Cemil Sönmez

Cemil Sönmez

21.03.2015

KIRŞEHİR’DE yaştaşım, okuldaşım Cemil Sönmez, 1978 yılının 16 Mart’ında Perşembe sabahı derin güçler tarafından hazırlanan hain bir pusu planı ile kurban edildi. Kendisi ile birlikte kurban sayısı yedi idi, 41 öğrenci de yaralanmıştı. İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önünde ilerleyen kalabalığa dinamit ile saldırılıp kahpece yok edildiler. Dinamiti patlatan genç ise pişmanlık geçirip itirafa kalkışınca silahla […]

KIRŞEHİR’DE yaştaşım, okuldaşım Cemil Sönmez, 1978 yılının 16 Mart’ında Perşembe sabahı derin güçler tarafından hazırlanan hain bir pusu planı ile kurban edildi. Kendisi ile birlikte kurban sayısı yedi idi, 41 öğrenci de yaralanmıştı.

İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önünde ilerleyen kalabalığa dinamit ile saldırılıp kahpece yok edildiler. Dinamiti patlatan genç ise pişmanlık geçirip itirafa kalkışınca silahla katledildi.
Cemil başarılı, çalışkan, sevecen bir genç idi. Köy enstitülü bir babanın çocuğu idi. Kendisi ile öğrenci derneğinde, okulda, TÖB-DER’de kısa sohbetlerimiz olurdu. O dönemlerde siyasal ayrılıklar henüz kesin çizgilerle ayrılmamıştı. Hatta kendilerini sağ cennahta görenler ile dahi seviyeli tartışmalar yapılabilirdi.
İstanbul’da okuduğu yıllarda pek karşılaşmadık Cemil ile. Cemil’in Kırşehir’de yapılan o tarihi cenaze töreninde İstanbul Niğde Öğrenci Yurdu’ndan tanıdığım Pedea’cı Emin Abi ile karşılaşıp konuşunca anladım sonradan girmiş olduğu çizgiyi, hangi çizgiden olduğunun ne önemi vardı ki. Ancak basına yansıyan haberlere göre ölen gençlerin biri Dev Genç’li, üçü İGD’li, üçü TİP’li idi…
O yıllarda tartışmalarda yüksek frekanstan ve seviyeli yapılırdı. Katledilen 7 öğrenci ve Cemil’in Kırşehir’deki cenazesi sol içi tartışmaları bir tarafa bıraktırmıştı. Her sosyalist sol gurup cenazeye katılmaya çalışmıştı. Kırşehir böyle bir cenaze görmemişti. Ancak sonradan politik ayrıcalıkların derinleşmesi neticesinde ilerleyen aylar ve yıllarda her sol siyasi görüş neredeyse kendi cenazelerini kendileri kaldırır olmuştu. Ancak Cemil Sönmez ve arkadaşlarının katledilmesine göz yumanlar birer birer ülkenin en yüksek bürokratları, vekilleri oluverdiler. Zaten o hain saldırı yükselen sol sosyalist yapılanmaların önünü kesmek ve halkı yıldırmak için yapılmıştı.
Başarılı oldular mı? Evet başarılı oldular bir sel gibi büyüyen emekçi halkın coşkusu durduruldu. O katliamdan sonra Türkiye bir çok katliam yaşadı. (Maraş, Çorum, Sivas) Her şeye rağmen kitleleri susturup yönetemeyen oligarşi 12 Martta yaptığı askeri darbenin çok daha planlısını 12 Eylül 1980’de gerçekleştirip ülkenin bu günlere gelmesine vesile oldu. Merak edenler Can Dündar’ın 16 Mart belgeselini izleyebilir…
Oluşturulan siyasi iklim sayesinde bu gün coğrafyamızda maalesef tarikatlar ve cemaatlar koalisyonları, seküler yaşamımızın köküne kibrit suyu dökmek istiyorlar. Çare, devlet laikliği yerine özgürlükçü laikliktir. Çare, tek adam yönetimi değil, demokratik parlementerizmdir. Demokrasi ve laikliği kullanarak hükümet edenler birer birer dinamitlemeeyeçalışıyor tüm kurum ve kuruluşları,aynı 16 martta dinamitledikleri gibi öğrencileri…
Cem Keskin, 16 Mart ile ilgili makalesinden üç paragrafa katılmamak elde değil. “Burjuvazi 1977 1 Mayısıyla başlattığı karşı saldırıyı 16 Mart katliamı ile devam ettirmiş ve nihayet 12 Eylül darbesiyle de son noktayı koymuştur. Sonuçta doruk noktasına ulaşmış olan toplumsal muhalefet dalgası çok daha hızlı bir biçimde geri çekilmiş ve 1980 öncesi devrimci işçi ve öğrenci kuşağı yerini büyük bölümüyle toplumsal sorunlara duyarsız, mücadeleye sırtını dönen ve tarih bilincinden yoksun bir genç kuşağa bırakmıştır. Bugün gelinen süreçte burjuvazi, 1980 öncesinde yaşanan toplumsal mücadelelerin, işçi sınıfının ve gençliğin hafızasına kazınmasını engelleyebilmek için bu dönemi “kardeşin kardeşi vurduğu”, “sağ-sol çatışmaları”yla geçen ve “bir gurup anarşistin” yarattığı bir süreç olarak lanse etmeye çalışıyor. Böylece iki kuşak arasındaki bağın kopmasını ve tarihsel hafızanın yok edilmesini sağlayarak, yaptıklarının üzerini örtmeye ve unutturmaya uğraşıyor.
Gerçekten de o dönemle yaşadığımız dönem arasındaki bağların kopukluğu bir tek şekilde açıklanabilir: işçi sınıfının devrimci önderlik eksikliği. Faşizme ve her türlü gericiliğe karşı mücadelede, emperyalist savaşlara karşı sınıf savaşlarının yükseltilmesinde, kapitalizmin ortadan kaldırılıp insanlığın özgürleşmesinin önündeki tüm engellerin yıkılması ve komünist bir dünyanın yaratılması mücadelesinde kitlelere önderlik edecek komünist-devrimci bir önderliğin yaratılması bugün her zamankinden daha fazla aciliyet taşıyor. Bu yüzden kapitalizmin dünya çapında emekçilerin kanı ve alınteri üzerine kurulu iktidarını ayakta tutmak için harcadığı muazzam çabayı da hesaba katarak, sınıf hareketi içerisinde kararlı ve inatçı bir mücadele yürütmek gerek. Aksi takdirde ne kapitalizm denen ücretli kölelik düzeninin ne de onun kanlı saldırılarının önünü kesmek mümkün olacaktır.”
16 Mart 2015 öncesi ve sonrası inteernet guruplarında yaptığım paylaşımlar karşılık buldu. Servet, “bir şeyler yazmak istedim…elim varmadı….o günü hatırladım…Kırşehir ağlamıştı… Cemil arkadaşın naşı geldiğinde Kırşehir başka bir şehirdi……”; Nadir, “Saygıyla anıyorum.”; Mustafa, “Cemil hem mahalle arkadaşım, hem de öğretmenimin oğluydu. Rahmetler diliyorum.”; İsmet, “devrimciler ölmez…saygıyla anıyoruz…”, diye yazmışlar. Yazılacak söylenecek öyle çok şey varki.
İşte böyle katliamlara imza atanlar, Çanakkale Zafer kutlamalarını öne çıkarıp birlik beraberlikten söz ederler. Oysa Çanakkale bu coğrafyanın son direniş ve yeni bir cumhuriyetin temellerini içeriyordu. Buna rağmen tarihimiz derin ilişkilerin derin katliamları ile süre gelmiştir. Gerçekten özgürlükçü, laik, demokratik bir cumhuriyet kurulana kadarda bu türden sapkın katliamlar maalesef tarihimizde kara bir leke olarak bizleri izleyecektir.
Hayatın her alanı sosyalist okulu idi adeta o yıllar. Sosyal uyanış geçmişti ekonomik gelişmeyi. Emperyalistler kendilerine yerli iş birlikçi ve hainler yaratarak onları eğitip, donatıp ve de yöneterek Anadolu’yu karış karış yaşanmaz hale getirdiler. 1980’de de “bizim çocuklar başardı” diye kutlaması yapıldı, Okyanus ötelerinde.
Başaran çocukların hazırladıkları anayasa bir çok değişikliğe rağmen ruhunu koruyor. Her iktidara gelen hükümet sıkı sıkıya sarılıyor halen12 Eylül anayasasının lafzına da ruhuna da. 12 Eylülcüler ile hesaplaşacağım diye iktidar olanlara ise yönetme krızi ve aczine düşerek “iç güvenlik yasası” çıkarmakla meşguller. Muhalefetin engel çabaları son bir oyunla alt edilerek istenen baskı yasaları da çıkarıldı. Yani kısaca mevcut baskı yasaları ile yetinmeyip ülkeyi tek adam dikdatörlüğüne taşıdılar. Eserleri ile öğünebilir hükümet ve vekilleri…
Kırşehir’de 1998 yıllarında Emek çevresi tarafından yapılan anmadan sonra, anma yapılmamıştı bildiğim kadarı ile Cemil’in. Devrimci gençlerin merak ve arzuları ile mezarı başında yapılan konuşmalar sonrası karanfiller bırakılarak, yumruklar sıkılarak anıldı tekraren sevgili Cemil Sönmez. Işıklar içinde ol sevgili Cemil. 22 yaşındasın halen, hiç yaşlanmayacaksın. Tıpkı senin gibi çocuk ve genç yaşlarda aramızdan alınanlar gibi…
Not: Sağ olarak ele geçirilme şansları oldukça yüksek olduğu halde, bilinçli olarak 30 Mart tarihinde katledilen, fraksiyon ayrılığı gütmeksizin yola çıkan devrimcileri selamlıyorum. Işıklar içinde olsunlar. Derin tarihimiz incelendiğinde, öldürülme emirlerinin niçin ve kimlerce verildiği, bu günleri yaşayan bizlere büyük bir ibrettir.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .