Çabuk unutuyoruz!..

Çabuk unutuyoruz!..

28.07.2016

Anadolu’dan ilimiz Kırşehir’in kılcal damarlarına dek hissettiriyor kendini zulüm. Ne zaman isyana dursak sokaklara sığınıyoruz, o kalabalıkları taşıyan meydanlara; el ele, kol kola, gözlerimizde birikmiş umutlarla. 15 Temmuz sonrası meydanların o çiğnediğimiz siyah taşlarında tüketirken en haklı tepkilerle ömrümüzü, çabuk unutuyoruz; yüreğimiz burkuluyor, vicdanlarımız. Geçmişte imamın ordularına karşı direnen ve ülkesini kesintisiz savunan aydın ve […]

Anadolu’dan ilimiz Kırşehir’in kılcal damarlarına dek hissettiriyor kendini zulüm. Ne zaman isyana dursak sokaklara sığınıyoruz, o kalabalıkları taşıyan meydanlara; el ele, kol kola, gözlerimizde birikmiş umutlarla.
15 Temmuz sonrası meydanların o çiğnediğimiz siyah taşlarında tüketirken en haklı tepkilerle ömrümüzü, çabuk unutuyoruz; yüreğimiz burkuluyor, vicdanlarımız. Geçmişte imamın ordularına karşı direnen ve ülkesini kesintisiz savunan aydın ve siyasilere karşı yapılan kalkışmaları çabuk unutuyoruz. Kardeşlik duygularımız tükeniyor; bir arada durmalarımız, gerçeği tükeniyor halk oluşumuzun, acımasız kalıyoruz.
Raflarda kalıyor haklı aydınlar, siyasiler, vatan severler.. Bugünün darbe ve kalkışmalarını bağıran Uğur MUMCU’yu, Ahmet Taner KIŞLALI’yı, Bahriye ÜÇOK’u, elleri kelepçeli kortejlerde cezaevlerine sürüklenen yurt sever aydınları çabuk unutuyoruz.
Çabuk unutuyoruz, şaşıran, bağıran ve ağlayan göz bebeklerimizi. Deniz’leri, Mahir’leri, Yusuf’ları; ülkesi uğruna dara gidenleri çabuk unutuyoruz.
Vatanın bakışlarımızda yakılan kanatlarını, imam ordularının dershanelerini, kamplarını, yurtlarını, her pazartesi “Amerika’dan mesaj var” diye vaaza oturtulan öğrencilerimizi ve öğrencilerin 4 yılın sonunda iktidar yığınıyla geldiğini. Geçmişten bugüne; Anadolu’nun dört bir yanında cumhuriyetçi, darbe karşıtı, haklı grevleri, ölümleri bağıran bağımsızlık ve Atatürk sloganlarını çabuk unutuyoruz.
Kahretsin !..
İçi oyuluyor ülkemizin. En iyileri yok edilmiş bir kabuk kalıntıları kalıyor. Umutlarımızın barışa koştuğu ömür karanlık tabutlara örtülüyor. Ölüme ve düşmanlığa gönderiyoruz çocuklarımızı. Ruhumuzun derinlerindeki çirkinleşmeye bulaşıyoruz, bataklık deryasına. Ne zaman bir birimize baksak, insanlık unuttuğumuz bir gerçek olarak kalıyor.
Mezarların son toprakları atılınca gömülen o nedensiz ölümlerde kalıyor anılar. Tepki meydanlarında en çok kendimize kızıyoruz. En çok kendimize üzülüyoruz. Ve ne zaman BARIŞ’ı görsek gözlerimizi kaçırıyoruz. Ülkenin bu hali endişelerimiz oluyor.
Asılmış çocukları çabuk unutuyoruz. Öldürülen aydınları. Sokaklarda öldürülmüş çocukları, şehitleri, eğitim emekçilerini, daha alın teri soğumamış sömürülmüş işçileri, tam Bağımsız Türkiye’yi.
Dün imam ile kucaklaşan siyasileri çabuk unutuyoruz.
Sövülen Mustafa Kemal Atatürk’ü.
Bedenimizdeki yıkım izlerini çabuk unutuyoruz.
Uydurduğumuz yalanların, taklacıların, hainlerin, kumpasçıların, güçlülerin ardından gidiyoruz, yarın devranın dönebileceğini hesap etmeden.
Gücün acımasızlığı üstümüze başımıza bir onursuzluk sisi gibi çöküyor; işkenceden geçen bir ömürle kalıyoruz.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .