Çölmekteki yağ

Çölmekteki yağ

03.01.2018

Malumunuz Kırşehir’de eskiden sade yağ denilen tereyağlar çömlekte saklanır, yılın 12 ayı kullanılırdı. Mis gibi kokar, yemeklere büyük lezzet katardı. Günümüzde de hiçbir yağın yerini tutmaz tereyağ… Kırşehir bir tarım ve hayvancılık şehri, yağ ve süt üretimi var, ama gel gör ki tereyağın yanına yaklaşılmıyor. Kırşehir’de kilosunun 40 lira olduğu duyumlarını alınca aklıma bir hikâye […]

Malumunuz Kırşehir’de eskiden sade yağ denilen tereyağlar çömlekte saklanır, yılın 12 ayı kullanılırdı. Mis gibi kokar, yemeklere büyük lezzet katardı.
Günümüzde de hiçbir yağın yerini tutmaz tereyağ…
Kırşehir bir tarım ve hayvancılık şehri, yağ ve süt üretimi var, ama gel gör ki tereyağın yanına yaklaşılmıyor. Kırşehir’de kilosunun 40 lira olduğu duyumlarını alınca aklıma bir hikâye geldi.
Dört bir tarafı duvarlarla kaplı bir evde otururlardı. Evleri köyün orta yerinde ağaçlarla adeta yeşile bürünmüş cenneti andırır görünümdeydi. Çolak Irza at arabasıyla çerçilik yapar, köy köy dolaşır, sattığı malzemeleri parası olmayana yerine göre tereyağı, un, bulgur, buğday, yumurta, yün gibi köylünün üretimi olan malzemelerle değişir, parası olana da parayla satar evinin geçimini sağlardı. Kolunun sakat oluşundan dolayı başkalarına ırgat, çiftçi duramamış, amelilik yapamamış, geçimini önceleri at ve eşekle köy köy gezerek çerçilik yaparak sağlamıştı. Sonradan tedariklediği birikimiyle at arabası almış, işi daha da büyütmüş, rahatlamıştı. Hanımı erkek gibi evi ve çocukları bekler, oda gözü arkada kalmadan köyden çıkınca on, on beş gün gezgincilik yapardı.
Çolak Irza’nın beş altı kızı olmasına rağmen oğlan çocuğu olmamıştı. Önceleri buna üzüldüyse de sonraları alışıp gitmiş evladın kızı oğlanı birdir deyip kendini öyle avutmuştu. Kızları bahçenin içinde kurulan ıstar tezgahında sırayla halı, kilim, yastık dokurken adeta bülbülleri özendiren koro halinde öyle güzel türküler söylerlerdi ki, dinlemeden kimse oradan geçmez, adeta mest olurlardı. Haney çok iktisatlı bir kadındı, aza kanaatle yetinir, sabrı, şükrü bilir, asla zenginlere özenmezdi. Dokudukları eşyaları Çolak Irza şehre götürüp satar, onunla evlenecek, gelin olacak kızlara çeyiz dizen hanımınan getirir o da yavaş yavaş bu tür hazırlıkları el altından yapardı. Allah vergisi kızının birisi kördü. Bu da aileyi ne kadar üzse de üzülmek bir şeye fayda getirmez, yemesinde, içmesinde, yatıp kalkmasında ona yardımcı olup el birliğiyle Hatçe’ye körlüğünü belli etmezlerdi. Hatice evlerinin biraz ilerisinde ki samanlığa çinaarle saman almaya gidip gelirken mahalle çocuklarının ufak tefek şakalarına maruz kalırsa da bunu evde kimseye söylemezdi.
Söylese de gerek anası Haney, gerekse babası bu tür şeyler için haklı olsalar dahi konu komşuyla kötü olup küsmek istemezdi. Ağaçlarını yolan ya da onlardaki kuşları taşlayan, bu nedenle de evin camlarını kıran mahalle çocuklarını mahsustan öylesine azarlarlar, ama ailelerine asla şikayet etmezler, bir daha yapmasın diye onların gönlünü alıp ceplerine elma, armut, zerdali doldururlardı.
Haney bacı, lafı sözü dinlenir, öğüt vermeyi sever, yanlış yapanlara da hoşgörüyle doğru yolu gösterirdi. Babasıyla, anasıyla geçinmeyen mahallenin delikanlılarıyla, kaynana kayın babasıyla hırı gürü (suçlu veya suçsuz) bitmeyen gelinlere geçim yollarını öğüt verirdi. Bu ve bu gibi iyi niyetleri sayesinde herkesle haşır neşir olmuşlar, aleyhlerinde dedikodu yapan bir kişiye rastlamamıştı.
Komşu oğlu Erdoğan sabah erken kalkmış şehre gidecek, yatılı Sağlık Meslek Okulu’na giriş için sınava girecekti. Gel gör ki köyün minibüsü ol görüp gelmiyor, oda buram buram terliyordu.
Çeşmeye suya giden Haney bacı onu görünce hal hatır sordu. Niye beklediğinin merakı içindeydi. Sorunca da ona durumu anlattı.
“Ah oğul” dedi kız evladının imtihanı bir olur, erkeğin imtihanı ölünceye kadar hiç bitmez! Erdoğan o zaman onun ne demek istediğini anlayacak yaşta değildi. Kızları iş görürken o boş durmaz, kendine evde iş bulamayınca da kaptığı iki testiyle evlerinin biraz ilerisinde çeşmeye koşardı. Onu gören gelin kızlar veya yaşça küçük olanlar kendisine saygı gösterir, elindeki testiyi sıraya koymadan doldururlardı. Oda onlara gelmişten, geçmişten bahseder, yerine göre akıl verir veya güldürür, böylece vakit su gibi geçerdi. Kocası Çolak Irza’nın köylerden alışveriş karşılığı getirmiş olduğu yağlar evin yemeklerinde kullanılsa da fazla gelmekteydi.
Yağ zamanla birike birike üzlüğü (çömleğin küçüğü) doldurmuş haliyle Haney bacı onu çömlekte biriktirmeye başlamış, zamanla çömlekte ağzı beraber dolmuştu.
Evlerinde kadın misafir eksik olmazdı. Onlara bir şeyler ikram etmek için sofanın kapısını açtıklarında çömlek gelene gözüküyor, ister istemez dikkat çekiyordu. Evinin barkının temizliği, ineği, danası olmadığı halde bir çömlek ve üzlük dokusu yağ, un, bulgur, düğü ve buğdayın bol oluşu, gören kadınlar tarafından dilden, dile ballandıra ballandıra anlatılıyor, neredeyse Çolak Irza’nın zengin biri olduğu yalanı oluşuyordu. Bunu duyan onların yakın akrabalarından evinde bir kaşık yemeklik yağ dahi olmayan birinin dikkatini çekmişti. O da istemeye utandığından kocasını yağ istemeye Haney abasının evine gönderir. Gelen akrabasını Haney bacı eften, püften bahanelerle atlatsa da adam naçar kaldığından her gün bir bahaneyle gelip oturmakta, yağ istemektedir.
Bu duruma çok içerleyen Haney bacı kızları “ben getiririm” dese de eline aldığı iki testiyle soluğu çeşme başında alır. Öfkeden solumakta, o esmer yüzü adeta kırmızıya boyanmış, şakağından akan terler tane tane boynuna akmaktadır.
Haney bacının bu durumuna alışkın olmayan komşuları şaşırıp kalmışlar, laf ebeliği ile ondan nedenini öğrenmeye çalışıyorlar, ama uyguladıkları bütün taktikler boşa gidiyordu. Adeta ağzına kilit vurulmuş, ser veriyor, sır vermiyordu. Haney bacının mizacında kimseyi küçük görecek ya da düşürecek yapı yoktu. Aleyhte atmayı, dedikodu yapmayı, sır satmayı sevmediğinden sorulan soruları karşılıksız bırakıyordu. Ama içindekini kimseye diyemediği dert günlerdir onu yiyip bitiriyordu.
Onun bu hali adeta çeşme başındakileri rahatsız etmiş, acaba Haney bacıya bir kötülüğümüz mü oldu da bize soğuk davranıyor, nedenini de söylemiyor, diye içten içe mahkeme kurup yorum yapıyorlardı.
Bunu Haney bacıya aralarından sözü geçen birisi açık açık sorup “Söylemezsen şu yemin üstüne olsun” diye vebal bırakınca durumun başka yorumlara neden olacağı, komşuları zan altında koyacağı kanısına varacağını anlayınca meseleyi anlatmaya başladı.
– Komşular! Hepinizin bildiği gibi evimde bir çömlek yağ var! Bir akrabam bunu benden ödünç istiyor. Vereyim mi kötü olayım? Vermeyim mi kötü olayım? Çömlekteki yağ benden davacı oluyor. Size göre bir şey yok derken fakir akrabasının ezikliği onun iki damla gözyaşının akmasına neden oluyordu.
NOT: Öyküleri şahısları küçük düşürmek mirasçılarını rencide etmek için yazmadım.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .