EDEBİYAT DÜŞÜNCESİ

EDEBİYAT DÜŞÜNCESİ

08.04.2017

Edebiyat, bireyin ve toplumun ruh gücüdür. En büyük manevi kuvvetidir. İnsanlık alemini mutluluğa götüren sürekli etkendir. Bu âlemin dışında kalan bireyler ve topluluklar, hayatın esaslı zenginliğinden yoksundurlar. Hayatları cansız, zayıf ve renksizdir. İster şiir isterse nesir olsun İnsanoğlu edebiyatla olgunluğa erişir. Bu, yazılı sözler dünyası, dünyanın ikinci atmosferidir. Ruhsal solunum sistemimizdir edebiyat.insan zekâsı bu sanat […]

Edebiyat, bireyin ve toplumun ruh gücüdür. En büyük manevi kuvvetidir. İnsanlık alemini mutluluğa götüren sürekli etkendir. Bu âlemin dışında kalan bireyler ve topluluklar, hayatın esaslı zenginliğinden yoksundurlar. Hayatları cansız, zayıf ve renksizdir. İster şiir isterse nesir olsun İnsanoğlu edebiyatla olgunluğa erişir.
Bu, yazılı sözler dünyası, dünyanın ikinci atmosferidir. Ruhsal solunum sistemimizdir edebiyat.insan zekâsı bu sanat sayesinde kalıcı olmuştur.Şiir, tiyatro, deneme,makale, hatıra, gezi, hikâye roman… insan’ın hayat dinamikleridir. Medeniyeti ve milli kültürleri kuşatan kültür iklimi edebiyatla var olmuştur.
Duygu, fikir, düşünce, analiz-sentez olgularının kaynağı da, edebiyattır. Bilim ve teknolojiyi insanlığa götüren, kalıcı kılan da edebiyatın anlatım gücüdür. Barışı, özgürlüğü tutsaklığı, bağımsız hayatı, demokrasiyi, demokratik laik Cumhuriyet’i hep edebi dünyada buluruz.Ufuklarımız orada genişler. Birbirimizi sevmeyi, saymayı, aşkı, kini, düşmanlığı, kardeşliği, dostluğu, birlikte üretmeyi, tüketmeyi, paylaşımın mutluluğunu edebiyat dünyasında buluruz.Hürriyet düzenini Kuran da edebiyattır. Diktatörlükleri, diktatörleri yıkan, yok eden, ayaklar altına alan da edebiyattır. Milleti dış ve iç tutsaklıktan kurtaran, büyük Türk Rönesanssını yaratan Atatürk’ü muzaffer kılan da edebiyat ruhudur. Yapıcı, inandırıcı, birleştirici, yön veren, yol gösteren, söylev ve demeçleridir, ifade gücündeki mükemmelliktir. Hitabet sanatını en ince ayrıntılarına göre yerinde ve isabetli kullanmasıdır.
Sevgiyi, nefreti, acıyı, şarkıları, gurbet türkülerini, masalları, destanları, solumamızın vasıtası edebiyattır Dünyadan,insan hayatından, sözü, saz’ı, çıkarın geriye önemli bir unsur kalmaz.Bize tarih bilinici aşılayan da bu kutsal kuvvettir. Yemen, Kafkasya, Çanakkale türküleridir bizi kaynaştıran! Destan da bir edebiyattır. Destan yaratan milletler, büyük milletlerdir. Sığ, milli ülküsü olmayan toplumlar destan yaratamaz.Yazılı anlatımın olduğu yerde edebiyat vardır. Edebiyat, hayatımızın atmosferidir. Manevî dünyamızın oksijenidir. Bu kuvvetle donanmamış toplumlar-milletler ebediyete ulaşamazlar.
Tarih yaratamazlar, yazamazlar. Milli hâkimiyet ruhu ve gücü, edebiyatla kemale erer. Biz de bu ruhu yakalayıp devlet felsefesi, ilkesi yapan dahi, Atatürk’tür. Bu, hem bir yapılanma hem de ayakta kalma metodudur. İlmi yöntem, milleti sürekli olarak uyanık tutmuştur.Bunun dinamikleri: dil, kültür ve edebiyat düşüncesidir.
Almanya’da Goethe (1749-1832), Schiller (1759-1865), Fransa’da Lamartin (1790-1869) Alfred de Vigny (1787-1863), Alfred de Musset (1810-1857), Baudelaire (1821-1867), Gerard de Nerval (1803-1855), İngiltere’de Scott (1771-1832) Byron (1788-1824), Shelley (1797-1851), Keats (1795-1821)… gibi şairler şiirle insanlığı aydınlattılar. Umut, güven, atılım ruhunu ateşlediler.
Montaigne (1533-1592), Buffon (1749-1788),Victor Hugo (1802-1885) İnsan aklını, toplumsal sorunlar ve doğa ile yoğurdular. Hür dünya düzenine doğru kapı açtılar. Romantizmi de, natüralizmi de, realizmi de İnsan dünyasının coğrafyasına uladılar. Her alanda baş döndürücü olaylar, yönetimler insana odaklandı.Yücelen tek değer, çok boyutlu insan oldu. Voltaire, tarih yorumuyla; sanatı ve bilimi, siyaseti yoğurdu.
Sözü edebiyat ve şiire getirirsek:
Şiir, sonsuz özgürlüktür. Konu, öz, biçim bakımından şiir sınırsızdır. Bireyi, toplumu, ulusalı, tüm insanlığı kapsar. Bunu yaparken, anlaşılır, kavranabilir, akılda kalabilir bir dil kullanmalıyım. Şairin ağzından bal kaleminden fikirler akmalıdır.
Şair, estetik örgü ve yaklaşımla anlamlar demesi için dalmalıdır. Düştüğü yerden bir ders alarak kalkmalıdır. Maddi-manevi hayat unsurları, politika, siyaset, hayat uçurumları, sosyal güvenlik koşulları …
Şairi kuşatmalıdır. İçinden çıkmak şairin aklına ve becerisine-yeteneğine bağlı! … Şair, “ben şunları söyledim, yaşadım ve yazdım” diyebilmelidir.
Ne demiş Selçuklu şairi: “Ey Oğul! Bir gün şiir söylemeye kalkışırsan, sakın, anlamsız sözler Söyleme!”
Anlam ve estetik, şairanelik birleşince gerçek şiir ortaya çıkarmak Söz ve dil, şiirin gücüdür. Şiir, yerine göre tarih olabilir ama tarih, şiir olamaz. Bu kitapta, tarihte iz bırakmış sosyal olguları da bulacaksınız. Ölüm, kalım, zulüm, yaşam, cinayetler, insanlığı sarsan karanlık olaylar, akıl, bilinç, duygu, düşünce terör sarmalındaki toplumsal, ulusal, evrensel olaylar … Tabiat. Şiir, Beynin, kültürün, dilin, sesin sentezidir. Ritim ve estetikle. İnsanı verebilmek için; insanın doğduğu, yaşadığı, özümseyip sindirdiği yorumladığı olaylar, çevreyi, zamanı, kültür ve eğitim iklimini, üretim ilişkileri, bunların merkez noktalarını ele almak gerekir. Töreler, siyaset çemberleri, gel-git’ler, ülkenin yaşadığı olaylar, travmalar, çöküşler, dirilişler, kuruluşlar, direnmeler, yükselmeler; Şairin-yazarın yakaladığı, fenomenler doğru. Yüzyılları günümüze, oradan da geleceğe aktaran en etkili sanat, şiirdir.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .