldı.
Zaman zaman kafamı kurcalayan bu soruların yanıtını bulmak için epeyce bir sayfa tozu yuttum.
Bugün Face Book’ta uyarıcı, analitik yazılarını arada paylaştığım bir hocanın Prof. Yahya Sezai Tezel’in bir yazısı bu konuda kafamı meşgul eden sorulara iyi bir yanıt mahiyetinde idi. Kendisinden de izin alarak bu yazıyı sizinle paylaşıyorum. Uzunca olabilir ama sizden ricam dikkatle okumanızdır. Hocanın bazı yorumlarına katılmıyor olabilirsiniz, yadırgayabilirsiniz. Ancak ABD’nin ne kadar uzun süreli olarak çıkarları için strateji kurduğunu bu anlamda da, PYD desteğini, bence tüm çıplaklığı ile ve de özet olarak açıklayan bu makale: Altını çizerek okuyalım.
Pentagon Kürtleri eğitiyor. Niye?
ABD derin devletinin temel kuruluşu Pentagon’dur, CIA değil.
Şah İran’dan kaçıp Humeyni İran’a dönüp duruma el koyduğunda ben Harvard Üniversitesinde misafir bilim adamı (visiting scholar) olarak gelişmekte olan ekonomilerdeki kalkınma projeleri ile ilgilenen Harvard Institute for Internatioal Development’da çalışıyordum. Alt katta Middle East Center, onun da altında Huntington’un da çalıştığı ünlü Center for International Affairs vardı. Bu sonuncusu önemli bir stratejik araştırmalar merkeziydi. CFIA bir kapalı toplantıda konuşmak üzere Pentagon’dan iki uzman davet etti. Harvard’da akademisyen olarak çalışanlar adlarını kaydettirerek katıldılar. Gelenlerden biri Üniformalı biri sivildi. Haritalar kullanarak olan biteni analiz ettiler. Aldığım notlar bir yerde olmalı. Ama zihnimdeki notlar tap taze.
Üniformalı Pentagon uzmanı haritalar üstünde göstererek şunu söyledi. Hazar Denizi ve Basra Körfezi fosil yakıt havzasının üretimi ve dağıtımı sürdürecek şekilde korunması, savunulması ABD’nin 1 numaralı stratejik önceliğidir. Bu önümüzdeki 50 yıl için böyledir.
Yıl 1980 olmalı. 22 yıl sonra 2001-2002 de Pentagon Irak’a Türkiye ile birlikte kuzeyden girmeyi teklif etti. Amerikalılarla müzakereleri diplomat Deniz Bölükbaşı yönetti. Yayınladığı kitap piyasada satılıyor. 1 Mart Tezkeresi diye ararsanız bulursunuz. Pentagon zorlu müzakereler sonrasında TSK ile ortak kumandayı kabul etti. Varılan anlaşmanın ana taslamı TCBMM’den geçti. Yani milletvekillerinin çoğunluğu, Kürt vekillerin muhalefetine rağmen onayladılar.
Pentagon 6. Filoyu İskenderin açıklarına demirledi. Maraş’da ABD’nin kuracağı karargah için geniş bir arazi kiraladı. Malzemeler ve personel İskenderun’u indirilmeye başlandı. Ve Anlaşmanın ayrıntıı metni, dikkatinizi çekerim ana hatları Mecliste görüşülmüş ve kabul edilmiş Anlaşmanın tam metni Meclise geldi. Ve 1 Mart’ta oylandı. AKP’nin bütün Kürt milletvekillerinin muhalefetine “dahi çocuk” Deniz Baykal’ın kararı ile CHP de katıldı. Ve 1 Mart’ta tezkere reddedildi.
Pentagon indirdiği asker ve malzemeleri gemilerine yükledi. Altıncı filoyu çekti. Irak operasyonunun stratejisini değiştirdi. Ve kalıcı bir siyasi değerlendirme yaptı.
1 Mart Tezkeresinin reddinin Pentagon’da ABD derin devletinin temel stratejik kuruluyu olarak yol açtığı kalıcı değerlendirme şöyle özetlenebilir:
Türkiye, iç siyasi karışıklıkları nedeni ile, NATO üyesi olsa da artık ABD için uzun vadeli güvenilebilir bir müttefik değildir. Uzun vadeli güvenilir bir müttefik olduğuna dayanan değerlendirmeyi değiştirmemiz gerekir.
Türkiye Deniz Baykal, onu izleyen CHPli vekiller ve Kürt vekiller ve TSK’daki ve Dışişlerindeki Marksist, Marxiyen güya anti-emperyalist sosyalist ulusalcılar sayesinde Amerika’nın stratejik planlarında en iyimser ifade ile güvenilemez ve istikrarsız bir ülke statüsüne 1 Mart Tezkeresinin reddinden sonra düştü.
Pentagon, İsrail’e ve Hazar ve Basra Körfezi’ne müdahale edebilmek için, Irak’ın Şii nüfus çoğunluğunun varlığı ve Suriye’nin Rusya Federasyonunun üssü olması gerçekleri karşısında, bölgede güvenilir ve kontrol edebileceği bir müttefik devlet olarak bir büyük Kürdistan devletini inşa etme projesini stratejik olarak benimsedi. O gündür bu gündür Pentagon’un önemli ölçüde Başkanlık kurumunu bağlayacak şekilde izlediği strateji budur.
Bu nedenle, ABD’li askerlerin Kürtleri eğitiyor olması durumunu orijinal ve yeni bir gelişme olarak ele almak, tarihi izleyenler için mümkün değildir.
Kırşehir hemşehrimiz Deniz Bölükbaşı’nın kitabı, yapılan yanlışın, dünyadaki en büyük askeri güce kazık atma yanlışının faturasını ABD’nin mutlaka Türkiye’nin önüne getireceğini, ama bunun ne zaman ve nasıl getirileceğini zamanın göstereceğini yazarak bitirir.
Kürt vekillerin 1 Martta niye olumsuz oy verdiklerini anlamak mümkündür. Büyük bir ihtimalle bütün Kürt vekiller bilinç altlarında birleşik ve büyük bir Kürdistan kurulması ideasına sadıktırlar. Ama “harika çocuk” Deniz Baykal’ın 1952’den beri Türkiye’nin beka stratejisinin temel köşe taşı olan NATO üyeliği yokmuş gibi ABD’ye, daha doğrusu Pentagon’a kazık atılmasını niye doğru eylem gibi gördüğünü anlayamadım. Hoş özel kalem sekreteri ile metres hayatı yaşayıp bu sekreterin sağladığı hizmet karşısındaki memnuniyetini ona bir milletvekilliği vererek taltif etmesini de hala anlayabilmiş değilim.
Hocanın yazısı bu kadar olduğu gibi alıntıladım. Kişisel yorumlara girmeden ana olayı açıklıyor.
Tüm Türkiye’ye barış, huzur dolu günler dileklerimle sonlandırmak isterim 2017’deki bu ilk bu yazımı.



YORUMLAR

Toplam 1 yorum bulunmaktadır.

Ali Akdoğan

ABD’nin politika değişikliğinin son yıllarda olduğu kanısında değilim. Büyük(?) devletler “günlük” değil, “hasılası uzun zamanda alınacak işlerle” sabırla uğraşırlar. Adnan Menderes’e milyon dolarlar ile yardıma başladıklarında da, Özal’a “bir koy, üç al” dediklerinde de bölgedeki Kürt varlığının devletleştirilmesi vardı. Lozan’ın tüm görüşmelerine katılıp, Lozan’ı ABD Kongresine onaylatmaması son onbeş yılın meselesi değildir… 1990’dan sonra yaşadıklarımız, tanık olduğumuz somut olaylar var! 1 Mart Teskeresiyle Türkiye’nin güneyine yerleşecek bir ABD’nin Kürt Devleti kurmadan çıkacağını düşünmek saflık olurdu… Saygılarımla

20.01.2017, 14:58

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .