Dedikodu, gönül otu!

Dedikodu, gönül otu!

04.02.2017

Kırşehir’de geçen nice hikâyeler, olaylar var ki dilden dile anlatılır. Ben de zaman zaman Kırşehir ve ülke meselelerini dile getirirken, derdimize derman armada her ne kadar bir arpa boyu alamazsak da yine Kırşehir ve ülke meselelerine sessiz kalamıyor, kalemimizle yazmaya, çizmeye çalışıyoruz. İşte Kırşehir gibi küçük kentlerde dedikodunun arttığı. Hatta çığırından çıktığı bir dönemden geçiyoruz […]

Kırşehir’de geçen nice hikâyeler, olaylar var ki dilden dile anlatılır.
Ben de zaman zaman Kırşehir ve ülke meselelerini dile getirirken, derdimize derman armada her ne kadar bir arpa boyu alamazsak da yine Kırşehir ve ülke meselelerine sessiz kalamıyor, kalemimizle yazmaya, çizmeye çalışıyoruz.
İşte Kırşehir gibi küçük kentlerde dedikodunun arttığı. Hatta çığırından çıktığı bir dönemden geçiyoruz ne yazık ki!
Ahe bu dedikodu neymiş be abla, be abi, be amca!
Kız Hacce Direz’in kızının kucağında bir çocuk var balkonda bir o yana, bir bu yana gezeleyip durur “Salih geri mi geldi yoksam? Her gün bir laf duyu verim tövbe tövbe, dün Yasin gününde ben namaza durunca kel Hüseyin’in Fatma ile Yağlıların Topal Hasbe fısır fısır bir şeyler konuşup durdular. Onların dedikodusunu duyam diye ayetin birini de yanlış okuyuvermişim. Yarın takkeli hocaya bir gitsem de sorsam. Allah korusun yanlış neyim olur da cehennemin köz tandırından çıkamayız da cayır cayır yanarız sonram. Geçen ne anlattı kanalların birinde kız, neydi o konuşurken ağlayan çocuk gibi duran hocanın adı. Allah, benim ayetimi yanlış okuyanı affetmem cehennemin taa uzak köşesine atıveririm de kimselere göstermem deyomuş. Aman o yakışıklı hoca ne güzel anlatıverir kız Hacce. Sende gayri kapan canım artık yeter gülüp oynadığın yetmez mi? Bizden artık geçti hoplayıp zıplamak, dedikodu yapmak. İbadetimiz yerine getirir Allah’ın izdinde onun gönünü hoş tutarsak belki cennetinin köşesinde bize de bir yer ayırır, mahşerimizi bekleriz. Kız bah helem yeni taşınan komşunun gözü neyim niye sarılı!”
– Ne bilem ben Cevriye abla.
– Yok yok sen bilirsin, ben duydum da bilmem doğru mudur?
– Söylesene ne oluvermiş.
– Dedikodu olur, bu yaştan sonram bize yakışmaz. Ama yine de benden duymuş olma, geldiği yerden kirayı verememiş herhalde. Zaten kavgalı imiş, buraya da taşınınca yeni perdeler istemiş kadın, pis herifte hatun bir sürü masraf ettik eski perdeleri şimdilik takalım da zamanla hallederiz demiş adam. Kadın da olmaz beni geldiğimiz yerde rezil rüsva ettin buraya da olmayalım deyi verince oda gözüne yumruğu koyu vermiş. Adam da karı kız ayağı da varmış zaten. Hani pis bıyıklı, yakışıklı, yani baksana her gün fit giyiniyor bir de çok geç geliyor eve. Kumar ayağı neyim de mi var yoksam? Aman Hacce ağzına, diline sahip ol dedikodu olur sonram bu yaştan sonra bize yakışmaz.
Bu konuşmalar Esme’nin dilsiz Cevriye ile Sülüman’ın donsuz Cihane arasında geçen balkon sohbeti.
Esme’nin dilsiz Cevriye altmış beşi devirmiş yüz on kilo kadar, yemesine içmesine çok dikkat eden, kısırsız günü yaşam saymayan, kocası Sülün Ahmet’le bir sefer ve koca cennetlik olduktan sonra iki sefer hac ziyareti yapan, inşallah bir sefer daha kutsal toprakları ziyaret edip köşesine çekilerek vadesini bekleyeceğini söyleyen ve Sülün Ahmed’in faize verdiği paraların senedinin tahsilinden sonra bayağı bir servet sahibi olan dulumsu bir kadın…
Ahmed’in sülünlüğü de, sülün gibi güzelliğinden falan değil, birilerinin boynundan yukarı doğru sündürmüş gibi olması, bazı komşuları, boynu uzun derler fakat genellikle Sülün Ahmet diye bilinir. Belki de yaptığı işlerden dolayı rahmetli, İstanbul’un raylı sistemini ve Kız Kulesi’ni ve de saat kulesini saflara satan Sülün Osman’a benzetilerek takılan bir addır belki de.
Sülün Ahmet ölünce geride bayağı bir senet ve para, altın bıraktığını söylüyorlar. Cevriye elde olan senetlerin rakamlarının sonlarına birer sıfır daha eklemiş ve kalan servete biraz daha servet katmış. Bu söylenti babalı boyunlarına som ağızlı komşuların lafı…
Daha pek çok hünerleri varmış, ama hacca gittikten sonra elini eteğini çekmiş yalnız evlenmek isteyen dullara, tanıdık zengin kocalar bulmaktan başka bir işle de uğraşmazmış.
Nedense Cevriye’nin bulup da evlendirdiği kocaların çok çabuk vadelerinin dolması. Bu biraz komşuların dikkatini çekse de Cevriye ile dalaşmayı göze alamadıkları için fazla da konuşan yok. İki senede üç sefer izdivacına vesile olduğu bir arkadaşı, ölen kocalardan yüklü miras kaldığı için nerdeyse Cevriye’nin seviyesine gelmiş ve nedense sıkı fıkı arkadaşı olan bu kadınla kanlı bıçaklı olmuş. Hatta Cevriye’nin Resul hocayla irtibata geçerek bu sadakatsiz ve saygısız arkadaşını öldüreceği dedikodu mevzusu oluyormuş.
Gün ve ay toplantılarının şeref konuğu olarak çağrılan Cevriye’den tırsmayan da pek yok gibi laf aramızda! Keskin bakışları, ağır ve pahalı giysileri ile her toplantıda saygı duyuluyor ve yer veriliyor olmasına da serinde biraz uzak kalınması olarak gösteriliyor.
Eli boş, genç yaşta emekli olup da köşeye çekilirse, yapacak bir işte olmayınca, dedikodu müessesesi kendiliğinden kuruluyor. Gün tertip etmeler, gezi organizelerine katılmalar…
Eh on iki, on üç kadın bir araya gelince ne yapar? Elbette bir mevzu ortada dönecek. Beş, altı saat bu kadar kadın bir arada olunca çok laf olur, çok lafın da yalanı bol olur.
Yukarıda profilini çizmeye çalıştığım ve kısa dedikodu tıpkısının aynısı, yalnız isim ve mekanları biraz değiştirerek aktarmaya çalıştım. Buna benzer olaylar ve dedikoduların erkekler arasında da hayli yaygın olduğuna şüphe yok. Belki de istemesek de bazı dedikodular kulağımıza gelir.
Hikayemsi dedikodular pek zararlı olmasa da bazen başımıza büyük işler açabilir. Toplum içerisinde huzurlu hayatın devamı için her şeye maydanoz olmamak en iyisidir derler. Doğru her zaman iyi olmayabilir. Bir tarafı memnun ederken diğer tarafı muhakkak yermek lazım, yerilen tarafta elbette darılır. Güvendiği kimse tarafından yerilirse arkadan vurulduğunu kabullenerek kırılır.
Dedikodu büyük işyerlerinde güven duygusunu azalttığı gibi, işyeri hakkında yapılırsa üretime verimsizlik olarak da yansır. İnsanların gruplaşmasına yol açar ve iç huzurun bozulmasına kadar gider. Bilhassa devlet adamlarının gizli kapaklı ve halktan saklı yapılan icraatlarının yetkili ağızlardan değil de fısıltı yoluyla topluma yansıması, devlet içinde kargaşa ve bazen de panik yaratır. Yanlışların ve eksiklerin dedikodusu elbette yararlı olur, yalnız kaldırabilene.
Dozunda eleştiriye açık olmayan toplum ve müessese kendini yenilemede ilerleme kaydedemez. Kadınlarımızın sağlık ve sıhhati yerinde, eh birazda dedikodusu olsun. Belki de yararlıdır da.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .