Dayanın kapılarına

Dayanın kapılarına

19.01.2017

Kırşehir 2017 yılına soğuk ve karla girdi. Ortalık buz, yollarımız, malum! Kırşehir’de herkes konuşuyor, ama nedense bir türlü üzerine düşeni yapmıyor! Gerçi sadece Kırşehirliler yapsa ne yapacak? Gücü yetecek mi? Türk toplumu olup bitenleri, yaşananları tiyatro izler gibi izlerken, Kırşehirliler de bundan geride kalır mı? Dayanın kapılarına savaşın. Ona barışı öğretin, bir arada yaşamı, insan […]

Kırşehir 2017 yılına soğuk ve karla girdi. Ortalık buz, yollarımız, malum!
Kırşehir’de herkes konuşuyor, ama nedense bir türlü üzerine düşeni yapmıyor!
Gerçi sadece Kırşehirliler yapsa ne yapacak? Gücü yetecek mi?
Türk toplumu olup bitenleri, yaşananları tiyatro izler gibi izlerken, Kırşehirliler de bundan geride kalır mı?
Dayanın kapılarına savaşın. Ona barışı öğretin, bir arada yaşamı, insan insana toplumsallaşmayı. Savaşın, ölüm ve kan kokusundan başka hiç bir şeyin getirmediğini kafasına vur vura öğretin. Dünyanın barbarlara değil, kalbi insanca yaşam için atanlara ait bir hayatın olduğunu varın öğretin.
Sur’da, Ankara’da, İstanbul’da bir katillere yenilmek, bir planın karanlık gölgesinde yenilmek, yitip gitmek de ne imiş; orduya, hukuka, güvenliğe ve devlet olanaklarına rağmen. Şunu da öğretin gafillere, eğer terör, çatışma, katliam bir ülkede rahatlıkla kol geziyorsa, orada bir zahiyat, devlet içine sinmiş katil başları var demektir.
Her akşam televizyon programlarında atar tutar, ülke ve devlet değerlendirmesi yapan dümbük yazarların, yanal eleştiriler, sanal tespitler, korkak yürekleriyle yalaka dolu bir hayali tesis etmeleri ne kadar gerçekten uzaksa, bilinçsizliğin topumuzu örselediği bir ülkede cinayetler ve karanlıklar da bizlere o kadar yakındır.
Bakınız etrafa; toplum, bir yerde cinayetler sendromu ile boğuşurken diğer yandan umutsuz bir ekonomi ile tedirginlikler dünyasını soluyor adeta. Toplum psikolojik ve sosyolojik olarak şiddetle bozuluyor, toplum yalnızlaşıyor, birey bireye düşmanlaşıyor. Bu bozulmaya karşı alınan hiç bir sosyolojik önlem yok ve kaderine terk edilmişlerin hikâyesini yaşıyoruz.
Uyuyor sivil toplum kuruluşları, sendikalar, muhalif partiler, topluma katkı sunan bütün kurumlar uyuyor. Ne sarılan bir yara, ne de uygulanmak istenen bir terapi var ortada. Önceleri böyle değildik, önceleri bilinçli aydınlar, sosyal çalışmalar, sosyal içerikli kültür hareketleri vardı dünyamızda. Çok daha umutlu, çok daha gayretliydik yaşam ve gelecek konusunda.
Dayanın kapılarına katillerin, gafillerin. Bu toplumu ve bu ülkeyi bu hale getirenlerin kapılarına dayanın. APO’yu asamayanların, FEÖT’yü getiremeyenlerin, IŞİD’i, PKK’yı yenemeyenlerin kapısına dayanın. Hiç bir sulu bahane yer yok. Ordumuz var, polisimiz var, tankımız, topumuz askerimiz var. T.C. Devletimiz var, Başbakanımız, Cumhurbaşkanımız, Muhalif Başkanlarımız var, varın dayanın. Bunca varlık içinde asalakça ölmek, her gün cinayet ve mağdur haberleri izlemekte neyin nesi?
Susmak neyin nesi ey insanoğlu!
Seni bu kansız oğlu kansızlar mı yarattı, neredeyiz Allah’ın aslanları?
Bir süre unutun zengin olmayı.
Unutun makamda kalmayı,
Unutun rahat yaşamayı,
Ülkeye, halka, olana bitene son bir kez insanca sarılın. Kurtarın aydınlığı bu asılsız karanlıktan.
Bizi kurtaracak olan kendi kollarımızdır.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .