DİYARBAKIR

DİYARBAKIR

12.12.2015

İki gündür yazımın başlığı ile ilgili düşünüyorum. Oscar almış bir film vardı. Adı: “Benim Afrikam”dı. Acaba diyordum bütün bu olanlardan sonra; yazımın başlığını “Benim Diyarbakır’ım mı?” koysaydım. Bu karmaşık ve zor günlerde genelledim. “Diyarbakır” dedim yazımın başlığına. Sene 1962. İlkokul üçüncü sınıftayım. Rahmetli teyzemin eşi rahmetli “Reşat Enişte” (Reşat Acar) albay. Diyarbakır’da görevli. Bahar aylarıydı. […]

22-24 nisan2009 Diyarbakır Mardin Urfa 121 copy

İki gündür yazımın başlığı ile ilgili düşünüyorum. Oscar almış bir film vardı. Adı: “Benim Afrikam”dı.
Acaba diyordum bütün bu olanlardan sonra; yazımın başlığını “Benim Diyarbakır’ım mı?” koysaydım.
Bu karmaşık ve zor günlerde genelledim. “Diyarbakır” dedim yazımın başlığına.
Sene 1962. İlkokul üçüncü sınıftayım. Rahmetli teyzemin eşi rahmetli “Reşat Enişte” (Reşat Acar) albay. Diyarbakır’da görevli.
Bahar aylarıydı. Kırşehir’den burunlu otobüsle Kayseri’ye, oradan da trenle Malatya’ya gitmiştik tüm aile.
Trene ilk defa binmiş olmanın da getirdiği ayrı bir heyecan vardı. Tünellere giren trenin ışıklarının yanması,başka yolcularla aynı kompartımanda seyahat hafızamda kalanlar. Bir gün Malatya’da bir otelde kaldık. “İnönü Heykeli”ni anımsıyorum. Sonra Diyarbakır.
Rahmetli eniştem karşıladı bizi. Askeri lojmanlardaki evlerine gittik. Teyzem her zamanki sevecenliği ile kucakladı bizleri.
O zamanın Diyarbakır’ın da, anılarımda kalan Kırşehir’den kalabalık bir çarşı, devasa surlar, Dilan Sineması, Bir de “Prinçlik Amerikan Askeri Üssü.”
Pazar sabahı askeri bir Amerikan otobüsü yanaştı lojmanlara. Tüm asker çocukları ile teyzemin küçük kızı ve ben de bindik o otobüse. Askeri üste geniş bir baraka salonda ilk defa bir çizgi film izledim. Arada paket dondurma ikramını-çünkü Kırşehir’de hep külahla dondurma yerdik- düğmeye basınca fışkıran sudan içmeyi bunca sene geçmesine rağmen unutamadım.
Sur mahallesinin o daracık sokaklarında, çarşısında dolaşmıştık. Ha Kırşehir, ha Diyarbakır hiç fark yoktu. Diyarbakır daha büyük ve kalabalıktı. Çarşısında dolaşırken karnıma giren ağrı nedeni ile faytonla eve getirildiğimi anımsarım.
Akşam gittiğimiz Dilan Sineması Kırşehir’deki Saray Sineması’ndan sonra ne kadar da devasa gelmişti bana.

22-24 nisan2009 Diyarbakır Mardin Urfa 115 copy
Diyarbakır’a ikinci gidişim 2009 Nisan ayında oldu.
Yaşanan acı olaylar olmuş ama, o sene nispeten durulmuştu bu olaylar.
Diyarbakır’dan, tüm Güneydoğu’yu kapsayan bir geziydi.
Kırşehir’den üç aile, Ankara’dan gelen TEMA’nın organizasyonundaki büyükçe bir gruba Kayseri Garı’ndan katılacaktık.
Gece saat 01.00 civarıydı.Nisan ayı olmasına karşı oldukça soğuk bir hava vardı. Garın salonuna girdiğimizde ağır bir koku rahatsız etti bizi. İnsanlar bankların üzerine yatmış gelecek treni bekliyorlardı. Üstelik yer de yoktu.
Dışarıdaki küçük bir çay ocağında oturarak trenin gelmesini bekledik.
Uzun bir tren yolculuğu, ortalama hız 50-60 km. Yer yer uzun duraklamalar. Bakımsız istasyonlar.
Trende tanıştığımız sevecen Diyarbakır’lılar bize Diyarbakır’da “Selim Amca’nın Kaburga Dolması’nı” ve “Saim Usta’nın kadayıfını” mutlaka yememiz gerektiğini tavsiye ediyorlar. Sabah beyaza bürünmüş kayısı ağaçlarının sarmaladığı arazilere bakarak trende bir kahvaltı. Öğleye doğru Malatya’da bizi bekleyen tur otobüslerine transfer.
O zaman kadar görmediğim çevreye dikkatle bakıyorum. İmkan dahilinde fotoğraf çekimleri yapıyorum. Çatışmalardan duyduğumuz, televizyonlardan izlediğimiz dağları gözlemliyorum. Malatya çıkışında Fırat üzerindeki Kömürhan Köprüsü’nün girişindeki askeri karakoldaki askerler “hoş geldiniz” diyerek köprünün altındaki teraslardan fotoğraf çekmemize izin veriyorlar.
Elazığ, Maden ve Diyarbakır…
Bir zamanlar gündüzleri bile seyahat etmenin tehlikeli olduğu güzergahtan geçerek Diyarbakır’da hiç ummadığım lüks bir otele yerleşiyoruz.
O akşam yemekten sonra şöyle bir dolaşıyoruz ana caddelerde.
Ertesi sabah güneş doğmadan, tek başıma ayrılıyorum otelden. Sırtımda fotoğraf çantam. Biraz ikircikli, huzursuz bir yürüyüş. Polis noktalarının etrafında kafes engeller ve kum torbalarının sardığı polis nöbetçi kulübeleri daha da ikirciklendiriyor beni. Bütün isteğime rağmen, sokak aralarına girmeye de çekiniyorum.
Tek tük insanlar görüyorum. Bazısı çaktırmadan beni inceliyor, bazısı işine gücüne gidiyor. Güneş doğarken surlara vuran kızılımsı ışıklar ayrı bir güzellik veriyor tarihi surlara.
Merkezde biraz daha rahatlıyorum. Yerel halktan bazıları küçük tabureler üzerinde çaylarını içiyorlar. Oradan birine Dilan sinemasını soruyorum. Gösteriyor. Çok küçük geliyor bu sefer.
Konuştuğum insanlar dostça davranıyor bana. Ciğerci soruyorum. Bir esnaf üşenmeden yanıma düşüp belli bir yerden sonra ciğercinin yerini tarifliyor. “Bir ciğer ye abem, ağzın bayram etsin” demeyi de ihmal etmiyor.
Sabahki tek başıma gezimden sonra otele geliyorum. Ekip kahvaltıda. Sonra Diyarbakır gezisi başlıyor. Tarihi surlar, çarşı içi, Sur semtindeki ilk Hıristiyanlara ait Keldani Kilisesi, Dört Ayaklı Minare, şimdi içim sızlayarak televizyonlardan izlediğim ve beni bu yazıyı yazmaya iten, PKK’lı teröristler tarafından yakılan harap edilen tarihi “Kurşunlu Camii” , şimdi yakılıp yıkılan etrafı yüksek duvarlarla çevrili daracık tarihi sokaklar.
İnsanlar huzurlu,esnaf sevecen,alışverişler yapılıyor. Geziliyor, çaylar içiliyor.
Televizyonlardan,o gün büyük bir merak ve zevkle gezdiğimiz bu mekanların yakılıp yıkılmış, yanmış hallerini görünce “içim cızz ediyor”.
Devrimci halk savaşı, öz yönetim diyerek Türkiye’yi kaosa sokmaya çalışan bir üst akılın, Türkiye’ye düşman istihbarat kurumlarının kendine yardakçılar, tetikçiler, siyasi parti bulması, sonunda getirilen bu durum. Acılar, gencecik yaşlarında arkalarında öksüz çocuklar bırakarak bizleri terk eden şehitler, evinden,yurdundan edilmiş yoksul halk ve büyük yıkım.
Yazıklar olsun.
Ne diyeceğimi, ne yazacağımı bundan sonra bilemiyorum.
İçimdeki öfkeyi yenmeye, daha soğukkanlı düşünmeye çalışıyorum. Herkesin de böyle yapmasında büyük yarar görüyorum.
Devletin bu hain oyunu bozacağına, püskürteceğine de inanıyorum.
Çıkarılacak dersleri inşallah bazıları görür de; yaşanan bu acılar ve yıkım son bulur.
Diyarbakır’da benim çocukluğumun yaşandığı yıllara, hatta 2009’lu yıllara tekrar dönebiliriz.
Her şeye rağmen, “gelecek güzel günlere” ulaşmayı dileyerek bitirmek istiyorum bu yazımı.



YORUMLAR

Toplam 1 yorum bulunmaktadır.

Ali Akdoğan

Bu coğrafyanın güzelliğini yaşamış birisi olarak bölgedeki tüm iller için benzer bir özlem dillendirilebilir. Irkı ve dini teröre ve “siyasete alet etmek” hovardalığının ilgililere bir faturası var, mutlaka. Yürek burkan kısmı faturayı “ilgisizlerin ödemesi”… (olanı biteni görmezden gelenlerin yani???) Kalemine sağlık ağabey.

16.12.2015, 13:04

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .