Geleceğin donsuz siyasetçilerine…

Geleceğin donsuz siyasetçilerine…

25.02.2016

Hepimiz çok iyi biliyoruz ki; Kırşehir toplumsallaşma ve bireyler konusunda, yaşadıkları yoğun tarih ve kadersizlik karşısında en yüksek büyümeyi hak eden bir şehir. Ne var ki, kaderinin eli ayağına bağ alan, giderek geriye düşen bürokrasi ve siyasetin eksikliğiyle sürekli kan kaybediyor. Üretimsiz, işsiz, sadece ve sadece hali hazırın tüketildiği bir kapan içerisinde tükenerek. Peki neden? […]

Hepimiz çok iyi biliyoruz ki; Kırşehir toplumsallaşma ve bireyler konusunda, yaşadıkları yoğun tarih ve kadersizlik karşısında en yüksek büyümeyi hak eden bir şehir. Ne var ki, kaderinin eli ayağına bağ alan, giderek geriye düşen bürokrasi ve siyasetin eksikliğiyle sürekli kan kaybediyor. Üretimsiz, işsiz, sadece ve sadece hali hazırın tüketildiği bir kapan içerisinde tükenerek.
Peki neden?
Kentin dönüşüm ve gelişiminde, öteden beri kurulan sağlıksız siyaset ve bürokrasi ile yönetimler; şehrin yükselmesinde, siyasilerin sadece ben bencilliğinin sağlıksızlığından ileri gelen fark edilir bir düzeyde gerilemeler yaşanmıştır.
Öncelikle Kırşehir siyasetinin /siyasetçilerinin ben bencilliği, yetersiz algı dengeleri, Kırşehir değil, Ankara merkezli uşaklık çabaları büyütülerek, Kırşehir’i her alanda yokluğa kadar götürmektedirler.
Keza kentleşmeyi düşüren bu yokluk, şehir önderlerini ne utandırdı, ne de vicdani olarak harekete geçirdi. Şurada isim isim ele alsam eğer; anadan doğma kalitesizliğe sahip bu kimlikleri, eminim şahsıma şunu diyeceklerdir; “sen kim oluyorsun da beni, siyasetimi, bürokrasimi yazıp, anlatacaksın” bunu dedirtmek, kültürel anlamda, bu ulumuşlara, düzeysizler savaşı fırsatını vermem anlamına gelir. Bu yüzden hiçbir koşulda memleketi ahlara düşürenlerle geliştirilecek bir tartışma ile onlarla sağlıklı bir ilişki kuramayacağıma da bir işarettir.
Bakmayın bu kravatlı orduların, asil ve parlak olduklarına. Bunlar, kendilerini dibi görünmeyen bir cevher sanırlar. Kendilerini bu ihtişamla sunarlar. Bu kenti geriye düşürenlerin, yaşam tarzlarında, bireysel dünyalarında müthiş şaibe ve kirliliklerle dolu karanlık hayatlarının olduğu da net ve kesindir. Bu kuvvetle; siyasette, sendikalarda, sivil toplum kuruluşlarında, vakıflarda, parti organlarında ve devlet kurumlarında yoğun bir bataklık, siyah bir delik gibi karşımıza çıkmaktadırlar. Ve karanlıklarını bizlere, edindikleri parlatılmış söylem kılıflarıyla, “refah, gelecek, adalet, barış, halk, vatandaş” diye yutturmaya çalışmaktadırlar.
Oysa ki, kör yarasalar derin olmadıkları için karanlığı seçer, solucanlar ise güneş ışığında yaşayamazlar.
Düşünün, halkın tüm egemenliğinin ele geçirildiği, yaşam halklarının tasfiye edildiği, tüm haklarının sömürüldüğü, insani gerekçelerinin yok sayıldığı, sonra bugün çatışmaların, ölümlerin ve kayıpların çukurlarına gömülerek, “acı kaybımız, böyle istemezdik, şehidimiz var” diyerek, avutulmak istenen toplum haline getirildik.
Bugün modern bir siyasal parti olduklarını ve ülke milli değerlerini savunduklarını iddia eden, aşiretçi, karanlık ve bataklık görünümündeki bu kimseler, halkı temsil etmek ve büyütmekten çok, kendilerini partileştirme ve bürokratlaştırma çabası içindedirler.
Tıpkı derinlerine saklanmış bir midye gibi, halkından ve ülkesinden habersiz olan, asıl kişilikleri itibariyle kendisini saklayan, çirkin ve güçsüzler ile “Kırşehir’i büyük düşünmek” oldukça güç görünüyor.
Kendi aile yönetimlerinde barbar, toplumu sosyal temsilde çağdaş geçinen,
İşine gelirse Atatürkçü, öte taraftan Atatürk düşmanlarının yatak odalarında sevişen,
“Halk” kavramını dilinden düşürmeyen, halka her türlü ihaneti ve yalanı yeğ gören,
Bulundukları makam ve koltuktan kişilik ve adamlık edinen,
Bürokrasinin siyasetçilerden tırsarak evcilleştiği, siyasetin bürokrasi düzenine yaşamını uyarlayan,
Paraya, sermayeye, şaşaha, laciverde saklandıkları kişilikleri ile kan emen,
Meclis’te vekil, dağlarda terörist geçinen,
Sol fraksiyonda iktidar karşıtı, sağın belediye lobilerinde sermaye ve ihaleye bulaşan,
Halkın ve bireylerin insan /yasal haklarını tarumar edip partilerin sarkmış yuvarlak üzüm tanelerini ısıran,
Yaşamın her alanında lacivertleriyle bireyleri sata sata siyaset yapanlar, bilmelidirler ki, evvela Kırşehir’de ve sonra bu ülkede, açığa çıkmış ve karanlık delikleriyle bu halka kölelik yaptıramazlar.
Gerçeklere yüz dönmek de bir yerde taraf olmaktır. Ben de gerek dahil olduğum siyasi partimde, gerekse sosyal yaşamımda bataklığa bulaşmadan ve konu olan çürümüşlere aldanmadan yazma tercihini kullanacak, bundan onur duyacağım.
İçinde bulunduğunuz siyasi koşul ve beklentilerinde; “açıl susam açıl” masalına kendilerini çokça kaptırmış önderlerin ardına düşmemeniz tavsiyemdir. Zira yaşam bir gün bu asılsızlara da yol verecektir. Keza bu çapsızların psikolojilerinde; ideolojiye, insan yaşamına, ahlaka, aydınlığa ve kurtuluşa yer yoktur. Bilhassa Kırşehir’de birey ve halk için mücadele verdiklerini iddia eden, siyasetçi ve bürokratların yolları karanlıktan başka bir yol tanımaz. Bilmelidirler ki, hiçbir aydınlığa gitmeyen kişi ve sürecinde asla başarı şansı yoktur.
Tarih ilerliyor, zaman zaman donuna kadar adamlığını kaybetmiş çok komutan göreceğiz bu şehirde, biz de öykülendireceğiz.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .