CUMHURİYETİMİZİN İLK MAREŞALİ FEVZİ ÇAKMAK

CUMHURİYETİMİZİN İLK MAREŞALİ FEVZİ ÇAKMAK

11.04.2016

Her yıl polisin kuruluş yıldönümü olarak kutlanan 10 Nisan’ın aynı zamanda Kurtuluş Savaşımızın efsane kahramanı, ahlâk ve nizam timsali Mareşal Fevzi Çakmak’ın aramızdan ayrılarak ebediyete göçtüğü gün olduğunu kaç kişi biliyor, ya da hatırlıyor? Kim derdi ki gün gelecek, tarihî fotoğraflarda en yakın ve sâdık silâh arkadaşı olarak hep Mustafa Kemal Atatürk’ün yanında “Mareşal” kıyafetiyle […]

maraşal fevzi copy

Her yıl polisin kuruluş yıldönümü olarak kutlanan 10 Nisan’ın aynı zamanda Kurtuluş Savaşımızın efsane kahramanı, ahlâk ve nizam timsali Mareşal Fevzi Çakmak’ın aramızdan ayrılarak ebediyete göçtüğü gün olduğunu kaç kişi biliyor, ya da hatırlıyor?
Kim derdi ki gün gelecek, tarihî fotoğraflarda en yakın ve sâdık silâh arkadaşı olarak hep Mustafa Kemal Atatürk’ün yanında “Mareşal” kıyafetiyle gördüğümüz pos bıyıklı, Dr. Rıza Nur’un tanımıyla “uzunca boylu, şişman, esmer renkli, top çehreli, sevimli yüzlü” Fevzi Çakmak’ı bir vatan bağışladığı milletinin yeni kuşakları unutacaktı! Ben 2006 yılının Nisan’ında Çanakkale’ye yaptığım gezi sırasında Fevzi Çakmak’ın 8 Ağustos 1915 günü Çanakkale Conkbayırı’ndaki kanlı savaşlarda şehit düşen kardeşi üsteğmen Mehmet Nazif Bey’in kabrine rastlamış, aziz ruhu için dua etmiştim.
Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini hazırlayan istiklâl mücadelemizin Mustafa Kemal ve İsmet İnönü ile birlikte üç büyük kumandanından biriydi Mareşal Fevzi Çakmak… Atatürk’ün emanet ettiği Türk ordusunun başında Genelkurmay Başkanı olarak 20 yıl görev yapmıştı.
CUMHURİYET’İN İLK MAREŞALİYDİ
Fevzi Çakmak Arnavutluk harekâtı, Balkan savaşları, Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’na katılmıştı. Cumhuriyet dönemi askerî tarihimizin iki mareşalinden ilki oydu, ikincisi Mustafa Kemal…
Aslen Erzurumlu Çakmakoğulları ailesinden olan Fevzi Çakmak 1876’da İstanbul’da doğdu. Harp Okulu’ndan sonra Harp Akademisi’ni de bitirerek kurmay oldu. Ordunun çeşitli kademelerinde karargâh ve birlik komutanlıkları yaptı. 6 Ocak 1918’de Genelkurmay Başkanlığı’na atandı. 28 Temmuz 1918’de korgeneralliğe yükseldi. 27 Mayıs 1919’a kadar bu görevi yürüttü. 1’inci Ordu Müfettişliği’nden sonra getirildiği Harbiye Nâzırlığı görevinden Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasından iki gün önce istifa ederek Anadolu’ya geçti. Millî Müdafaa Vekilliği ve Hey’et-i Vekile Reisliği görevine atandı. 3 Nisan 1921’de orgeneralliğe, 31 Ağustos 1922’de Büyük Zafer’in kazanılmasında gösterdiği üstün başarılarından dolayı mareşalliğe terfi ettirildi. 1922-1924 yıllarında Genelkurmay Başkanlığı Vekilliği, 1924’ten 1944’e kadar 20 yıl Genelkurmay Başkanlığı yaptı. 12 Ocak 1944’te yaş haddinden emekli oldu. Fransızca, İngilizce, Almanca bilirdi. İki çocuk babasıydı. İbadetine de düşkündü.
Emekliye ayrıldıktan üç yıl sonra Demokrat Parti iktidarının uğrunda ilçeliğe düşürüp kolunu kanadını kırdığı Kırşehir’in kaderinde önemli rol oynayacak olan Millet Partisi’nin Osman Bölükbaşı ile birlikte kurucuları arasında yer alarak siyasete atılmıştı. Ama felek onu tek parti iktidarının son bulduğunu görmesine 34 gün kala esrarengiz bir şekilde milletinin elinden çekip aldı. Onun liderliğindeki partinin halkın büyük teveccühüne mazhar olacağı, en azından Demokrat Parti’nin tek başına iktidar olma şansını rahatlıkla elde edemeyeceği muhakkaktı.
MAREŞAL’İN SIRLAR DOLU ÖLÜMÜ
Mareşal Fevzi Çakmak’ın iktidar değişikliğine yol açacak 14 Mayıs 1950 seçimlerinin arefesinde kuşku uyandıracak bir şekilde ölümü kuşkusuz ki akıllara “Acaba öldürüldü mü?” sorusunu getiriyor. Bu konuyu ilk olarak bundan 49 yıl önce 29 Eylûl 1966’da İzmir’de çıkan haftalık “Hüryol” gazetesi gündeme getirmişti. Tarih araştırmalarıyla tanıdığımız Mustafa Armağan da 18 Nisan 2010 günlü “Zaman” gazetesinin Pazar ekinde “Mareşal Çakmak’ı kimler öldürttü?” başlığı ile bir yazı kaleme alarak aynı konuyu bir kere daha işlemişti. Gerçekten halkın sadece “Mareşal” diye andığı Fevzi Çakmak 1947’de siyasete atılırken başına gelecekleri sezmiş gibi düzenlediği basın toplantısında şu çarpıcı açıklamayı yapmıştı:
“CHP propagandacıları beni kastederek ‘O da, Demokratlar da asılacaktır’ diyorlar. Evet, bu gidişin sonunda ben de, Demokratlar da asılabiliriz. Fakat şuna emin olsunlar ki asılırsak sadece bu memlekete ve millete hizmet etmek uğruna asılmış olacağız.”
Nitekim Fevzi Paşa’nın kehaneti doğru çıkmış, dedikleri aynen gerçekleşmiştir.
1949 yazında İstanbul’a dönen Mareşal soğuk almış, zatürree olmasından korkulurken prostattan yatağa düşmüştür. Ameliyat olması gerekmektedir. Teşvikiye Sağlık Yurdu’na yatırılır. Ameliyattan bir gün önce o zamana kadar ortalıkta görünmeyen bir doktor çıkar meydana… Adı Fevzi Taner’dir, asker kökenlidir. İlk prostat ameliyatını yapar, fakat başarısız olur. Basında ameliyatın yanlış olduğu yazılarak çeşitli şüpheler öne sürülür.
Mareşal eve geçer. Bülent Ecevit’in hastalığında olduğu gibi hastanede bozulan sağlığı evde düzelmeye başlamıştır. Ancak aynı doktor onları yalnız bırakmamaya kararlıdır. Acayip bir teklifte bulunur. Der ki: “Hastane masrafı çok fazla olacak. Paranız yetecek mi?” Fıtnat Hanım’ın cevabı gayet nettir: “Gerekirse evimizi satmaya hazırız.”
AİLESİNE EV ve PARA TEKLİFİ
Yine de esrarengiz doktor Mareşal’in ve ailesinin yakalarını bırakmak niyetinde değildir. “Hükûmet size istediğiniz yerden bir apartman ve bir miktar para vermek istiyor” deyince kafalar karışır. Bu doktor hangi yetkiyle hükûmet adına konuşmaktadır? Besbelli ki CHP hükûmeti 1946’da kendi saflarına çekemediği Mareşal’a çengel atmaktadır. Hem de bu sıkışık zamanında yapacağı teklife evet dedirtebilirse “Bakın, Paşa bizim sayemizde apartman sahibi oldu” diyecek, böylece önünü kesecektir. İktidara karşı muhalefeti tek başına bir parti kadar kudretle yürüten Mareşal’e seçim rüşveti verilmek istenmektedir. Teklif tabiî ki reddedilir.
Fıtnat Hanım her türlü oyunun döndüğü 1950 seçimleri atmosferinde Mareşal’in bir suikaste kurban gitmesinden korkmaktadır. Ne ki esrarengiz doktorun yaptığı tıbbî hatanın da düzeltilmesi gerekmektedir. Diğer doktorlar “Acelesi yok, yazı bekleyin” dedikleri halde aynı doktor lapa lapa yağan kar altında bu defa ikinci ameliyatı yapmak için bastırmaya başlamıştır. Sonuçta ailesinin tanıdığı bütün doktorları ve profesörleri çağırmasıyla onların gözetiminde gerçekleştirilen ameliyat gayet başarılı geçmiştir. Böylece tıbbî suikast plânı başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
Şimdi sıra ikinci plânı uygulamaya gelmiştir. Ailesi hastaneye Fevzi Paşa’nın kan grubundan 10 şişe kan getirtmesine rağmen esrarengiz doktor Fevzi Taner Ankara’dan bir şişe “plazma” buldurmuş ve hastanede yeni çalışmaya başlamış bir başka doktor ve hemşireyle el birliği yaparak su sıvıyı Mareşal’in damarlarına vermeyi başarmıştır. Bu arada aile dostu doktorları da her şeyin normal olduğunu söyleyerek hastaneden göndermiştir. İkinci meş’um plân başarıyla işlemeye başlamıştır. Bundan sonrasını Mareşal’in hanımı Fıtnat Hanım şöyle anlatıyor:
“Ben odaya girdiğimde bir hemşire ile hastabakıcı kan veriyorlardı. Kan verme 10 dakika sürdü. (Ancak) 10 dakika sonra sapasağlam Mareşal gitmiş, yerine başka bir adam gelmişti. (O anda) Hastanede tek bir doktor bile yoktu.”
Mareşal’in titremeye başlaması üzerine Fıtnat Hanım hastane müdürünün evine koşar. Hastayı gören doktorun “Gitti Mareşal… Benim haberim olmadan tek bir iğne bile yapılmayacak demedim mi size?” diye bağırmaya başlar. Kan verilmesinden sonra ateşi birden 41’e fırlayan Fevzi Çakmak yapılan tam 30 iğne de fayda etmeyecek ve son nefesini “Allah! Allah!” diye verecektir. Takvim 10 Nisan’ı, saat 07.35’i göstermektedir.
ESRARENGİZ DOKTORUN SONU
Mareşal’in Hakk’ın rahmetine kavuşmasından sonra Ankara’dan cenazenin derhal gömülmesi için yoğun baskılar başlamıştır. Fıtnat Hanım vermez kocasının naaşını… Yakında bir ev tutarak oraya taşıtır ve haberi duyar duymaz eve doluşan gençlerle birlikte iki gece kocasının başında nöbet tutar. Nihayet Mareşal Nisan’ın 12’nci günü İstanbul’un gördüğü en kalabalık, en muhteşem cenaze törenlerinden biriyle bir millet büyüğü olarak Eyüp’te toprağa verilir.
Acılı Fıtnat Hanım’ın şu açıklaması da çok ilginçtir: “Bize rüşvet teklif eden ve serumu yaptıran doktor Fevzi Taner bir hafta sonra Ankara’dan son model siyah bir arabayla döndü.”
Ne var ki Mareşal’i ölüme gönderen doktorun keyifli günleri bir yıl sürmüş ve o da güya bir kaza sonucu hayatını kaybetmiştir.
Mareşal Fevzi Çakmak’ın 1947 yılındaki basın toplantısında yaptığı kehanet tamı tamına gerçekleşmiş, üç yıl sonra 1950’de kendisinin şüpheli bir şekilde ölümü, iktidardan alaşağı edilen Demokrat Parti ileri gelenlerinden üçünün de (Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan) ondört yıl sonra 1961’de idamı ile dram son bulmuştur.
Fevzi Çakmak’ın siyasete atılmasını sindiremeyenlerden biri de CHP’nin kalemşorlarından ünlü gazeteci Hüseyin Cahit Yalçın’dı. Son günlerine doğru 2010’da “Yeni Çağ” gazetesinde “Bâbıâli” anılarını kaleme alan “Şeyhülmuhabirin” Şemsi Sılkım’ın naklettiğine göre bir vapur sohbetinde yazar Vâlâ Nureddin Mareşal’in bir hayli seveni olduğunu, bu bakımdan Millet Partisi’ne çok sayıda taraftar toplayacağını söyleyince Hüseyin Cahit Yalçın’ın asabiyetle sesini yükselterek “Fevzi Çakmak orduda mareşal idi, ama politikada nefer bile olamaz! Belki eski askerlerden, paşalardan ve birkısım halktan taraftar alır, ama daha fazlasını beklemeyin!” demiştir.
MARŞAL’I MAREŞAL GİBİ ALGILADIK
CHP iktidarı Mareşal Fevzi Çakmak’ın siyasete soyunmasından büyük rahatsızlık duymuştu. Mareşal Fevzi Çakmak ömrü vefa etseydi Meclis’e girecek ve belki cumhurbaşkanı seçilecekti, ülke de devlette ve toplumda derin yaralar açan ve açtığı yaralar hâlâ kanayan 27 Mayıs 1960’taki ilk askerî ihtilâle sürüklenmeyecekti. Çünkü tek parti zulmünden yaka silken Türk Milleti “Mareşal” diyordu da başka şey demiyordu.
Size belki tuhaf gelecek, ama Amerika Birleşik Devletleri bile onun ismine benzer bir isimle rahatça Türkiye’ye adım atmış, İkinci Dünya Savaşı’nda Fransa’nın Akdeniz sahil şeridindeki Normandiya’dan Avrupa topraklarına çıkardığı ve Almanlar’a karşı tepe tepe kullandığı M-47 tanklarını savaştan sonra sonra revize edip boyayarak Dışişleri Bakanı George Marshall’ın icadı “Marshall (okunuşu Marşal) Plânı” kapsamında “askerî yardım” adı altında Türkiye’ye güya hibe etmek suretiyle elinden çıkarmıştı. İstanbul Kartal Maltepe’de konuşlanmış İkinci Zırhlı Tugay’da 1959’un ikinci yarısı ile 1960’ın ilk yarısında yedek subay olarak görev yaparken teğmen rütbeli takım komutanı olarak emrime verilen beş adet Amerikan yardımı M-47 tankının Şile’de yaptığımız tatbikatlarda motoruyla, telsiz sistemiyle nasıl işe yaramaz olduklarını bizzat müşahede etmiştim. Amerika böylece silâh artıklarıyla o soğuk savaş döneminde hem Türkiye gibi “sağlam bir müttefik” kazanmıştı, hem de Türk halkının bu yardımı Mareşal Çakmak’a duyduğu sevgiyle “Mareşal yardımı” gibi algılamasına yol açıp sempati toplamıştı.
Evet, Türk Milleti’nin gözünde böylesine büyük bir insandı Mareşal Fevzi Çakmak…

——————————–

ZAMAN TÜNELİ
60 YIL ÖNCE KIRŞEHİR
Hazırlayan: DURSUN YASTIMAN
Kaynak: KIRŞEHİR SESİ Gazetesi

——————————–

Namazgâhın hayvan pazarı olmasını doğru bulmuyoruz

Belediyece pazar yerlerinde değişiklik yapılmış ve bu meyanda sebze pazarının Kapıcı civarında sebzeci dükkânlarının bulunduğu yağ ve peynir pazarının kasap dükkânlarının bulunduğu sahaya ve hayvan pazarının da sebze ve yağ pazarı olarak kullanılan namazgâha nakline karar verilmiştir.
Eskiden namaz kılınan ve tapusunda da namazgâh olarak kaydı bulunan bu mahallin hayvan pazarı olarak tefrik edilmesi birtakım dedikoduları mucip olmuş ve halk tarafından iyi karşılanmamıştır. Bu kararın halk üzerindeki menfî tesirlerini izale maksadıyla idarî makamlar tarafından emir verildiği propagandasının asılsız olduğu anlaşılmıştır. Namazgâhın hayvan pazarı olması teklifi Hıfzıssıhha Komisyonu’na Belediye Reisi tarafından yapılmış ve Belediye Reisi tarafından muvafık görülen bu teklif komisyonca kabul edilmiştir.
Şehri en iyi tanıması lâzım gelen Belediye Reisi’nin senelerce ibadetgâh olarak kullanılan bir mahalli hayvan pazarı olarak teklif etmemesi ve başkası tarafından böyle bir teklif yapıldığı takdirde de bu teklifin kabulünü önlemesi icap ederdi.
Haber aldığımıza göre halk bu hususta Diyanet İşleri Reisliği’ne şikâyette bulunmuştur.

Ticaret Odası Oda binası yaptıracak

Şehrimiz Ticaret ve Sanayi Odası tarafından Oda binası yaptırılmak üzere şehrin merkezî bir yeri olan Hükûmet Caddesi’nde 7500 liraya iki dükkân satın alınmıştır. Gelecek sene bu dükkânlar yıkılarak arsasına ihtiyacı karşılayacak şekilde modern bir bina yapılacaktır.

“Mucur” gazetesi çıktı
Mucur’da arkadaşımız Avukat Şemsettin Velibeyoğlu tarafından “Mucur” isimli haftalık yeni gazete neşredilmeğe başlanılmıştır.
Yeni refikimize başarılar dileriz.

Bu köşedeki haber, yazı ve ilânlar 28 Nisan – 5-19 Mayıs 1956 tarihli gazetelerden alınmıştır.

Tarihe düşecek açıklayıcı notlar
* Terme Caddesi’nde şimdiki pazar yerinin karşısında bulunan alan hayvan pazarı ve en son sebze pazarı yapılmadan önce halkın uzun yıllar açıkta namaz kıldığı bir yerdi ve “Namazgâh” olarak anılırdı.
* Ticaret ve Sanayi Odası Kapıcı Camii karşısındaki eski Tüccarlar İş Hanı’ndan önce Öğretmen Evi karşısında bulunan kiralık dükkânda faaliyet gösteriyordu. Oda yönetimi burada iki dükkânı satın alarak yeniden düzenlemiş ve uzun yıllar bu binada çalışmıştı. Umumî Kâtibi kasap İsmail Erdaş’ın oğlu Muharrem Erdaş, kâtibi Cemal Akman (Topal Cemal), müstahdemi Emsal Hala idi.
* Mucur’un ilk gazetesi olan “Mucur”u daha sonra öğretmen Veli Recai Velibeyoğlu emekli olduktan sonra devralmıştı. DY
__________________________________________________________________________
KIRŞEHİR SESİ ● Haftalık Siyasî Gazete ● Fiatı: 10 Kuruş ● Sahibi: R. Esensoy ● Yazı İşlerini İdare Eden: Avukat Vahit Esensoy ● İdare Yeri: Atatürk Caddesi No. 68/2 – Kırşehir ● Basıldığı Yer: Kırşehir Basımevi



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .