Demokrasimizin Fazilet Âbidesi OSMAN BÖLÜKBAŞI (1)

Demokrasimizin Fazilet Âbidesi OSMAN BÖLÜKBAŞI (1)

04.02.2019

2002 yılının 6 Şubat Çarşamba günü gazetemiz “Kırşehir Çiğdem”in kurucusu, benim yetiştirdiğim gazeteci Şevket Güner ile geçen yıl aramızdan ayrılan “Ahi Baba” Mustafa Karagüllü’nün de katıldığı Ankara’daki cenaze töreninde dâva ve mücadele arkadaşı Mehmet Metintürk ağabeyimizin “Koca meydanlara sığmazken tabuta nasıl sığdın ey yelesiz koca aslan!” diye musalla taşında arkasından gözyaşı döktüğü, benim de ilk […]

2002 yılının 6 Şubat Çarşamba günü gazetemiz “Kırşehir Çiğdem”in kurucusu, benim yetiştirdiğim gazeteci Şevket Güner ile geçen yıl aramızdan ayrılan “Ahi Baba” Mustafa Karagüllü’nün de katıldığı Ankara’daki cenaze töreninde dâva ve mücadele arkadaşı Mehmet Metintürk ağabeyimizin “Koca meydanlara sığmazken tabuta nasıl sığdın ey yelesiz koca aslan!” diye musalla taşında arkasından gözyaşı döktüğü, benim de ilk gazetecilik yıllarımda fikirlerini savunduğum, konuşmalarını kendi gazetemde manşetten verirken ulusal gazetelere de ulaştırabilmek için Kırşehir PTT binasının giriş katındaki telefon kabinleri önünde gece geç saatlere kadar sıra beklediğim genç demokrasimizin fazilet âbidesi Osman Bölükbaşı’nı sonsuzluğa uğrayalı 17 yıl geçti. Yarın (6 Şubat) onun aramızdan ayrılışının yıldönümü… “Fazilet âbidesi” dedim, çünkü ona yakışan en güzel sıfat budur.
Osman Bölükbaşı’na karşı bu yıl da hemşehrilik görevimi iki bölümden oluşan bir yazıyla bir kere daha yerine getirmek, böylece aziz ruhuna Fatiha niyetine sunmak istedim. Köşemin konuğu araştırmacı, yazar, tarihçi ve köşe yazarı Ayşe Hür… O da yabancı sayılmaz. Avukat olduktan sonra kaderini evlendiği Kırşehir’e bağlayan ve verdiği değerli eserlerle Kırşehir kültüründe haklı olarak zirveye ulaşan Av. Âdil Vahaboğlu’nun memleketi Artvin’den… Aynı zamanda araştırmacı tarih yazarı, katıldığı Halk Tv’nin programlarında izleyicilerine heyecanlı dakikalar yaşatan, “Sözcü” gazetesinde Pazartesi günleri hazırladığı tarih sayfalarıyla da okurlarına tarihimizi gerçek yüzleriyle ortaya koyan Sinan Meydan’ın memleketi Artvin’den…
Ayşe Hür 1956 yılında Pomak kökenli bir baba ile Türk kökenli anneden dünyaya geldi. Ebeveynleri öğretmen olduklarından birçok şehirde bulundu. Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü ile Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü 1992 yılında bitirdi. Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Enstitüsü’ne “Avrupa Birliği’nin Tarihle Barışma Noktaları ve Ermeni Meselesi” üzerine lisansüstü tezini 2005’te verdi. Radikal ve Agos gazetelerinde siyaset ve tarih ile ilgili köşe yazıları kaleme ele aldı. Kasım 2007 – Mayıs 2012 tarihleri arasında Taraf gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. 26 Ağustos 2012’de Radikal gazetesine döndü ve gazete yazılı yayınına son verip dijital ortama geçinceye kadar Radikal’de köşe yazarlığını sürdürdü. Bu gazetelerde yüzlerce yazısı yayınlandı.
Ayşe Hür’ün Epsilon ve Literatür yayınları arasında çıkan kitapları şunlar:
Öteki Tarih – 1 (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye); Öteki Tarih – 2 (Mondros’tan İzmir Suikastı Dâvası’na); Öteki Tarih – 3 (Kemalist Devrimler ve İsyanlar); Çok Partili Dönem’in Öteki Tarihi – 1 (İnönü ve Bayar’lı Yıllar, 1938-1960); Türkler’in Öteki Tarihi; Gayri Müslimlerin Öteki Tarihi; Osmanlı’nın Öteki Tarihi; Kürtler’in Öteki Tarihi; Çok Partili Dönem’in Öteki Tarihi – 2 (Darbeli ve Çatışmalı Yıllar); Tanzimat’tan Cihan Harbi’ne Osmanlı’nın Öteki Tarihi.
Şimdi sizleri Ayşe Hür’ün yazısının ilk bölümüyle baş başa bırakıyorum:
MÜZMİN MUHALİF OSMAN BÖLÜKBAŞI
Seçim meydanlarında parti liderlerinin çoğu birbirinden çirkin, hamasî, hakaret dolu sığ nutuklarını dinlerken aklıma 1946-1973 arasının ünlü politikacısı Osman Bölükbaşı geldi. 1956 doğumluyum, dolayısıyla Bölükbaşı’nı bizzat dinleyenlerdenim. O yıllar çocuktum, anlayamamıştım, ama gençliğimde solcu olunca siyasî açıdan bana uzak olduğunu gördüm. Ancak gazeteci Cihat Baban’ın dediği gibi “Özellikle cesur. Meydanlarda rakîp tanımayan, sözünü esirgemez ve söz söylemede usta bir politikacı. Ateşli bir hürriyetperver. Sonra güçlü bir hâfızaya sahip ve nüktedan, hazırcevap. Yalan ve ikiyüzlülükten uzak. Fikir cephesinde değil, ama aksiyon bakımından üst düzeyde, yorulmak bilmeyen bir savaşçı” idi Bölükbaşı.
VECİZE FABRİKASI
Kürsüde konuşurken halkla bütünleşir, halkı da içine katarak sohbet eder gibi nutuk atardı. Araya bolca sosyal-psikolojik analiz cümleleri katardı: “Zengini hayırsız evlât, memuru süslü avrat, siyasetçiyi kuru inat batırır” derdi örneğin. “Adam vardır, kırık sandalyede bir Fatih, bir Kanunî gibi oturur. Adam vardır, en parlak sandalyede bir yığın saman gibi oturur” derdi. “Bir siyasî parti muhalefetteyken nişanlı bir kıza benzer. Dili tatlı olur. Uyandırdığı ümitler insanı hayalî bir saadet âleminde bir beşik gibi sallar” derdi. “Koltuğunun altında haç taşıyan, fakat hacı görünmeye çalışan, gâvur diye öldürüp şehit diye namaz kıldıran siyasetçilerden sakınılmalıdır” derdi. “Ey, sapı uzun, danesi kıt Kayserililer! Meydanda veriminiz bol… Burada aşka gelip beni alkışlıyorsunuz, sandık başına gidince şeytana sarılıyorsunuz” derdi. “Yüzünde göz izi yok sanarak siyaset denilen Leylâ’ya gönül verdim. Sonradan anladım ki benden önce 40 bin kişinin nikâhından geçmiş” derdi. “Bu millet Bölükbaşı’nı alkışladı; İnönü’yü karşıladı; oylarını Menderes’e verdi” derdi. Kısacası halk onun ağzından Ankara’daki hayırsız siyasetçilere söver, onunla hayırsız, verimsiz seçmene, yani kendisine gülerdi.
Ancak Bölükbaşı tarzı muhalefetin ideolojik bir yanı yoktu, siyasî temaları yoktu, sistematik bir iktidar eleştirisi yoktu. Eleştirisi dürüstlük, namus, ahlâk gibi ağırlıklı olarak kişisel temalar etrafında döner, ‘Dedim-Dedi’ retoriğiyle sürerdi. Bunda derin şekilde vakıf olduğu Orta Anadolu’nun âşık atışmaları geleneğinin etkisi büyüktü. Ama bu yüzeysel eleştirilere bile katlanamazdı iktidar mensupları. Nitekim sadece CHP’nin değil, bağrından yetiştiği muhafazakâr sağ siyasetin amiral gemisi DP’nin de gadrine uğradı. Kısacası bu ülkede retorik düzeyde de olsa iktidara muhalefet etmenin bedelinin ne kadar ağır olduğunun cisimleşmiş hali olarak belleğimde yer etti Bölükbaşı. Seçim sonrasında daha nitelikli, daha sağlıklı bir iktidar-muhalefet ilişkisi üzerinde bizi düşünmeye teşvik eder umuduyla bu haftayı Osman Bölükbaşı’na ayırdım.
“ANADOLU FIRTINASI”
Osman Bölükbaşı 1913’te Kırşehir’de doğmuş, Fransa’nın Nancy Üniversitesi’nde matematik ve astronomi okumuştu. Yurda döndükten sonra Kandilli Rasathanesi Müdürü Fatin Gökmen’in yardımcısı olarak çalışmaya başlamıştı. Gökmen onu 1946’da DP’nin kurucularından Fuad Köprülü ile tanıştırdı. Ardından Celâl Bayar’a takdim edildi. Bu ilişki Bölükbaşı’nı siyasete soktu.
Bilindiği gibi Tek Parti Dönemi’nde adaylar bizzat Mustafa Kemal tarafından tesbit edildiği için seçilmemeleri gibi bir durum yoktu. Bundan dolayı da adaylar seçim bölgelerini nadiren dolaşırlardı. Çok Partili Dönem’de adaylar ilk kez rekabetle tanıştılar. Gerçi başarılı olmak için yılların yıprattığı CHP’ye herhangi bir konuda eleştiri getirmek yeterliydi, ama elbette bu işi belagatle, nükteyle, şakayla, dozunda bir sokak ağzıyla yapmak her babayiğidin harcı değildi. Bölükbaşı ise yeni dönem için âdeta biçilmiş kaftandı.
Osman Bölükbaşı’nın DP’deki ilk işi parti müfettişliği oldu. Bu sıfatıyla memleketi Kırşehir başta olmak üzere çeşitli Orta Anadolu şehirlerini turladı. Her gittiği yerde o zamana dek alışılmamış bir üslûpla halka nutuklar attı. Eleştirinin dozu sertti ve bu sertlik yıllardır tek parti sultası altında ezilen halk kitlelerinin küllenmiş cesaretini harlıyordu. Adı Anadolu Fırtınası’na çıkmıştı.
AÇIK OY – KAPALI SAYIM
Çok Partili Dönem’in ilk seçimi 1946’da yapıldı. Bölükbaşı Yozgat’tan aday gösterildi. Ancak o seçimlerde başka adayların da başına geldiği gibi 93 bin oy almasına rağmen sandık hileleri sonucu seçilemedi. Çünkü oylar açık atılmış, sayımlar kapalı yapılmıştı!
DP-CHP arasındaki söz düellosuna nokta koymak isteyen Cumhurbaşkanı İnönü’nün ünlü 12 Temmuz (1947) Beyannamesi’ne cevaben kaleme aldığı “DP’nin aslında CHP döneminin pisliklerini temizlemek için kurulan bir muvazaa partisi olduğunu” iddia eden mektubunun gazetelerde yayımlanmasına DP izin vermeyince partisi ile bütün bağlarını koparmakta tereddüt etmedi. Ardından 1947 yılının başında DP’den istifa eden İstanbul İl Başkanı Kenan Öner ve bir grup arkadaşı ile önce TBMM’de Müstakil Demokratlar Grubu’nu, 20 Temmuz 1948’de de Millet Partisi’ni (MP) kurdu.
Kurucular arasında islâmcı eğilimleriyle tanınan Mareşal Fevzi Çakmak, Atatürk döneminde Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği ve bakanlık yapmış olan Prof. Yusuf Hikmet Bayur, hariciyeci Enis Akaygen gibi isimler de vardı. Partinin hedefi “muhafazakâr bir demokrasi” kurmak olarak tanımlanmıştı.
İNÖNÜ VE BAYAR’A SUİKAST İDDİASI
MP Ekim 1948’de örgütlenmesini tamamlayamadığı için 13 ilde yapılan ara seçimlere katılamadı. Seçimlerden bir ay sonra Denizli Milletvekili Reşat Aydınlı (ki MP üyesiydi), Osman Bölükbaşı, Sadık Aldoğan ve Fuat Arna’nın Celâl Bayar ve İsmet İnönü’ye suikast plânladıklarını ihbar etti hükûmete. Milletvekili olmayan Bölükbaşı ve Arna tutuklanırken Aldoğan’ın dokunulmazlığının kaldırılması için işlemlere başlandı. O sırada Bölükbaşı’nın ilk çocuğu Ahmet Deniz (günümüzde MHP’nin müstafî milletvekili) 21 günlüktü. Bölükbaşı şöyle anlatmıştı oğluyla vedalaşmasını: “Polislere rica ettim, çocuğumu son defa kucağıma aldım ve kulağına ‘Oğlum Deniz, baban gidiyor, belki gelmez. Bu memleketin pisliğini su temizleyemez. Bu yüzden adını Deniz koydum. Şayet oğlum, ben dönmezsem bu pisliği sen temizle!’ diye fısıldadım.”
Bölükbaşı ile birlikte hapse gönderilen Fuat Arna ise 1946 seçimleri sırasında CHP Genel Merkezi’nce valiliklere gönderilen bir yazıda CHP’li adaylara valiliklerin destek olması, hattâ seçtirmesi istendiğini görünce yürüttüğü Akçakoca Kaymakamlığı’ndan istifa etmişti. Sonunda iddiayla ilgili hiçbir kanıt bulunmadığı için sanıklar 21 Kasım 1949’da serbest bırakıldılar. Olan Fuat Arna’nın küçük kızına oldu. Suikast iddiası sırasında evine yapılan polis baskınında gördüğü kötü muamele yüzünden Haniş ömür boyu özürlü kaldı.
“HAY AKSİ ŞEYTAN!”
14 Mayıs 1950 seçimlerinde “Yeter, söz milletindir!” diyen DP seçimleri kazanmış, meydanları dolduran MP ise örgütlenmeyi başarabildiği 22 ilde 205 aday gösterebilmişti. Dahası sadece Kırşehir’den Osman Bölükbaşı seçilebilmişti. Taşlı, sopalı bir kampanya dönemi sonunda Kırşehir’de kullanılan 69.759 geçerli oydan 28.034’ünü alarak birinci sırada seçilen Bölükbaşı’nın konuyla ilgili ünlü vecizesi şöyle olmuştu:
“Davulu Millet Partisi çaldı, parsayı Demokrat Parti topladı!”
Rivayet odur ki Celâl Bayar saatte bir Kırşehir’i arayarak seçim sonuçlarını sormuş, Bölükbaşı’nın kazandığı öğrendiğinde ise “Hay aksi şeytan!” demişti. 22 Mayıs 1950 günü yapılan yemin töreninde herkes elindeki yazılı kâğıda bakarak yemin ederken Bölükbaşı yeminini ezberden okuyarak farklı bir milletvekili olacağının işaretini verecekti. Nitekim Bölükbaşı Meclis’te DP’yi bunaltan üç milletvekilinden birincisi oldu. (Diğer ikisi CHP’li Faik Ahmet Barutçu ile Avni Doğan’dı). Hattâ gazeteci Cihad Baban’a göre Bölükbaşı tek başına DP Meclis Grubu’nun korkulu rüyasıydı.
“BAHAR HAVASI” VURUNCA
1952’de Vatan gazetesi başyazarı Ahmet Emin Yalman’a lise öğrencisi Hüseyin Üzmez tarafından yapılan başarısız suikast girişiminden sonra ‘irticaa karşı ittifak’ yapan CHP ile DP arasındaki ‘bahar havası’ MP’nin aleyhine oldu. CHP ve DP yanlısı gazetelerin MP’yi irticayı kışkırtmakla suçlaması üzerine başını Yusuf Hikmet Bayur’un çektiği ‘Devrimciler’ partiden istifa etti. Savcı Bayur’un bildirisindeki ithamları ihbar kabul etti, mahkeme ‘ihtiyatî tedbirli’ olarak partiyi kapatma kararı verdi. Karar görülmemiş bir hızla yerine getirilerek 9 Temmuz 1953 gece yarısı MP’nin ikibini aşkın şubesi mühürlendi ve partinin tüm mal varlığına el konuldu. 27 Ocak 1954 tarihinde ise MP temelli kapatıldı.
MP’liler 1954 baharındaki seçimlere katılabilmek için 15 gün içinde merkezi Kırşehir, genel başkanı Ahmet Tahtakılıç olmak üzere Cumhuriyetçi Millet Partisi’ni (CMP) kurdular. ‘Cumhuriyet’ kelimesi MP’ye yöneltilen ‘irticacı’ isnadı için paratoner olabilecek miydi, bunu zaman gösterecekti. CMP’nin seçim meydanlarında en ilgi çeken üyesi tahmin edileceği gibi Osman Bölükbaşı oldu. Ancak Bölükbaşı’nın deyişiyle “MP’nin kümesindeki tavuklar başkalarının folluğuna yumurtladılar”. DP oyların yüzde 56,6’sını, CHP yüzde 34.8’ini, CMP ise yüzde 4,7’sini aldı. Ancak bu sefer CMP Kırşehir’den beş milletvekili (Osman Bölükbaşı, Osman Alişiroğlu, Ahmet Bilgin, Tahir Taşer, Mehmet Mahmutoğlu) çıkarmayı başarmıştı. Bu beş kişinin arasında en fazla oyu (Kırşehir’deki geçerli oyların yüzde 45,4’ünü) elbette Bölükbaşı almıştı.
KIRŞEHİR İLÇE YAPILA!
DP seçim sonuçlarına itiraz etti, ama Bölükbaşı’nın adaylığını iptal ettirmeyi başaramadı. Verilecek cezanın ipucunu dönemin Adalet Bakanı ve DP’nin Kırşehir Çiçekdağlı üyesi Osman Şevki Çiçekdağ verdi: “Sizden hayır kalmadığı anlaşılıyor, hakkınızda bir şeyler düşünmeli!” Kısa süre sonra DP hükûmeti TBMM’ye bir tasarı sundu. Tasarıya göre Kırşehir kaza (ilçe) olacak, yeni il olan Nevşehir’e bağlanacaktı (Nevşehir o sırada Niğde’ye bağlı ilçeydi). Adıyaman da Malatya’dan ayrılarak il yapılmıştı. Ayrıca CHP’ye o veren Kastamonu’ya bağlı Abana ilçesi de köy haline getirilmişti.
Kırşehir’in ilçe yapılmasını Cumhurbaşkanı Bayar’ın istediği öne sürüldü. Gazeteci Cihat Baban’a göre Kırşehir meselesi yüzünden kendisine yapılan eleştirilere Menderes elini açarak “Ne yapalım, yukarıdaki böyle istiyor” demişti (Nitekim 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra Yassıada Mahkemesi’nde yargılanırken Adnan Menderes Kırşehir’in ilçe yapılması kararını ‘fahiş hata’ olarak niteleyerek pişmanlığını ifade edecekti).



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .