CAMIZ SÜZMESİZ,PEKMEZ KAYNATMAM

CAMIZ SÜZMESİZ,PEKMEZ KAYNATMAM

11.08.2015

Kırşehir Karacaören köyünde bir hasat zamanıydı. Öküzler malağmanın üstünde koşulu oldukları düveni ağır ağır çekerken düvenin dişleri sapları eziyor, yorgunluk ve aşırı sıcaktan dilleri bir karış dışarı sarkıyordu. Köylülerinin tabiriyle ‘kör’ ya da ‘çolak Abbas arada sırada onlara “Deh, deh, domuzun malları” diye binmiş olduğu düvenin üstünden komut verirken bir yandan da pekmez kaynatmak için […]

Kırşehir Karacaören köyünde bir hasat zamanıydı.
Öküzler malağmanın üstünde koşulu oldukları düveni ağır ağır çekerken düvenin dişleri sapları eziyor, yorgunluk ve aşırı sıcaktan dilleri bir karış dışarı sarkıyordu.
Köylülerinin tabiriyle ‘kör’ ya da ‘çolak Abbas arada sırada onlara “Deh, deh, domuzun malları” diye binmiş olduğu düvenin üstünden komut verirken bir yandan da pekmez kaynatmak için gerekli olan ‘süzmeyi’ (yoğurdun kesede suyunun süzülmesiyle elde edilen) “nereden bulurum” diye kötü kötü düşünüyordu.
Fakir olmasına fakirdi ama her köylüsü gibi onun da ahırında en azından bir iki inek bulunuyordu. Gel gör ki onların sütünden yapılan yoğurdun süzmesi camızın süzmesi gibi pekmeze tat vermiyor “illa ki bana camız süzmesi lazım, o da olsa olsa Bozlapa (Boztepe) köyünde olur, şu işin gücün arasında oraya kim gidecek” diye iç geçiriyordu. Öyle ya işleri bırakacak oğlu, uşağı yoktu, her iş ona bakıyordu.
Hanımı Hacer’le evliliklerinden bunca yıl geçmesine rağmen bir an olsun evlat zevki tatmamışlar, “İnşallah bizim de olur” düşüncesiyle hep ileriye ümitle baksalar da bu hevesleri kursaklarında kalmıştı. Hatta ömrünün son günlerine doğru Çolak Abbas misafir bulunduğu Hamid’in Kadir’in evinde Gadak torunu Mustafa’yı “Deli gelinimin akıllı oğlu” diye kucağına alıp sanki ona gösteriş yaparmışçasına severken bayağı içerlemişti. Bunu kendine yapılan bir hakaret sayan Çolak Abbas; yarı kızgınlıkla “Şu delinin neyini seviyorsun”(Mustafa biraz akıl fukarası çocuktu) diye çıkışınca Gadağın, “Sen de o da yok ya” diye verdiği cevapla olduğu yere nerdeyse yıkılacak gibi olduysa da kendisini çabuk toparlamıştı.
Yıllar önce babaları ölünce ondan kalan taşınmazları kardeşleriyle kendi aralarında bölüşmüşlerdi. Ev yapmaları için tahsis edilen arsalarından kayalık olan kısmı Kör-Çolak Abbas’a düşmüştü. Buraya değil ev; kümes dahi yapılmazdı. Abbas asker ocağında dinamiti tanımıştı. Şehirden edindiği dinamitleri patlattığında kayalarla beraber sol gözü ile sağ elini kaybetmişti. Başkaları gibi yaptığı işi yarım bırakacak iradesi zayıf bir kişiliğe sahip değildi. Elin, gözün ne önemi var yeter ki bedenini kaybetmesin. Azminin elinden ne kurtulurdu ki, yaraları iyi olur olmaz başlarını sokacak bir evleri olmuştu bile.
Oğlum, uşağım yok, kime kalacak düşüncesinde olmamış, amelelik yapıp ırgat durmasa da kafa çalıştırarak, arada çerçilik yaparak evinin geçimini temin etmiş, noksan bedeniyle sağlam kişilerin yaptığının daha iyisini yapmıştı.
Köyde herkesin bağı olacakta Kör Abbas, “Benim bedenim sakat, nasıl olsa köylü bana üzüm, pekmez getirir” diye kapıya bakacak. Yok öyle dava…
Kaya bağları ile yayla bağları arasında bulunan Tepe bağları adıyla anılan yüksek bir tepeye oluşturduğu şimdi hozan kalan bağını onu yakinen tanıyan kişiler “bu bağı Çolak Abbas tek eliyle yetirip duvarlarını ve pekmez havutunu koca koca taşları tek başına kaldırıp yaptı” diye tanıklık yapmasalar kimse buna asla inanmaz.
Köyde Püsküllü’nün, Nuhu’nun, Çerçi’nin, Kaaler’in, İreyiz’in ve daha nice kişilerin yetiştirdiği ve üzüm çeşidi olarak onlardan fazlası bulunan bu bağın üstüne başka bağ daha kurulmamıştı. Bundan sonra yetişen “Hazırcı nesil” zaten kıymetini bilseler bağları hozan koymazlardı.
İhsan (namı değer Balağın Gara) Dayısı güdük İreşidin Tahsin’in tabiriyle “Ellerin ahırından inek, dana bizim eniştesinden de üç dört eşek boşanır” diye tabir ettiği fakir mi fakir Balağın Hacı Hasan’ın dört oğlundan birisiydi.
Fakirlik kusur değildi, birkaç kişinin haricin de köyde herkes zaten fakirdi, bu da Gara’ya sorun değildi. Çocukluktan sonra delikanlılık çağlarında o da diğer gençler gibi amelelik, ırgatlık, zamanla köyde kamyonlarla köy köy gezip canlı hayvan alım satımı yapanlara yardımcılıkla geçimini temin etmiştir. Gerek babasının gerekse dayı tarafının nüktedanlığından ona da bir damla sirayet etmesinden dolayı hayatın zorluklarını hep yaptığı şakalarla bertaraf etmeye çalışmıştır.
Karacaören’de bazı zengin görünümlü kişilerin fakir kişi ve çocuklarıyla ‘zeklenmeleri’(dalga, gır gır geçme) Gara’yı çok etkilemiş,onların insanları aşağılamasını bir türlü hazmedememiş,zamanla kendisinde bulunan ‘nüktedanlık ‘yeteneğinden istifade ederek ‘adeta intikam alırcasına’ aynı taktiği onlara uygulamıştır.Bunda yıllarca kapısında çiftçi olarak çalıştığı Tömür Abdulla’nın rolü ve faydasını göz ardı etmemek lazım. Hatta bunlardan birinde onunla bununla dalga geçmeyi huy edinen birisine “Abdula dayım öyle bir geyik avlamış ki, ne kadar büyükse bağlandığı ahır’ın direğini devirmiş” deyince buna inanmayan adam soluğu ahırda alsa da yeni doğmuş danayı gördüğünde Gara’nın kendisine nasıl ‘hendek sağdırdığını’ anlamakta gecikmez. Gara işi öyle arttırmış ki artık onun adı ‘zeklenici’ye çıkmış, doğruyu konuşsa da kimse ona “Benimle zekleniyor” diye inanmaz olmuştur.
Başkasından sona kalmasa da Çolak Abbas harmandan kalktıktan sonra hanımı Hacer’in yardımıyla iki gün uğraşıp bağını bozdu. Topladıkları üzümleri bağdaki hafta doldurduktan sonra çiğnemeye başladığında hanımı da oluktan akan şıraları kazanlarda biriktiriyordu.
O gün akşama kadar bu işlerle uğraştılar. Bağda ettikleri yatağa erkencecik yattılar. Hacer kafayı yastığa koyduğunda derin bir uykuya dalsa da “yarın pekmez kaynatacağım, acaba süzmeyi nerden bulacağım” düşüncesi Abbas’ın gözüne bir türlü uyku getirmiyordu. Sabaha karşı tam dalmıştı ki Kızıldere’den gelen köpek ulumalarını duyunca ‘uçak düştü’ zannederek korkuyla yataktan fırladığında derede dolaşan beş altı köpekten başka görünürlerde bir şey yoktu.
Güneş doğmuştu, hanımını yataktan kaldırdıktan sonra yavan yaşşık bir şeyler yediler. Hanımına birçok tembihte bulunduktan sonra “Ben şu süzmenin derdine bakayım” diyerek eşeğine atladığı gibi köyün yolunu tuttu.
İşlerini bitiren köylüler sabah köyün orta yerin de bulunan “Durak “ denilen yerde toplanıp birbiriyle yarenlik ederlerdi. Kör Abbas’ın evi durağın biraz aşağısındaydı, eşeğini eve bıraktıktan sonra ‘kös kös’ kalabalığa doğru yürürken kendisini Balağın Gara karşıladı. Bıyık altından gülerek “Ne o Abbas emmi, betin benzin gitmiş, başında bir hal mi ya da diyeceğin, soracağın bir şey mi var” diye sordu. Gara Abbas ağası’nın süzme aradığını her köylüsü gibi duymuştu da bunu ona belli etmemeye çalışıyordu.
Kör Abbas şakacıktan bir ifadeyle “git ulan dürzü; olsa bile sana mı söylerim, seni zevzekçi seni” derken biriken köylüler onları pür dikkat dinliyorlardı.
– Vallahi Abbas emmi demezsen derdini derman bulamazsın.
– Hastir lan zevzekçi, sen şimdi bana kalkıp Bozlapa süzmesi bulacak değilsin ya.
Kör Abbas boş bulunmuş, lafı ağzından kendisine hiçbir zaman derman olmayacak Balağın Garaya söyleyivermişti.
Gara’nın eline aradığı fırsat geçmişti, orada bulunanlara susun anlamında bir işarette bulunduktan sonra “Vallaha Abbas emmi aha istersen cemaate sor, az evvel Bozlapalı’lar buraya pekmezlik camız süzmesi satmaya getirmişler, Hamid’in Gadir, “hepsini ben alırım” diye adamları aldı evine götürdü!
Abbas şöyle cemaate usulen baktı, kimsede ses seda yoktu “demek Gara bu kez doğru söylüyor” diyerek Hamid’in Gadir’in evine doğru yürüdüğünde oturanlar kendi aralarında fısır fısır gülmeye başlamışlardı bile.
Çatal kapı açıktı, havlu da oturan Gadir Kaaye selam verdikten sonra. “Balağın Gara böyle böyle demişti de” dediğinde işin içinde Gara olduğunu duyan Gadir Kaa durumu anlamıştı.
Abbas’ın lafını bitirmesinden sonra “Gel şöyle otur Abbas ağa, Gara doğru söylemiş, amma ve lakin köylüler süzmeyi pay pay ettiler, adamlarda az evvel kalkıp gittiler, bari ben satın aldığımdan biraz sana vereyim” derken hanımına erzak damından biraz süzme getir işaretini çoktan vermişti bile.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .