Fakirin krizi, çilesi de hiç bitmez…

Fakirin krizi, çilesi de hiç bitmez…

19.03.2016

Kırşehir’de dostlarımla, esnaf ve tüccar hemşehrilerimden sık sık duyarım “İşler kesat, piyasalar çok kötü. Ekonomi iyi değil. Bu durum böyle devam ederse Kırşehir’de pek çok işyeri kapısına kilit vurur, v.s. vs.” Altmış beş yaşını devirenler ömürlerinin büyük bölümünü kriz safsatasıyla geçirmiştir. Krizin her çeşidini yaşayan birisi olarak bunların oluşumuna ve telafisine kendi çerçevemde çözümler aradım. […]

Kırşehir’de dostlarımla, esnaf ve tüccar hemşehrilerimden sık sık duyarım “İşler kesat, piyasalar çok kötü. Ekonomi iyi değil. Bu durum böyle devam ederse Kırşehir’de pek çok işyeri kapısına kilit vurur, v.s. vs.”
Altmış beş yaşını devirenler ömürlerinin büyük bölümünü kriz safsatasıyla geçirmiştir. Krizin her çeşidini yaşayan birisi olarak bunların oluşumuna ve telafisine kendi çerçevemde çözümler aradım.
Benim tespitlerimde bütün krizlerin temelinde yatan siyasi istikrarsızlık ve daha fazla kazanmak, lüks yaşantıya daha fazla kaynak aktarmak, daha fazla, daha fazla tıkınmak ve her gün açılan harcamaların kapanmasında çıkarılan faturaların yoksul kesime yansıtılmasının ifadesinde kullanılan bir sevimsiz kelime. Yorgana göre uzatılan ayağın üşümeyeceğini herkes bilir. Harcamalarda aşırıya kaçmanın ve müsrifliğin sonunun felaket olacağını bilen pek mi az? İsrafın da dinimizce haram olduğunu her minbere oturan söylerken, kendisinin dört çekerliye bindiğini gören cemaate inandırıcılığının ispatinde bir sorun olmalı diye düşünür inananlar.
Zaman zaman vaizler, toplumu daha fazla germemek ve sadaka fitre yollarının kapanmaması için, hocanın dediğini yap, gittiği yoldan gitme derler. Bu nasıl telkinse hepimizde yutarız. Salkım yutarken, talkım verdiği cemaat bir gün uyanır da salkımda çiltim isterse o zaman kıyamet kopuyor mu olmalı. Yağ bizde, seker bizde helva krizi çıkar durduk yerden ve de kimse bu sırrı çözmeye aklını koşturmaz. Nedense bu da bir muamma.
Mesela bir zamanlar yağ krizi çıktı, yağın mayası hariç (hariç diyorum çünkü kesin bilmiyorum nerden geldiğini, içeriğinin ne olduğunu) çiftçi ayçiçeğini yetiştirir işlenen yere verir. Fakat ne hikmetse yağını alamadığı gibi verdiği ürünün parasını da alamaz.
Bazen de ekmek krizi başlar. Zaman zaman, buğday bizde, değirmen bizde, un bizde; ekmek yok o niye ise? Bu işte bir yanlışlık var ya benim anlamada bir sorun var veya yaşanan krizlerin anlatımında bir telaffuz eksikliği vardı galiba.
Evet, gerçekten bir sıkıntı varsa bunu toplum olarak hepimiz paylaşalım ve sırtlayalım. Ama kendisini deha sanan kimselerin yanlış politikalarıyla bir sorun oluşmuş ise bunun ceremesini de onun ödemesi lazım. Hayır öyle değil, batan bankanın müdürü işin başına geçince hemen çocuklarını ve hanımını yurtdışına gönderiyor. Bir manita bulup, uygun zaman oluşuncaya kadar fırsat kolluyor ve iflasa çeyrek kala ceketi alıp toz oluyorsa bunu da bütün sistem koruyucular önleyemiyorsa buna kriz miriz denmez; buna düpedüz soygun denir ve faturası garibana çıkarılarak güya kriz aşılmış olur.
Yaşam trendinde eşitlik söyleniyorsa havada, yazılıyorsa kağıtta kalır, gerisi hikaye. Bazı kriz sonrası komisyonlar kurulur. Bu komisyon nasıl çalışır? Mesela bir mahalleyi sel bastı, hemencecik sel bastı krizi oluşturulur, belli ve de kelli adamlar toplanır (bunlar babası veya dedesi hayrına toplanmazlar, toplanma ve dağılma ücretleri bayağı dudak uçuklatacak kadar yüksektir). Önce lüks bir lokantaya veya otelin restoranına gidilir güzelce kebapların eşliğinde fikir jimnastiği yapılır. Toplantı aynı gün bir sonuca varamamışsa ertesi gün yine kahvaltıyla devam edilir. İşte tekrar dağılır, tekrar toplanır derken havalar düzelir, eğer selde kaybı veya cenazesi olanlar var ise kendi problemlerini kendileri halleder. Havaların düzelmesi ile bizim komisyonda bozulur biraz da vakit geçmiş olur, üyelerin de biraz ekonomileri düzlüğe çıkar. Zaman her şeyin ilacıdır başka bir krize kadar komisyon, harcırahlarını alarak dağılır. Bir başka krizde buluşmak üzere vedalaşırlar. Hemen hemen bu sistem böyle çalışır.
Mesela çok önemli başka bir krizden örnekleyelim.
Hayriye Selasiye’nin memleketinde Müslüman kardeşlerimizin kurban kesememe krizi var. Hemen bir heyet kurulur, nutuklar atılır, çadırlar kurulur, yardımlar su gibi akmaya başlar. Olmayan koyunların kanları akıtılır, tabi bu arada toplanan yardımlar başka taraflara akıtılır. Habeşis-tan’daki kriz atlatılırken, bizim yardım toplayan yardım sevenler de bir üst sınıfa atlarlar. İşte bu sistem böyle sürer gider.
Eskiden bir IMF krizi var ki evlere şenlik… Çok şükür son zamanlarda adını pek duyamaz olduk. Fakat benim şüpheciliğim var ya, hep duvarın arkasına bakıyorum. Orda ne var diye. Bazı beyanatlarda ve nutuklarda duyduklarımla, tedbirimi almaya çalışırım. Pek de başarılı olduğum söylenmez, ama fazla da sıkıntıya girmem. Hiçbir yardım kuruluşu bilmem. Bankaların vaatler dolu reklamlarına hiç inanmam. Çekilişti, piyango idi bunlara rağbet etmem. Param kadar alırım. Bu yaşıma kadar ne bakkala, ne kasaba hiçbir yere bir gün dahi olsa borçlanmadım. Lüks yaşantıya hiç mi hiç özenmedim ve dolayısıyla da bana da kriz daima uzak durur. Zaten kendisini de, ismini de sevmem. Bunun gölgesinde ziftleneni hiç sevmem.
Kırşehir’in dere ağızlarında yapılan konutların sel felaketine her zaman hazırlıklı olmasını hatırlatmak isterim. Yakın olan felaketin kriz komisyonunda bulunmayı hiç arzu etmem, fakat böyle bir durum zuhur ederse o komisyonda muhakkak bulunacağım ve ben de kendimce hesap soracağım. İnşallah olmaz temennim budur.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .