DURAN, TEYP ALIYOR

DURAN, TEYP ALIYOR

15.11.2017

Kırşehir’de yaşanmış nice güzel olaylar var. Bunlardan birisi de 1970’li yıllarda geçti. Kırşehir’de bu öyküyü yazarken, kişileri küçük düşürmek, mirasçılarını rencide etmek için yazmadım. Affola… 1970’li yıllarda Türkiye’de istikrarlı hükümetler kurulamıyor, gerek ekonomi, gerek dış ilişkiler bundan kötü yönde etkileniyordu. Dış ülkelerde elçilerimiz öldürülüyor, Kıbrıs harekatındaki başarıdan dolayı Amerika haşhaş ekimini bahane edip ambargo uyguluyor, […]

Kırşehir’de yaşanmış nice güzel olaylar var. Bunlardan birisi de 1970’li yıllarda geçti.
Kırşehir’de bu öyküyü yazarken, kişileri küçük düşürmek, mirasçılarını rencide etmek için yazmadım. Affola…
1970’li yıllarda Türkiye’de istikrarlı hükümetler kurulamıyor, gerek ekonomi, gerek dış ilişkiler bundan kötü yönde etkileniyordu. Dış ülkelerde elçilerimiz öldürülüyor, Kıbrıs harekatındaki başarıdan dolayı Amerika haşhaş ekimini bahane edip ambargo uyguluyor, ülke kuyruklardan başını alamıyordu. Yurtta öğrenci olayları, bunun devamında önceleri ufak tefek sokak çatışmaları oluyor, hükümetlere verilen muhtıraların ardı arkası kesilmiyor, şapkayı alıp giden tekrar azınlık hükümeti veya M.C.’li koalisyon hükümetlerini kurmaya geliyordu.
Yetmişli yılların sonlarına gelindiğinde ülkeyi azınlık hükümeti yönetiyor, benzin vaadin de “İçtik mi” diyen Başbakan az buçuk milleti kuyruklardan kurtarıyordu ama ülkedeki kaosun arkası kesilmiyor, iktidar ve muhalefet partileri bir araya gelip Cumhurbaşkanı’nı seçemiyorlardı. İşçiler, memurlar derneklere ayrılıyor, ülkede kurtarılmış bölgeler oluşuyor, misafirliğe gidenler çevrilip sağcı mısın, solcu musun diye tartaklanıyor, dinci bir partiye de oy vermeyenler cehenneme gidiyordu. Sağ ve sol ayrımcılığı çatışmalara dönüşüyor, önceleri ufak tefek olan olaylar kahve taramalarına kadar varıyor, günde 50-60’a varan insanlar ölüyordu. Bir Mayıs İşçi Bayramları anlamını yitirmiş, büyük çatışmalara sahne oluyor, insanlar ölüyor, son zamanlarda bunlara, halklara, özgürlük sloganları ekleniyor, hatırlanmasını istemediğimiz görüntüler boy boy TV ekranlarında yer alıyordu.
Ülkede can güvenliği olmadığından vatandaş silahlanma gereksinimi duyuyor, bu da silah tüccarları ve taşeronlarının ekmeğine yağ sürüyor, oldukça büyük bir pazar oluşuyordu. Ülkedeki iktidarsızlık yıllarca bu kişilerin işine yaramış, ekmeklerini bu sektörden (kan döken şerden) çıkarmışlardı.
12 Eylül 1980 sabahı Türk Silahlı Kuvvetleri Genel Kurmay Başkanı Kenan Evren liderliğinde yaptıkları darbeyle idareye el koyup olayların önüne geçmiş oldular. (Bu bir öyküdür, doğrusu yanlışı tarihindir.) Hiç değilse bir nebze olsun ülkedeki insan kanı akışı durmuş, olaylar oluyorsa da gazete, radyo ve TV’lerde yayınlarına rastlanmıyordu. İhtilalin olmasıyla ülke genelinde silah, mermi alım-satımı durmuş, bu işleri yapan firmalar ve taşeronları gelir kaybına uğramış. Sermayesi olanlar yasal olmayan işlere yönelmiş, çoğu taşeronları ise evine ekmek götüremeyecek kadar naçar durumlara düşmüşlerdi. Polis Mehmet Ali ihtilaldan 27-28 yıl önce amcaoğlu Çolak Duran’la Mucur’da bir lokantada basit bir tartışma sonrası istemeden kaza kurşunu ile Kocanın Mahmut denen şahsın ölümüne neden olurlar. Yıllarca cezaevlerinde yatıp cezalarını çekip çıkarlar, geçimleri için namuslarına helal getirmeyecek işler yaparak hayatlarını idame ederler.
Anarşi olaylarının yoğunluk kazandığı son dönemlerde Mehmet Ali de herkesin yaptığı gibi birkaç tabanca beş on mermi alım-satımı yapmış, bir müddet geçimini bu yoldan temin etme yolunu seçmişti.
İhtilal olup ta bu işleri yapamayan Mehmet Ali maddi ve manevi açıdan çok zor ve badireli günler yaşadı. Delikanlılığının verdiği gururla kendisine sunulan yardımları kabullenmedi. Serde eski kabadayılık vardı, kalkıp kazma kürek işine de gidemezdi, bir de ne olsa yaşlanmıştı da, yavan soğan yiyorsa da bunu kimseye belli etmiyor, yasal olmayan yollardan geçinmeyi aklına dahi getirmiyordu. Yüksek tahsilli olmasa da her köylüsü gibi ağzı iyi laf yapar, yerine göre kalemini konuşturan bir mizacı vardı. Bu durumdan kurtulmanın bir çıkış yolu olmalıydı.
Kenan Paşa’ya memuriyetten cezaevine nasıl düştüğünü, çıktıktan sonra çektiği ve yaşadığı sıkıntıları dile getiren, ondan bir iş isteği ricası olan dilekçe yazmaya karar verdi. Yıllar önce işlenen cinayeti kendisinin değil amcaoğlu Duran’ın elinden olduğunu, haksız yere cezaevine düştüğünü, polislik mesleğinden atıldığını, cezaevinden çıkınca da çoluk çocuğun geçimi için az buçuk mermi tabanca alım-satımı işine karıştığını, onu da yaparken motosikletiyle jandarmadan kaçarken çok kaza yapıp yaralandığını anlatan bir dilekçeyi yazıp Milli Güvenlik Konseyine postaladı. Köylüsü berber Şık Mehmet, Ünal Çarşısı arkasında bulunan iş yerini aksatmaz günlük açar, gelen müşterilerini tıraş eder, eş, dost ve köylüleriyle akşama kadar hasbıhalle vakit geçiren dar gelirli bir esnaf idi. Başı hiç boş kalmaz, herkes onu sever akşama kadar değinilmedik konu kalmaz, mazide kalmış acı tatlı olaylar dile getirilir, tekrar canlandırılır, hele inancı zayıf olan Mehmet’in eline aşırı dinci birisi düşerse vay haline. Her zaman olduğu gibi o günde dükkan ağzı beraber doluydu. İçerdeki sesler bağırtılı, bazen ağlamalıklı, bazen tartışmalı, dükkan komşularının dikkatini çekecek yükseklikteydi.
Meğerse aradan geçen bunca süre içerisinde Mehmet Ali’nin dilekçesi konseye ulaşmış işleme konmuş Mucur Karakoluna gelen bir yazıyla Çolak Duran’ın köyüne ulaşmış, karakolda ifadesi alınmış, serbest bırakılınca da Duran soluğu köylüsü Şık Mehmet’in berber dükkanında almış, oradaki bağırtı çağırtının sebebi buymuş. Olayı duyan başta amcası Tilkinin Hüseyin olmak üzere akraba ve köylüleri oraya dolmuştu.
Tilkinin Hüseyin, oğlum başından geçenleri bize doğru dürüst anlat da dinleyelim, heyecanlanma ağlama, bağırıp çağırma, meram böyle anlatılmaz, konuyu komşuyu buraya toplamanın ne anlamı var diyerek yeğeni Duran’a çıkıştı. Bunun üzerine sakinleşen Duran olayı anlatmaya başladı. Emmi Dalgara Dağı’nda danaları güdüyordum. (Duran silah mermi alım-satımını pek becerememiş köyünde canlı hayvancılıkla uğraşıyordu.) Öğle sıcağı düşmüş buram buram terliyordum. Danaları büvelek tutmuş her biri pirem pirem olup etrafa dağılmıştı.
Onları toparlarken şu ayaklarımın, bacaklarımın haline bak emmi diyerek çoraplarını çıkarıp pantolonunun iki paçasının dizüstüne kadar toplayarak, çalının, dikenin, taşların, yaraladığı yerleri gösteriyor, bir yandan da elindeki değnekle kuru zayıf bacaklarına vurarak takır tukur çıkan seslere kendi sesleri karışıyordu.
Duran anlattıkça pareleniyor, ağlamamak için kendini sıktıkça sıkıyor kızar diye arada emmisine bakıyordu.
Emmi danaları toplayıp kendimi tam alıç ağacının gölgesine yorgun argın attım ki gelen cendermeler beni apar topar cipe atıp doğru Mucur Karakolunun yolunu tuttular. Danalar orada kaldılar!
Güya Goncanın Maamıdı ben öldüresiymişim pulus (polis) Mehmet Ali suçsuzmuş, Kenan Paşa’ya böyle dilekçe yazmış. Benden ne istiyoon kel tıtıııı… 27 senelik Goncanın Maamıdı sen mi diriltecaan (cinayet işleneli o gün 27 yıl olmuş) ulan kel tıtıııı… (Mehmet Ali’yi kastediyor kafası keldi) diye bas bas bağırdıktan sonra biraz sakinleşti. Emmi karakolda cendermeler beni bozulattıktan sonra ifademi alıp Kırşehir’deki cenderme karakoluna getirdiler. Burada bana cinayetle ilgili sorular sorup arada copladılar, sen olsan ne yapan emmi.
Ulan kel tııı… Senin eviyin ununu, ekmaanı ben getirmiyom mu? Düğünü, bulgurunu, yağını, yoğurdunu ben getirmiyom mu? Ne istiyoooon benden kel kıtı diye bağırıyor, ağlıyor etrafındakiler pür dikkat onu dinliyor, gülmesi tutanlar kendini zar zor dışarı atıyordu.
Zaten Duran’ın mizacında bağırmak, çağırmak, kuru gürültü mevcuttu. Berberin tüm dükkan komşuları gibi İpçi Erdoğan da ordaydı zaten kendisi köy ve köylü hikayelerine bayılır, hele Duran’ın köyündeki yaşanmış mizahi olaylara pür dikkat kulak kesilir, sanki bir bant gibi onları beynine işler, ezberler, dağarcığında toplardı.
Duran’ın berbere gelişini ta başından izlemiş işi gücü bırakıp olayları dinlerken kendisinden geçmiş adeta duyduklarını beyninde canlandırıp yaşıyordu ki birden birden Tilkinin Hüseyin’in sesiyle gördüğü rüya aleminden uyandı.
Duraaan Duraaan Karacaörenli teyp bizi alıyor, konuşmalarına dikkat et Duraan, ileri de başımıza kakıç olur Duraaan.
İpçi Erdoğan bu tatlı hatırayı kakıç etmese de teybe alacağını almıştı.
NOT: Mehmet Ali Ağabey’in dilekçesi işe yaramış Belediye’ye bir imtihan sonrası zabıta olmuştu. Öyküde geçenlere Allah rahmet eylesin… Öyküyü; kişileri küçük düşürmek, mirasçılarını rencide etmek için yazmadım. Affola…



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .