Emperyalizmi düşündüren ülke Türkiye…

Emperyalizmi düşündüren ülke Türkiye…

01.09.2016

Sevgili Kırşehir, demokrasi sadece bayraklarla, ayakta, spot ışıklarının altında kazanılmıyor. Emperyalizmin bizleri, ulus olarak ortadan kaldırmaya direnen rejiminin ve piyon olarak kullandığı bir çok yerel siyasetin tehlikesi önüne mutlaka geçilmelidir. Zira, kendi iç dinamiğinde hiçbir problemi olmayan bir ulusun sonu yıkımlarla gelecektir. Ülkenin içsel problemleri ile birlikte (işsizlik, yoksulluk, eğitim ve sağlık problemleri …) ulusun, […]

Sevgili Kırşehir, demokrasi sadece bayraklarla, ayakta, spot ışıklarının altında kazanılmıyor.
Emperyalizmin bizleri, ulus olarak ortadan kaldırmaya direnen rejiminin ve piyon olarak kullandığı bir çok yerel siyasetin tehlikesi önüne mutlaka geçilmelidir. Zira, kendi iç dinamiğinde hiçbir problemi olmayan bir ulusun sonu yıkımlarla gelecektir. Ülkenin içsel problemleri ile birlikte (işsizlik, yoksulluk, eğitim ve sağlık problemleri …) ulusun, kendi iç hesaplarına oturmuş, lağım farelerinin oynaştığı siyasi, politik ve emperyalizmin iş birlikçiliğini fantezi haline getirmiş, iktidar çılgınlığına karşı kurtuluş çaresi ortaya konulmalıdır.
Bu süreç, bu ülkenin öznel gerekçeleri için yaşamını adayanları zaten etkiliyordu. Ancak etki son 14 yılda daha yoğun bir hal almaya başlamıştır. Muhalefetiyle – iktidarıyla geriye düşüş hız kazanmıştır. Halkın egemenliği karanlık mahzenlere kapatılmıştır.
Bugün hangi siyasi tarafın, bu değersizleşme halini, kurtuluşa çıkarma zorunluluğu içinde mücadele verdiğini görüyorsunuz? Ulusunun ve ülkesinin daha öteye ilerlemesine dönük, hangisi siyasal kurum, toplumsal mücadelesini veriyor?
Bu toplumun kurtuluşu ve mücadeleyi barındırdığı derin bir tarihi var. Peki tarih bilincimiz var mı?
Nasıl ki bir atomun çözümlenmesi müthiş bir etkiye yol açar, emperyalizmin gayretiyle, yok edilen ulusun, toplumun ve kültüründe etkisi bu tahripten farksızdır. Bir ulusu yönetmede yoğunlaşan siyasal beceriksizlik, top yekun ihanete götürme, ülkenin genel geçer bütün değerlerini yok sayma eylemindeki yoğunluğu, şüphesiz yaşamın dışına itilen bir ulus gerçeğini de ortaya çıkarmaktadır. Oysa bir siyaset, bir süreç, bir aydın, bir kitle, bir halk baskının ve sömürgenin yoğunluğuna karşı bir kurtuluş yolu emretmeli ve ulusun bütün gözeneklerine kadar, bir Türkiye gerçeği ile inmelidir. Toplumun dönem dönem yaşadığı idamlar, hapisler, işkenceler, bu ülkede en iyilerinin yok edilişleri, büyük bir kuşatmaya yol açacak kadar müthiş bir nedendir.
Barışa, aydınlığa, açlığın ve yoksulluğun kaldırıldığı insanca bir yaşamın doğasına bütün hazırlık eylemleri işler hale getirilmelidir. Yön verme, düşünme, anlama, mücadele ve en önemlisi sorumluluğun bütün ağırlığı devreye sokulmalıdır. Dilerim bu çözümcü gereğin, siyasal ve toplumsal yönleri üzerine durulur ve bu duruma yönelik fikri hareket geliştirilerek, Türkiye, bütün sorunsal kapsamlarıyla ele alınarak, mücadelenin sürdürülebilirliği yaşanır hale getirilir. Zira Türkiye, en çok da emperyalizmi düşündüren bir ülke ve bu düşünce kuşatmasında, ülkenin koridorlarında hainlik bütün mikrop gibi yayılan bir süreç kazanmaktadır.
Bütün bu kuşatmayı sadece ve sadece halkın egemenliğiyle yıkılabileceği inancı ile, belirtmek isterim ki; insanın ulusu, ülkesi ve yaşamı karşısında özüne ihanet etmeyecek, toplumsal gerçekliğine kadar eylem edinecek ve bir halk ciddiyetiyle, kararlı ve direnen bir yaklaşım ortaya koyacaksa, değerlerinden vazgeçmeyecekse, şunu yapması gerekir. Emperyalizmin uşaklığını ve dalkavukluğunu yapan sistem ve siyasete karşı geçit vermemelidir. Tıpkı, Mustafa Kemal’in Türkiye halkı için verdiği eşsiz mücadele gibi. Bu irade savaşı, var olan bir ulus gerçeği itibariyle yaşanılır hale getirilmelidir. Bu bana göre hayati bir benimsemedir. Bu hususta yoğunlaşan, kendini tüketen bir bireyi bir toplum, bir örgüt, bir siyaset kendini kişilik yokluğundan kurtarmış demektir. Böylesine bir kurtuluş, yaşamın bütün dinamiklerine egemen olabilir ve geçiş yapabilir.
Halk, değerlerine yakışır bir biçimde yaşamak istiyorsa, reddi tavırlarını egemen oylamalarıyla kanıtlamalı, yoksunluğa dur demelidir. Buna karşın, bütün siyasi refleksler, eğer onurlu bir yaşamın gerçeğinden bahsediyorlarsa, iktidarıyla, muhalefetiyle, siyasi görevlerine eşleşen başarılı ilerleyişi adam gibi yürütmeli ve ortaya koymalıdırlar. Aksi halde, bu süreç, ne benim yoldaşımdır, ne benim partimdir, ne muhalefetimdir, ne de iktidarımdır. Kişisel olarak ben, bu aldanışta yokum diyorum!



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .