Borç yiğidin kamçısı mıdır acaba?

Borç yiğidin kamçısı mıdır acaba?

02.04.2016

“Borç yiğidin kamçısı” diyorlar, bu sözü çok duydum ve çok kişinin de duyduğuna eminim. Bu sevimsiz sözü kim söylemiş ve nerdeyse atasözü olarak bize kabul ettirmiş. Borçlu olmak borçlandığın kimsenin psikolojik olarak emrine girmek demektir, hele birde imzalı anlaşmalarla bunu kayıt altına aldırmışsanız daha da vahim. Şimdiki zamanda borçlanarak yatırım yapmak akıl karı değildir, hele […]

“Borç yiğidin kamçısı” diyorlar, bu sözü çok duydum ve çok kişinin de duyduğuna eminim. Bu sevimsiz sözü kim söylemiş ve nerdeyse atasözü olarak bize kabul ettirmiş. Borçlu olmak borçlandığın kimsenin psikolojik olarak emrine girmek demektir, hele birde imzalı anlaşmalarla bunu kayıt altına aldırmışsanız daha da vahim. Şimdiki zamanda borçlanarak yatırım yapmak akıl karı değildir, hele bana göre hiç değildir. Birçok okuyucuya ters düşen benim fikrim bazıları tarafından da kabul görmeyebilir.
Peki, yatırım yapmadan nasıl kalkınacağız, bu can alıcı sorunun muhatabı istihdam yatırımı yapmakla görevli ve buna mecbur olan devlettir. Devletin bozuk olan sistem içerisinde iktidara talip olan hükümet adayları siyasi partiler, seçim propagandaları zamanında vaat çuvalının ağzını açarak yapamayacağı ve yerine getiremeyeceği taahhütlerde bulunması, bazı uyanık müteahhit bozuntularının fırsat kollamasını sağlar.
Devlet bazı yatırımlarda meydana çıkacak yolsuzlukları kontrollü olarak takip eder, bazen da bilerek göz yumar, dünyada pek çok ülke bunu yapıyor. Bunu yaparken ana sermayeyi kaybetmemesi gerekir. Alınan borçla veya kredi ile kalkınmak mümkün olabilir mi, şartlar ve koşulların müsait olması ve iyi bir sevki idare belki olabilir. Fazlada olamayacağını Osmanlı imparatorluğunun son kapitülasyonlarla acı bir deneyimle borç parayla kalkınılamayacağının yaşanmış örneğidir.
Yatırım ve üretim için üç unsurun muhasebesini iyi yapmak lazım, zaten üç unsur olmadan kalkınma olmaz.
1-Kapital.
2-Hammade.
3-Pazar.
Kapitalin en az yüzde 50’sinin elde olması, hammaddenin üretim alanına en yakın olmasının üretimde maliyeti düşüreceği büyük etken. Pazar yapılan yatırım için en önemli konudur, yalnız zamanımızda Pazar rekabetine girmek hayli külfetli bir yük getiriyor üreticiye. Rekabette en iyi silah, müşteride güven sağlamak, servis bağının iyi kurulması gerekir ve garanti süresinde hizmette zaaf yaratacak davranışlar ve yanlış uygulamalar pazar payını çok çabuk eritir. Yatırımda ortakların veya finansın kaynağı çok önemli. Bunun en basit örneği Kırşehir’de Petlas’ın kuruluş sırasında yaşandı. Teklif edilen finansın kaynağı nerden, niçin ve süresi günün faiz koşullarına uygunluğu nazari dikkate alınmalı. Borçlanma hususunda kurumların ve kişilerin nasıl etkilendiğini anlatan gerçek bir hikâyeyi nakletmek isterim. Cüzi bir borç hikâyesidir fakat büyüğünde de aynı duygu yaşanabilir.
Ağa şehirde esnaftır, şehre yakın bir köyde düğüne davet edilir. O zamanlar seyahat atlarla yapılırdı, ağa bir kaç arkadaşıyla düğüne teşrif eder. Eskilerde düğünlerde bazı gösteriler tertip edilir, güreş tutulur, urgan çekilir, tura oynanır, cirit oynanırdı. Şimdiki gençlerimizin çoğu bilmez cirit oyununu. Cirit oyunu, at üzerinde dörtnala giderken sopayla adam dövme sanatı gibi bir şey. At son sürat giderken rakibe atılan sopanın isabet etmesidir. Tabi bunun kurallarını bilmek ve ata iyi binen oyuncuların olması lazım. Şehirde gelen ağada cirit meraklısı iyi ata biner ve iyide cirit oynar. Ağayı oyuna davet ederler ve ağa oyuna girer, köyün ciritçilerinin cıllığını çıkartır yani resmen meydan dayağı atar. Ağa önüne çıkanı pes ettirir. Bu köylünün ağrına gider mırıldanmalar başlar. Köyün namusunu ve gururunu kim kurtaracak diye düşünmeye başlar.
Aynı köyde cirit oyununda ün yapmış ve iyi ata binen biri vardır Mahmut, namıdiyar cilet Mahmut. Köylünün baskısı başlar, “Mahmut oyuna gir” diye fakat Mahmut oyuna girmekten imtina eder. Köylünün ısrarı üzerine tezahüratla Mahmut oyuna dâhil olur. Dâhil olurda gel gör ki Mahmut iyi pozisyonlar yakalamasına rağmen bir türlü sopayı Ağaya giydiremiyor veya giydirmiyor. Köylü sakin, tezahürat devam eder fakat nafile. Mahmut her tezahürattan sonra havaya iki parmağını kaldırarak zafer işareti yapar, yapar da zaferde yok başarı diye bir şeyde yok. Ağa köyün gençlerini sopadan geçirdikten sonra oyun sona erer. Köylü mahcup ve mağlubiyetin ezikliği ile Mahmut’un başına toplanır. Yahu Mahmut sana ne oldu sonra nedir o zafer işareti bizi neden mahcup ettin derler. Mahmut kazın ayağı sizin bildiğiniz gibi değil, benim Ağaya iki lira borcum var her sopayı kaldırınca o aklıma geliyor, ben ağaya nasıl sopayı vurayım beni mazur görün ben şehre inince ağa iki lirayı isterse ben ne yaparım diye dert yanar.
Borcun, yiğidin kamçısıdır sözünün en güzel örneği değil mi?



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .