“ÇETE” DE BİZİM “BEKRİ”YDİ

“ÇETE” DE BİZİM “BEKRİ”YDİ

07.09.2015

Bulgarcadan dilimize geçen “Çete” sözcüğünün anlamı Türk Dil Kurumu’nun “Türkçe Sözlük”ünde ordu birliklerinden olmayan silâhlı küçük birlik, yasa dışı işler yapmak için bir araya gelmiş topluluk olarak açıklanıyor. Oysa yazımızın konusu “Çete”nin ne silâhlı küçük birlik, ne de yasa dışı işler yapmak için bir araya gelmiş toplulukla uzaktan yakından hiçbir ilgisi yok. Ne acı ki […]

çete copy

Bulgarcadan dilimize geçen “Çete” sözcüğünün anlamı Türk Dil Kurumu’nun “Türkçe Sözlük”ünde ordu birliklerinden olmayan silâhlı küçük birlik, yasa dışı işler yapmak için bir araya gelmiş topluluk olarak açıklanıyor.
Oysa yazımızın konusu “Çete”nin ne silâhlı küçük birlik, ne de yasa dışı işler yapmak için bir araya gelmiş toplulukla uzaktan yakından hiçbir ilgisi yok.
Ne acı ki internet ve akıllı telefon salgınına yakalanmış yeni nesiller geçmişi araştırmıyor, araştırma gereksinimi de duymuyor. Bir memleket elbette akıllısıyla, delisiyle memlekettir. Diğer bütün olumsuz tipleri ayıklar atarsanız geriye gerçek anlamda memleket kalmaz.
Ünlü tarihçi Reşad Ekrem Koçu “İstanbul Ansiklopedisi” adlı çok değerli eserinde İstanbul’un tüm değerlerini ortaya koyarken padişahlar, sadrazamlar, vezirler, paşalar, beylerden tutunuz da fahişeler, puştlar, pezevenkler, hamallar, delilere varıncaya kadar İstanbul’da isim yapmış herkese yer vermiştir.
Bizim Kırşehir’de ise dışarıdan gelen aslı belirsiz kişiler hemen bey olarak nitelendirilir, baş köşelere yerleştirilir, kendi insanları ise en çirkin, en aşağılık lâkaplarla damgalanır. Başka bir deyişle Kırşehirli yaban ellerden gelenlere sütüne sümüğüne bakmadan velî muamelesi yaparken, hattâ belediye başkanı, milletvekili bile seçerken kendi insanına lâyık gördüğü rütbe her ne hikmetse en kibar sözcükle hep aynı kalmıştır: “Deli…”

TEK İHTİYACI VARDI: EKMEK ve ŞARAP…

İşte, bizim “Çete” de böyle yanlış anlaşılmış bir hemşehrimizdi. Ona niye “Çete” demişler, bilinmiyor. Bilinen gerçek yakın zamana kadar Kırşehir’de yaşamış popüler-pejmürde tiplerden biri olması…
Onunla aynı mahallede, yani Yenice Mahalle’de oturmuştuk. Ailece tanışırdık. Kale Ortaokulu’nda matematik öğretmeni olan, sert disipliniyle tanınan Osman Eken’in de kardeşiydi.
Her nedense Mehmet Eken aileden kopmuş, yaşadığı bohem hayatı yüzünden olsa gerek “Çete” diye anılır olmuştu. Ekmek dışında tek gıdası şaraptı. Koltuklarında ekmek ve şarap götürürken, ya da pasaj köşelerindeki mekânlarında içtiği şaraptan yarı sızmış halde rastlaştığımızda kısık sesle “Bekir Ustamın oğlu” der ve hüzünle gülümserdi.
Sık sık kullandığı “Bu da kader agam!” sözüyle kaderine sitem eder gibiydi. Ama kaderinin nasıl bir oyunuyla bu hayata sürüklendiğini anlatmayı da gururuna yediremeyecek kadar onurluydu. Kimseden bir kuruş istemez, ama nasıl yapar, eder, günlük ihtiyacını sağlardı: Ekmek ve şarap… Şair hemşehrimiz Deniz Şahinoğlu çocukluk yıllarından belleğinde yer etmiş duygularla yazdığı uzunca şiirde onun çocuklara karşı davranışını da ne güzel özetliyor dokuz sözcükle:
“Çocuklara bakıp ağlardı çete / Çete ağladıkça / Biz gülerdik, çocuktuk”

NEDEN BİZİM DE “BEKRİ MEHMET”İMİZ OLMASIN!

İçkinin yasaklandığı Dördüncü Murad döneminin (1623-1640) ünlü sarhoşlarından olan ve gece-gündüz içtiği için ayyaş anlamındaki “Bekri” lâkabını alarak hazırcevaplılığıyla tarihe geçen “Bekri Mustafa”nın yaşamını belki okumuşsunuzdur. Sabahları medreseye giden ve akşamları yorgancı dükkânında babasına yardım eden Mustafa 18 yaşında kaybettiği annesinin üzüntüsüyle içkiye başlayarak ayyaşlığa ilk adımını atmıştı.
Bugün İstanbul’un Eminönü ilçesinde bir şeyhle aynı türbede ebedî uykusunu uyuyan “Bekri Mustafa”yı “İstanbul Kanatlarımın Altında” filmde Savaş Ay canlandırmıştı. Tesadüfe bakın ki Kırşehirli “Çete” de saçı sakalıyla Savaş Ay’ı andırıyordu. Belleğimizden bu benzetme geçerken aklımıza “Bizim Mehmet Eken de gece-gündüz içtiğine göre neden bizim ‘Bekri Mehmet’imiz olmasın?” sorusu geldi. Bir kurul tarafından hazırlıkları sürdürülen “Kırşehir Ansiklopedisi”nde Kırşehir’in ünlü kişileri arasında “Bekri Mehmet: Çete” maddesini de görürseniz şaşırmayınız. Devirdiği onca şişeye ve kuru ekmeğe rağmen çelimsiz vücuduyla yıllarca hayata direnen ve sarhoşluğa yenilip kimseye zarar vermediği gibi saygıda da kusur etmeyen “Çete” her halde tipik bir Kırşehirli olarak bunu hak etmiş olmalıdır.
Ozan Enginî mahlâslı Dalakçılı şair Deniz Şahinoğlu’nun “Köyümüz Dalakçı” gazetesinde de yayınlanmış olan, büyük harf ve virgül dışında hiçbir noktalama işareti kullanılmadan yazılmış “Çete” şiirini -ki yazdığı çok güzel şiiriyle “Çete”yi Kırşehir kültüründe anıtlaştırdığı için şairini kutluyor, kendisine teşekkür ediyorum- sütunlarımıza aktarırken Kırşehirli olmaktan başka yazgısı olmayan “Çete” Mehmet Eken’in ruhunu şâd etmiş, ona karşı olan hemşehrilik borcumuzu ödemiş olur muyuz acaba?

ÇETE

kırşehirliydi
şarapçıydı
kirden meşinleşmiş parkasıyla gezer
spastik garibin biriydi
kimsesizdi

polisler onu bulduğunda
şişesine sıkı sıkı sarılmış
buz üzerinde uyuyordu
öldü sandılar, morga koydular onu
uyanıp kapıyı yumruklayarak
herkesi şaşırtmaya devam eder dururdu

kendini sokaklara vurup
kimseye zararı olmadan
koynunda şişe ile gezer dururdu

biz çocuktuk o zamanlar
siyah önlükler içinde kız severdik
sevdiğimiz kızların yanına götürüp
konuştururduk çete’yi
“seni seviyorum sana âşığım”
derdi bizim yerimize
çete’nin şapkasını kapıp
birbirimize atarak
aramıza alır, gülüşüp eğlenirdik
öylece oturup ağlardı çete
deliydi

zabıtalar buldu bir gün
perişandı
hastanede iğne yaptılar
uyuyup rahatlasın diye
iğneyi yedikçe inadına uyanır
uyanır, kendine gelirdi
onlar şaşırdıkça sokaklara dalardı

elinde bir köpek öldüren şarabı
bir de yarım kuru ekmek
abone olmuştu her gün aynı saatte
aynı fırından
almadan çıkmazdı o yarım ekmeğini

hurdalıkta
eski polis arabalarında yatardı
gizlice bakardık
ince bir fısıltıyla uyurdu
pek yaklaşamazdık, çocuktuk, korkardık

kendi kendine konuşur, gezerdi
“ah ulan gader, ah ulan gader”
sonra çekerdi şarabından yudum yudum
soramazdık
kimdi bu kader, neydi

çete soğukta gezerdi
banka vitrinlerine tükürür
meçhul kişilere söverdi
kimseden korkmazdı, ne de soğuktan çekinirdi

çocuklara bakıp ağlardı çete
çete ağladıkça
biz gülerdik, çocuktuk

sonra çenesini dizine dayar
çıplak ince bacaklarına sarılıp
seyrek ve kıvırcık
yüzüne dökülen kekillerinin ardından
ok gibi sert bakardı
çirkindi
kendisinden önce kedisini doyuracak kadar
yürekliydi çete

hayırsever bir vatandaş aldı çete’yi
alamancıydı adam
zengindi
yıkadı çeteyi
giydirdi, karnını doyurdu
tırnaklarını kesti
ne bir yudum şarap
ne de soğuk verdi
çok geçmeyip çete öldü
soğukların ve şarabın
açlığın ve kirin öldüremediğini
bir parça sabun
ve bir tas sıcak çorba öldürdü

nerde bir parça kuru ekmek
ve şarap şişesi görsem aklıma çete gelir
toprağın bol olsun
rahat uyu



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .