Gazetenin işlevi

Gazetenin işlevi

12.01.2017

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ydü… Kırşehir’de 20 yılı geçkin bir süredir gazetemiz “Kırşehir Çiğdem”de nice güncel ve edebi yazılar ve şiirler kaleme kaldım. Gazeteciliğin ne kadar zor ve meşakkatli olduğunu bilenlerdenim. 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde “Kırşehir Çiğdem” Gazetesinin şahsında tüm gazetecilerin gününü kutluyor, başarılar diliyorum. Gazete, tarih boyunca önemli görevler üstlenmiştir. Tekçi düşünceleri yaymayı […]

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ydü…
Kırşehir’de 20 yılı geçkin bir süredir gazetemiz “Kırşehir Çiğdem”de nice güncel ve edebi yazılar ve şiirler kaleme kaldım. Gazeteciliğin ne kadar zor ve meşakkatli olduğunu bilenlerdenim.
10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde “Kırşehir Çiğdem” Gazetesinin şahsında tüm gazetecilerin gününü kutluyor, başarılar diliyorum.
Gazete, tarih boyunca önemli görevler üstlenmiştir. Tekçi düşünceleri yaymayı amaçlamış olan gazeteler, bir siyasal partinin, bir grubun, bir liderin, bir diktatörün emrinde çalışmışlardır. Sı¬nırları belli olan öğretiyi veya öğretileri yaymayı, bunları benimsetmeyi ilke edinmişlerdir. Kralı övmek dışında hiçbir işlevi olma-yan “mevkuteler” de vardı.
Osmanlı Padişahları gazete övgüsünden yoksundular. Çün¬kü Osmanlı’da gazete, batış yıllarına rastlamaktadır. Bu nedenle Osmanlı yönetimi, kendi övgüsünün yanında bulunan gazete¬ciliği geliştirmeye fırsat bulamadan batmıştı. Şinasi’nin, Nâmık Kemal’in geliştirdiği gazetecilik Osmanlı Sistemini eleştiriyordu.
Zaman zaman onunla birleşiyordu. Ama Saray a karşı olan ga¬zeteciliğe karşı, bir saray gazeteciliği geliştirilmemişti. Sansürle ye¬tiniliyordu. Nâmık Kemale göre “gazete, vatanı, bir meclis-i ülfet haline getirir.” Yani yurdun huzurunu, güvenini sağlar, insanları bir-birine yaklaştırır.(1) Bu doğrultuda öncü bir kişilik olarak gördüğü Şinasi’yi de “neşriyatın mucidi”, “lisan-ı edebin müceddidi” sayar. (1)
Türk düşüncesinde gazete, çok yoğun görevler almıştır. Bunları şu şekilde sıralamak mümkün:
1. Meşruti yönetimin gelmesi için mücadele,
2. Halkın aydınlatılması,
3. Yurt sevgisinin, özgürlüğün, eşitliğin, adaletin, demokrasi¬nin, insan haklarının yayılması,
4. Edebî türlerin kökleşmesi ve yaygınlaşması. Roman, maka¬le, deneme, fikra, söyleşi, eleştiri, tiyatro, tarih… türlerinin halka maledilmesi. Tabii halka maletmek de kolay değil. Çünkü halkın % 98’i okuma-yazma dahi bilmiyor. Halk aydınlandıkça, gazete¬nin de işlevi artmaktadır. Bu durumda tek çare basını susturmak¬tır. Diktatörler, tekçi (monist) yönetim taraftarları bu yola başvur¬muşlardır. Oysaki önemli olan susturmak değil, basın özgürlüğün¬den yararlanarak, adalete, demokrasiye, özgür düşünceye dayanan erdemli bir yönetim kurmaktır.
Demokratik siyasî hayatta basın, dördüncü kuvvet olarak bilinir Güçler ayrılığı ilkesine göre yasama, yürütme, yargı kendi alanlarında, kendi doğrultularında özgürdür. Bu üç kuvvet birbi¬rine yaklaşsa da birbirini tamamlasa da birer otorite olarak birbir¬lerinin iradesine karışmazlar. (3) Ancak tümünün üstünde hukuk- devletinin ilkesi vardır.
Dördüncü güç, basındır. Bu nedenle Na- poleon diyor ki “üç gazete, beni yüz sancaktan daha çok korkutur ” Kamuoyu oluşturmada, kamuyu etkilemede ve aydınlatmada, hele hele diktatörlüklerin sarsılmasında gazete kuşku yok ki çok büyük bir etkileme alanına sahiptir. “Basın özgürlüğü, öteki özgürlükle¬rin emniyet süpabıdır; diktatör hükümetlerden başka hiçbir kuv¬vet onu susturamaz.”
Caryle’ in şu sözü de bunu doğrulamaktadır:
“Burke. Millet Meclisinde üç tane parti olduğunu söyledi: yukarıda basın balkonunda, onlardan daha önemli dördüncü bir parti var.”(4)
Napolyona göre gazete hükümetin sesidir, Atatürk’e göre de milletin sesidir.(5) Hayatını demokrasinin kurulması ve yerleşmesi, gelişmesi için harcamış olan Atatürk’ün “basın milletin müşterek sesidir” demesi ve bunu gerçekleştirme yolunu açması bu alanda da bir devrimdir. Türk basını Atatürk’ün kurduğu rönesansçı Cumhu¬riyet temelleri üzerinde ilerlemektedir. Aydınlanma devrimimiz, basın la demokrasiyi de birlikte ilerletmektedir. Basın özgürlüğü, elbette bir başıboşluk, yasa tanımazlık, yıkıcılık demek değildir. Basın özgürlüğü, tüm özgürlüklerin kaynağıdır. O halde bu öz¬gürlüğün büyük bir dikkatle, sorumluluk duygusuyla, ölçüsüyle kullanılması gerekir. Günümüzde basın, diğer iletişim araçlarını* görsel kavramları da içine alarak MEDYA adını almıştır. Yazılı ve görsel basın, gerçekten de dördüncü kuvvet ise, bu dördüne kuvvet olmanın sorumluluğunu benimsemelidir. Büyük görevleri de sorumluluğu da büyüktür. Büyük görevler, bavağ pespaye, yıkıcı parçalayıcı, tahrip edici bir yöntemle sürdürülmemelidir. Hukuk devleti, sınırsız bir özgürlük anlayışı değildir. Aslında demokrasi¬lerde hiçbir güç, sınırsız özgürlüğe sahip değildir. Günümüz bil¬gisayar çağında, bilgi ve bilim dünyasının, siyasetin oluşturduğu Internet bilgi ağı’nın oluştuğu bir dönemde MEDYA, kuvvetler üstü bir kurum durumuna gelmiştir. Artık dördüncü kuvvet değil
*
“Kuvvetlerin üstünde bir kuvvettir. Böylesine büyük bir kuvvetin sorumluğu da büyüktür. Bu durum karşısında fırsat düşkünü, ta¬lancı, promosyoncu gazetecilik yerine, gerçek gazetecilik ve gerçek, televizyonculuk ön plâna çıkmalıdır. “Gazeteci, yalnız gazetecilikle meşgul olan, uyanık bulunduğu her dakikasını bu mesleğe hasre¬den, yalnız bu meslek sayesinde geçinen ve yaşayan adamdır. İhti¬sas işidir gazetecilik. Avukatlık, doktorluk, mimarlık, mühendislik, öğretmenlik, tacirlik gibi bir meslek ve uğraşı dalıdır. Sabahleyin avukatlık yapıp, öğleden sonra özel ders veren ve akşam da gazete yönetim evine koşana, gazeteci denemez. Hiçbir iyi gazeteci mes¬leğinde bu şekilde ikiye, üçe bölünerek başarılı olamaz. (6)
Ortak bir terimle “MEDYA”mn amacı, ulusal-toplumsal-evrensel konularda, okuyucuyu, izleyiciyi aydınlatmaktır. Bilim ve bilgi ile donatmaktır. Tabi bu uzmanlık derecesinde değil. Dil-bilim, ede¬biyat, sanat, tiyatro, politika, sosyal olaylar, adlî gözlemler, sınai ve ticarî… konularda çok boyutlu olan insana hitap etmeyi bilmektir medyanın amacı. Gazete koleksiyonlarına bakınız. Bugün için belki ilginizi çekmez ama aradan on-on beş yıl geçince her biri bir ta¬rih belgesi oluyor. Günümüzün tarihi, geçmişin mirası, geleceğin aynasıdır. On dokuzuncu yüzyılın gazeteleri, birer tarih belgesidir. Yirminci yüz yılın gazeteleri de kendi yüzyıllarının belgeleri olacak¬lardır. Böylesine ciddi bir mesleğin mensupları neden birbirlerine hakaret ederek günlerini geçirirler bir türlü anlayamam! Kalemle¬rine de, mürekkeplerine de, daktilolarının şeritlerine de, şeritlerdeki mürekkeplere de, gazetelerdeki yerlerine de yazık! Kutsal yazı, ha¬karete vasıta olmamalı. Yazı, yüksek idealler için bulunmuştur. Er¬dem için, huzur için, güven için, yapma ve yaratma için.
Ne yazık ki bugün,144 gazeteci tutuklu 1780 gazetecinin basın kartı iptal edildi.189 gazeteci saldırıya uğradı.10 binden fazla gazeteci işsiz kaldı.157 yayın organı kapatıldı.

(x)Yazarın Edebiyat Penceresi adlı eserinden.

1)Nâmık Kemal, Hz. Hikmet Dizdaroğlu, 1995, s. 22
2)Nâmık Kemal, AGY.
3)George Mason,Büyük Sözler. Hz. Ülkü Tamer, 1960, s. 26.
4)Caryle,Büyük Sözler,Hz.Ülkü Tamer,1960.
5)Cevat Fehmi Başkut,Gazetecilik Dersleri,1967,s.7.
6)Cevat Fehmi Başkut,AGY.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .