ÇEVRE KİRLİLİĞİ

ÇEVRE KİRLİLİĞİ

19.10.2016

Çevreyi bilerek yahut bilmeyerek doğaya bıraktığımız atıklarla insanlar kirletir. Kullanılan temizlik ilaçları, yabancı haşereler mücadelesinde kullanılan kimyasal ilaçlar, tarımda kullanılan suni gübreler gibi verim artırıcı bazı maddeler toprağa, suya ve havaya karışarak bizlere zararlı madde olarak tekrar geri döner. Son 40-50 yıl içerisinde henüz tespit edilemeyen hastalıklar ve bilhassa kanser olaylarının dağılması, doğanın intikamı mı […]

Çevreyi bilerek yahut bilmeyerek doğaya bıraktığımız atıklarla insanlar kirletir. Kullanılan temizlik ilaçları, yabancı haşereler mücadelesinde kullanılan kimyasal ilaçlar, tarımda kullanılan suni gübreler gibi verim artırıcı bazı maddeler toprağa, suya ve havaya karışarak bizlere zararlı madde olarak tekrar geri döner.
Son 40-50 yıl içerisinde henüz tespit edilemeyen hastalıklar ve bilhassa kanser olaylarının dağılması, doğanın intikamı mı acaba? Doğanın kendi içerisinde bir dönüşüm vardır, eğer bu dönüşüme dolaylı yönden bir müdahale oluyorsa ki oluyor bu değişiklik zamanla daha da tehlikeli bir boyut alacaktır ve yaşamı olumsuz yönde etkileyecektir. Avrupa’da arabalarda kullanma zorunluluğu olan katalizatör kullanımı uygulaması Türkiye’de olmadığı gibi, ithal edilen arabaların bir kısmında da yok ve olanlarda burada sökülüyor. Bunun kontrolü dahi yapılmıyor. Katsız taşıtlara Avrupa’da yüksek cezalar ödenirken maalesef Türkiye’de hiçbir yaptırım uygulanmaz. Doğada yaşayan yabani kuşlar ve hayvanlar ayrı ayrı görev üstlenmiş, keklik ve sülün türlerinin yok edilmesi kenelerin yasam alanlarını genişletmesine, bilhassa insanlar için tehlike arz etmeye başladı. Tilki, sansar, çakal gibi hayvanların beslenmesine yarayan fareler tarım ilaçlarıyla nesilleri kesildiği için artık görünmez olmuşlardır.
Kırşehir’in etrafında dinlenecek, stres atacak sakin bir yer yok. Hafta sonları şehir gürültüsünden uzaklaşmak isteyen hemşerilerimiz, etrafta çok az kalan çeşme başlarında bulabildiği kadar bir gölgelikte dinlenmeye çalışıyor. Yapılan mangal sefasından sonra kalan pisliklerini sanki bir daha oraya gelmeyecekmiş gibi doğaya serpiştirip gönül rahatlığı ile evine dönüyor. Tabi gönülleri ne kadar rahat bilinmez. Bu lüksü yalnız arabası olanlar yaşıyor, tabi buna lüks denirse. Bütün cemse başları ve ağaç gölgelikleri naylon poşet ve arta kalan pisliklerle dolu. Bunların yaydığı koku ve çirkin görüntü herhalde kimseyi rahatsız etmiyor. Naylon atıklarının doğada üzün müddet kalması, gün ışığı ve doğa şartlarıyla zehirli madde haline dönüşerek toprağa karışması son derece ve zararlı olduğunu bu maddeyi üretenler söylüyor. Avrupa’da naylon poşetlerin kullanımı da yasak. Bir Müslüman ülkesi olarak temizliğin imandan geldiğini camilerde verilen vaazlar sadece camiden çıkıncaya kadar geçerli, ama uygulamada bir geçerliliği yok. Yerleşim yerlerinde ve çevresinde yapılan mandıraların durumu daha baksa bir saygısızlık ve mikrop yuvası. En bariz örneği, turizm bölgesi de olarak ilan edilen Sevdiğin köyünün etrafındaki mandıralar, o köyde oturanlara bir saygısızlığın ötesinde üç köyün içme suyu kaynağına sadece 300-500 metre. Yeraltına sızan dışkı artıklarının o su kaynaklarını kirletmesi hiçbir yetkiliyi ilgilendirmiyor. En çok gübre içerisinde çok çabuk üreyen karasinek, beldede oturanları hayli rahatsız ediyor. Müteakip defalar gerek Valilik ve gerek yetkili kurumlara edilen şikayetler kulak ardı edildiği gibi bir de şikayetçiler azarlanıyor. Ne kadar ayıp ve insan sağlığına saygısızlık. Kentlerde yasam koşullarının ağırlaşması, tekrar köylere göçü tetikliyor. Yeniden yapılaşmaya başlayan köylerin kanalizasyon ve su sorunu her köyün bütçesinin yapabileceği ve çözeceği bir sorun değildir. Köylerde yeni yapılan her evde bir septik çukuru açılması ve bu kuyularda sızan pis sular elbet de yeraltı su kaynaklarına karışıyor. Son yıllarda kanser olaylarının artması, kirlettiğimiz doğanın bize karşı olan tepkisinden mi kaynaklanıyor acaba. Piknik sefasından sonra yakılan ateşin söndürülmeyişi orman yangınlarının en önde gelen sebeplerindendir. Yangınla beraber dünyanın baksa bölgelerinde yetişmeyen bitki çeşitlerinin yok oluşu herhalde pek çoğumuzu üzüyor olmalı.
Av ve avcılık konusu ayrı bir dram, üç tarafı denizlerle çevrili olan ve iç kesimlerde yüzlerce baraj gölleri bulunan bir ülke olarak en pahalı deniz ürünleri Türkiye’de. Yanlış avlanma ve zamansız avlanma haklimizi leziz su ürünlerinde mahrum ediyor. Korkarım zamanla balıkları gelecek nesiller sadece resimlerde görecek. Yetkili kurumların (eğer varsa) ve valiliklerin ivedilikli olarak, cevre kirliliği konusunda ve yerleşim yerlerinin karasinek istilası olayı ile ilgilenmesi beklenmektedir. Bu konuda ne yapılması ve yapılanları görmek istiyoruz.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .