ÇOK KAN AKITTI ZALİM EGEMENLER DİN VE MEZHEP CİLASIYLA

ÇOK KAN AKITTI ZALİM EGEMENLER DİN VE MEZHEP CİLASIYLA

01.08.2017

ÇOK KAN AKITTI ZALİM EGEMENLER DİN VE MEZHEP CİLASIYLA “Milyonlarca insan Kucaklayın birbirinizi Bütün dünyayı sarsın öpüşmeniz Kardeşler, yıldızlı kubbenin üstünde İyi yürekli bir baba otursa gerek Koca dünya sezinliyormuşsunuz Yaradanı” Çok eski devirlerin egemenliklerinin kendilerine uydurdukları tanrılarını onlara verelim de “mavi yolculuk” da yolcuları mesteden Beethoven’nın 9. senfonisine ruh olan Schiller’in “sevinç türküsü” nün […]

ÇOK KAN AKITTI ZALİM EGEMENLER DİN VE MEZHEP CİLASIYLA

“Milyonlarca insan
Kucaklayın birbirinizi
Bütün dünyayı sarsın öpüşmeniz
Kardeşler, yıldızlı kubbenin üstünde
İyi yürekli bir baba otursa gerek
Koca dünya sezinliyormuşsunuz Yaradanı”

Çok eski devirlerin egemenliklerinin kendilerine uydurdukları tanrılarını onlara verelim de “mavi yolculuk” da yolcuları mesteden Beethoven’nın 9. senfonisine ruh olan Schiller’in “sevinç türküsü” nün mısralarında “yaradan” la böyle buluşulur.
Türkiye’de o büyük ve eşsiz insan Mustafa Kemal Atatürk laiklikle ve Cumhuriyet devrimleriyle aslında Tanrı ile insanı kucaklaştırdı…
Aracıları defetti. Tanrı ile insanları özgürce buluşturdu vicdanlarda…
Öbür dünyanın “Cehennem korkusu” bir yana, bu dünyada Allah adına sorgu mekanları kurup, oturdukları evlerin odalarını “mezar evler” yapanlar mı insanı Tanrı’ya yaklaştıracaktı?
“Din elden gidiyor” deyip tespihi bırakıp tetiğe dokunan Şeyh Sait’ler “şeriat adına” yola çıktıklarını söyleyip kan döktürmemişler miydi?
*******
Ekmek toprağın ağzındaydı.Yaşam karın doyurmaktı. Yaşam barınmaktı.
Bu yüzdendir ki, dinler tarihinin ekseni, insanoğlunun toprakla ve toprağa bereket sunan göklerle ilişkisinin, öyküsü gibi dönüp dolaşmış.
Toprağın bereketini insan ve hayvanın doğurganlığını çağrıştıran “ana tanrıça” ya bu yüzden sığınıldı kim bilir? …
Sonra onu boğa, geyik gibi değişik şekillere sokup da ayı, güneşi, yağmuru ve rüzgarı “olmazsa olmaz” diye mi yanaştırdı yanlarına?

Eski çağların egemenleri, kralları da kendilerini tanrılaştırdılar.
“Boğa tanrı’nın heykelleri krallar gibi sakal uzattı.
Krallar başlarına “boynuz” taktılar.
Egemenler, Tanrılarla bütünleştirmekte buldu çareyi…
Böylece kutsattılar kendilerini.
Eski çağlarda egemenlerden haksızlık görmüş kesimlerin tepkisi de çaresiz dinsel yöndeydi. Değişik mezhepsel uydurmaların ve ayrı taraflar oluşturmaların esprisi de buraydı.
Arap egemenlerinden haksızlık görenler, muhalefet bayrağını Hz. Ali’nin eline verip Arap ırkından olmayan yoksul Müslüman kitlelerle bir kısım Arapları da toplayarak “mezhep” cilalı bir sosyal oluşum sağlama uğraşı vermemişler miydi?
Nitekim Anadolu’da hiçbir yere ayak basmamış Hz. Ali’nin Anadolu’nun bir çok yerinde “atının nalının izi” gösterilir hala..
Orta çağ boyunca Katolik Kilisesi’nin Arapça’dan Latince’ye çevrilmiş olan İncil’i istedikleri gibi yorumlayarak halkı sömürdüğünü ve bu durumun yeni çağ başlarında Luther, Kalvin gibi gerçek din bilginlerce İncil’in yaşayan, konuşulan dinlere çevrilmesiyle nispeten önlendiğini biliyoruz. Böylece bir silahın ellerinden alınmasıyla sadece “soyluluk” dan başka sermayesi kalmayan derebeyler, cennetin anahtarı karşılığında kiliseye ödedikleri büyük servetlerin nasıl boşa gittiklerini gördüler ve olanca güçleriyle direndiler.
Batı Avrupa’yı yaklaşık 150 yıl süren mezhep savaşlarına sürükleyen bu çalkantılı süreçte Osmanlı orduları Viyana kapılarına dayanmıştır.
Şimdi aynı Batı, bu büyük tarihten ders mi çıkarttı ki, Anadolu’da etnik, dinsel, mezhepsel farklılıkları gündelik yaşamda şiddete, kine, öfkeye dönüştürür her zaman bu işten çıkarları olanlar olmuştur.
Bizans Anadolusu’nda da öyle…
Egemen büyük arazi sahipleri ve mütagaliplerinin zulmünden bıkanlar, devletin sağ kolu olan kilisenin Ortadoks yapısından ayrılıp kilisenin mahkum ettiği Paulisyen, Montanist, Begomil ve diğer Heteredoks doktirinlere sarılmışlar…
Onlarda bizim Anadolu Aleviliği gibi katı zulüm günlerinde çoook kurtarıcı “mehti” beklemişler.
Nitekim Hz. İsa, Roma İmparatorluğu’nun en geri, en ezilmiş sefalet içindeki bölgesinde insanları kurtarmak için gelmemiş mi?
Selçuklu Sultanları’nın kendi halkına tepeden bakması karşısında Türkmenler sarayın sunni akidesine karşı yine Heteredoks yolu seçip bağrından nice babaları, velileri çıkartmamışlar mı?
Bıraksalardı Pir Sultan’ı, kellesini kurtarsaydı Hızır Paşa’dan, şahına kavuşacaktı…
Çok kan akıttı zalim egemenler mezhep cilasıyla.
Ama çıkar bu…
İnsanlığın evrensel değerlerinin, bilimin, aklın çıkarı değil. Toplumları bir koyun gibi gütme alışkanlığının çıkarı.
Bu çıkara karşı seslenmiş Hacıbektaş, “Her ne ararsan kendinde ara”, Kudüs’te, Mekke’de, hacda değil” demiş
Hacıbektaş, Hira Dağı’na karşılık Çile Haneyi, zemzem suyuna karşılık Çile Hane eteklerindeki zemzem pınarlarını oluşturmuş.
Toprağın, kilerin kara kazanın bereketini sunmuş, hakça bölüşümü abideleştirmiş.
Din, inanç, soy sop ayrılığı olmadan insanın hakkını bilen geçmiş. Tekkenin sırat köprüsünün kapısından…
“…Birbirinizin malına diğeriniz bekçisiniz.Birbirinizin namusu diğerinin namusudur. Dar günlerinizde birbirinizin işlerini yürütün. Beslenmenizden, bakımınızdan sorumlusunuz. Bir koyun aşığı bir sofranın kaşığısınız” denmiş.
Vaktiyle bu alandaki yozlaşmalara karşı da dikilmiş Anadolu ozanları.
“Pir deyip şunlardan medet umarsın
Yok onun ötesi itten kötüdür” demiş Teslim Abdal.
“Güzel dedem yağmadan mı gelirsin” diye sormuş Aşık Daimi.
En güzel cennet; bu cennet dünyayı cennet gibi insanca sevi ile insanca paylaşımla, ilimle, soygunsuz, sömürüsüz ve zulümsüz yaşamak olsa gerek…
Galiba kültürümüzde insan sevgisi, hümanizma giderek yok oluyor.
Galiba “sevgi” yerine “korku”yu koyduk, kendince olmayı mı unuttuk?

Adnan YILMAZ



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .