Bir Kuru Ağaç Bir Öğretmen ve Bir Kaç Damla Gözyaşı Mümtaz Boyacıoğlu’na

Bir Kuru Ağaç Bir Öğretmen ve Bir Kaç Damla Gözyaşı Mümtaz Boyacıoğlu’na

26.09.2018

Yeni yayınlanan “Karartılamayan Işıklar, Köy Enstitüleri” kitabımı okuyarak görüşlerini kâğıda döküp değerlendiren ve beni onura eden Eğitimci hemşerimiz Şair ve Yazar Göksel Kara’nın yazısını sizinle paylaşmak istedim. Birkaç hafta önce geçiyor elime Mümtaz Boyacıoğlu’nun yeni çalışması. Birkaç gün bekliyorum. Bekliyorum ki okurken yüreğim, okurken beynim, okurken hayallerim açık olsun. Biliyorum ki Mümtaz öğretmenim, ellerimden tutacak, […]

Yeni yayınlanan “Karartılamayan Işıklar, Köy Enstitüleri” kitabımı okuyarak görüşlerini kâğıda döküp değerlendiren ve beni onura eden Eğitimci hemşerimiz Şair ve Yazar Göksel Kara’nın yazısını sizinle paylaşmak istedim.
Birkaç hafta önce geçiyor elime Mümtaz Boyacıoğlu’nun yeni çalışması. Birkaç gün bekliyorum. Bekliyorum ki okurken yüreğim, okurken beynim, okurken hayallerim açık olsun. Biliyorum ki Mümtaz öğretmenim, ellerimden tutacak, beni diyar diyar gezdirecek, bilinmezleri bildirecek, görmediklerimi gösterecek, duymadıklarımı duyuracak… KARARTILAMAYAN IŞIKLAR…
Kitabın adını okuduğumda, içimden ister istemez “Aydınlık nerede Mümtaz Hocam kaldı mı Anadolu’yu, ülkeyi, dünyayı, gönülleri ışıtacak ışık?” diye sorasım geliyor. Kaldı mı karanlıkları aydınlatacak ışık? Varsa, kim bağladı gözlerimizi de görmüyoruz. Yoksa kim çaldı aydınlıklarımızı, soramıyoruz…
Kitabın kapağında harika bir resim, emekle, ümitle yapıldığı belli olan, Düziçi Köy Enstitüsü Lüküshanesi. Resim 2015 de çekilmiş. Resme baktıkça, yıllar öncesine gidiyor yüreğim. Daha doğmadığım, acıyı, sevdayı, umudu, dünyayı tanımadığım yıllara. Biliyorum ki kitap bittiğinde yeni yeni ümitler yeşerecek yüreğimde. Acıyı ve umudu soluklanacağım. Acıyı bal eyleyeceğim belki de, belki de boğulacağım acıların içinde.
Bana biraz müsaade…
İç kapağa, “şiirin ustası,” yazmış değerli öğretmenin, ağabeyim, meslektaşım, hemşerim…
“Şiirin ustası…”
Yok, be ağabeyim, yok be gözünü sevdiğim, ustalık kim biz kim? Biz olsak olsak, şiirin sevdalısıyız. O sevda ki vuslatı asla olmayacak.
Ne vakit Köy Enstitü adını duysam değerli Ozanımızın şiiri düşüyor aklıma;

“ Belin gırdım gazma ile bel ile
Yine beni garşıladı gül ile.”

Sunuş bölümünde, bir bölüm dikkatimi çekiyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün eşsiz sözleri…

“Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecek öğrenim sınırları ne olursa olsun, en önce ve her şeyden önce Türkiye’nin bağımsızlığına, kendi benliğine, ulusal geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmenin gerekliliği öğretilmelidir,”
Söz, mıh gibi oturuyor yüreğime. Yüreğimde milyonlarca soru. Milyonlarca yarasa ve yarasaların karanlığına inat, ellerinde mum ışıklarıyla karanlığı aydınlatmaya çalışan, yiğit yürekli, esmer tenli, yoksulluğa alışkın yiğit insanlar.
“Türkiye’nin gerçek sahibi, gerçek üretici olan köylülerdir öyleyse herkesten daha çok refahı, saadet ve serveti hak eden, ona layık olan köylüdür…”
Yıl 1 Mart 1922…
Yıl 15 Eylül 2018… Utanç, suskunluk, karamsarlık…
“Yedi asırdan beri, cihanın her yerine yolladığınız, kanını akıttığınız, kemiklerini başka başka topraklarda bıraktığınız ve yedi asırdan beri, emeğini ekmeğini sömürdüğünüz, emeklerini ellerinden alıp israf ettiğiniz ve buna rağmen, daima hor gördüğünüz ve aşağılayarak mukabele ettiğiniz ve bunca ihsanlara karşı, nankörlük, küstahlık ve zorbalıkla uşak olarak gördüğünüz bu milletin asıl sahibi karşısında, büyük bir saygı ile gerçek vaziyetimizi alalım.”
Yıl 1 Mart 1922…
Yıl 2018…
Ankara Öğretmenler Kurultayı…
Mikrofonda sarışın bir kurt…
Ve geleceği aydınlatacak, karanlıkları ellerindeki çamurla, dillerindeki sözle, ayaklarında olmayan ayakkabıları ve gönüllerindeki yurt sevdasıyla o mavi gözlü devi dinleyen, gencecik, pırıl pırıl yüzlü, kara yağız Anadolu çocukları,
“Cumhuriyet sizden fikri hür irfanı hür, vicdanı hür nesiller bekler.”
Ve yıl 1931…

“Milli eğitimin amacı, yalnız hükümete memur yetiştirmek değil, daha ziyade, ülkede ahlaklı, karakterli, cumhuriyetçi, olumlu, atılgan, başladığı işi bitirecek yetenekte, dürüst, yargılayıcı, iradeli, yaşamda karşılaşacağı zorlukları yenmeye kudretli gençleri yetiştirmektir.”
Cümle bitiyor, ben bitiyorum.
Şimdiki duruma bakıyorum. Gözlerimde, yere dökülmeyi bekleyen damlacıklar…
Satılmış nesiller, ihaleciler, cumhuriyet düşmanları, vatan hainleri, bayraktan, İstiklal Marşın’dan, Andımız’dan korkanlar, köşe dönmeciler, iş bitiriciler, rüşvetçiler, ordusundan tiksinenler, Amerika hayranları… Tutamıyorum gözyaşlarımı. Gözyaşlarım damla damla, gözyaşlarım, geçtiği yeri yaka yaka, gözyaşlarım, utana utana dökülüyor toprağa. Belki bir tohumun büyümesine neden olacak.
Kitap, Saffet Arıkan dönemi ve Köy Eğitmen Kurslarına ilk adım, Eğitim Yetiştirme Komisyonları, Eğitmen Kurslarının açıldığı yer ve yıllarla devam ediyor. Sonra milli şef dönemi… Ülkenin her yerine dağıtılan Köy Enstitüleri… En fazla dikkatimi çeken şeyse bu okulların Diyarbakır’dan İzmir’e, İzmir’den Malatya’ya, Malatya’dan, Van’a uzanan ve tüm ülkeyi kaplayan bir yapıya sahip olması…
Aydınlıksa her yere, aydınlıksa her kişiye, aydınlıksa tüm ülkeye…
Köy Enstitülerinin sadece öğretmen değil, aynı zamanda sağlıkçı da yetiştirdiğini ilk defe bu kitaptan öğreniyorum.
Kursları bitiren eğitmenler Anadolu’nun çeşitli köylerine dağılıyorlar. Karanlıkları aydınlatan ateş böcekleri misali, kendileri yanarken, yananlara su, kendileri kanarken, kanayan yaralara merhem olmaya çalışıyorlar…
Çatlamadan tohum fidana döner mi? Dönmez elbet. Yanmayan yananın, tok olan acın durumunu bilir mi? Bilmez, bilemez.
Ya karanlık sevdalıları? Karanlıktan, körlükten, cehaletten beslenenler boş mu duruyorlar? Durmuyorlar elbet, durmuyorlar. Özleri, inançları, düşleri ve elleri karanlık ve kirli olan onursuzlar. karanlık propagandalarına başlıyorlar. Anadolu köylüsü nasıl vurulur, nasıl incitilir, nasıl sömürülür ve nasıl galeyana getirilir çok iyi biliyorlar. Ve başlıyorlar hep bir ağızdan anırmaya;
“Kız oğlan beraber okuyormuş böyle olur mu? Dinimizce caiz değildur.”
“Öğretmenler, haritanın hep kuzeyine bakıyorlar bunlar gomünist.”
Bunu ve benzerini söyleyenler gerçekten köylü mü, köylü kuzeyin ne yanda olduğunu, haritanın ne işe yaradığını, ya da komünizmin ne olduğunu gerçekten biliyorlar mı? Yoksa birilerinden duyduklarını mı haykırıyorlar. Menemen de Kubilay’ı katleden zihniyet aynı zihniyet değil mi? Ya da günümüzde erkek çocuklarına tecavüz etmeyi bademleme sayan, “Bir kereden bir şey olmaz.” Diyenler nereden geldiler acaba?
Ve Köy Enstitülerinin kapatılma süreci ya da başka bir anlatımla karanlığın aydınlığı boğma zamanı…
Köylere umut, köylere bilinç, köylere sevgi götüren eğitmenler, artık köyün aydınlığı ve umudu değiller. Her gün biraz daha çaresizliğe, her gün biraz daha yalnızlığa mahkûm edilmekteler.
Tarımın en iyisini, inşaatçılığın en güzelini, suyun nasıl kullanılacağını ve hatta hatta tuvaletin ne işe yaradığını öğreten eğitmenlerin, öğretmenlerin aydınlığından, öğretmenlerin aydınlatacağı köylülerden oy alamayacağını bilen siyasetçiler tarafından her gün biraz daha tüketilmekteler. Ya da öyle olduğunu sanmaktalar…
Kitabın tüm sayfalarında görüyorum ki değerli hocamın konuştuğu hiçbir öğretmen inançlarından, doğrularından asla taviz vermeden, doğru bildikleri yolda devam etmişlerdir. İnsan olmak, onurlu olmak bu değil midir? Hak, bellediğin yolda yalnız da olsan yürümek, yiğitlik değil midir?
Değerli hocam çok ilginç bir doğruya parmak basıyor “Köy enstitülerinde kız erkek beraber okuyor, bunlar komünist” diyen köylümüz: kızını, kadını Almanya’ya yollamak için Ankara’da büyükelçiliklerin başka şehirlerde konsoloslukların önünde yatarken hiç utanmıyorlardı. Çünkü utanmak, fıtratlarında yoktu.
Bu kitabın içinde, bu acıları, bu sevinçleri yaşayıp Köy Enstitüsü Mezunu olma gururunu yaşayan, Hasan Sarıoğlu, Rıza Şahin, Ramazan Akdoğan, Bekir Sarıoğlu, Hasan Yazar, İlyas Sürmeli, Niyazi Durmuş, Ali Baa Akdoğan, Haydar Özdemir, Kadir Akdoğan, Mustafa Kutlu, Osman Çobanoğlu Uygar, Hüsniye Yıldıran Özgür, Rahmi Kerem, Ali Uysal, Halil Dönertaş, Ziya Uysal, Doğan Atalay, Hüseyin Atalay Tekin, İbat Durmuş, Hikmet Kara, Ünal Şöhret Birlik, Sabit Sağlam, Abdullah Özkucur, F. Nedim Şah Hüseyinoğlu, Ali İhsan Güvenç, Mahmut Saral, Ertan Aykın var…
Bu kitabın içinde, bir ülke nasıl sevilir, bir ülkeye nasıl hizmet edilir, bir ülkeye nasıl umut ışığı olunur ve bir ülke için nasıl yanılır ve nasıl umut beslenir var…
Ama en çok umut, inanç ve yarınlara güven var…
Elbette her karanlığın bir aydınlığı, her kışın bir baharı olacak…
Mümtaz Boyacıoğlu ağabeyimin, meslektaşımın, hemşerimin nezdinde: tüm öğretmenlerimin ellerinden defalarca öpüyor, onların umutlarıyla umutlanıyor, onların ışığıyla aydınlanıyorum. Ve sözümü, şimdilik: Hasanoğlan Köy Ensitütüsünden yıllar önce mezun olan bir öğretmenin, yarısı kurumuş bir çam ağacına sarılıp “Seni, yıllar önce arkadaşımla ben dikmiştim. Bizim gibi neden yarı yerinden kurudun?” derken döktüğü gözyaşlarıyla tamamlıyorum.
Güneş’i vurdular!
Güneş’i vurdular!
Göksel KARA
15 Eylül 2018

GÖKSEL KARA KİMDİR?

Öğretmen, Şair ve Yazar. 1960 Kaman doğumlu olup aslen Kırşehir ilimizin Kaman ilçesine bağlı Kurancılı Kasabamızdandır. Manisa’da öğretmen olarak çalışan hemşerimiz Göksel Kara’nın yayınlanmış “Hicran”, “Maviş” ve “Havada Kan Kokusu Var” adlı 3 adet şiir kitabı bulunurken, Kaman’da yayınlanan Kaman Ak Haber olmak üzere birçok basılı yayın organında da yayınlanmış makaleleri bulunuyor.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .