BENİM GÖZÜMLE HÜSEYİN GÖNÜL

BENİM GÖZÜMLE HÜSEYİN GÖNÜL

15.04.2020

Evden ilk ayrılışım, yatılı bir okula gidişim, okulun ilk günü ve okulda ilk gecemiz… Rehber bir öğretmen eşliğinde bir yatakhaneye girdik, çift katlı ranzalar vardı. Üstünde bir battaniye ve beyaz bir çarşaf ve adının nevresim olduğunu sonradan öğrendiğim bir örtü vardı. Rehberlik yapan öğretmen, okula yeni başlayan bizlere yatacağımız yeri gösterdi, çarşafları serip nevresimleri geçirmemize […]

Evden ilk ayrılışım, yatılı bir okula gidişim, okulun ilk günü ve okulda ilk gecemiz…
Rehber bir öğretmen eşliğinde bir yatakhaneye girdik, çift katlı ranzalar vardı. Üstünde bir battaniye ve beyaz bir çarşaf ve adının nevresim olduğunu sonradan öğrendiğim bir örtü vardı. Rehberlik yapan öğretmen, okula yeni başlayan bizlere yatacağımız yeri gösterdi, çarşafları serip nevresimleri geçirmemize bir ağabey öğrencinin yardımcı olacağını anlattı. Az sonra da kontrol edeceğini söyleyip öbür odalara geçti.
Nevresimin nasıl takılacağını bilmeyenlere yardımcı olacak olan ağabey, kapı ağzında duruyor, herkesi gözleri ile kontrol ediyordu. Ben ise çabalayıp duruyordum nevresimi takmak için.
-Adın ne senin, dedi o rehber öğrenci.
– Bayar Aslan
– Bak aslanım nevresim şöyle takılır dedi ve bana göstererek battaniyeye yerleştirdi.
İşte Hüseyin Gönül ile ilk tanışmamız böyle oldu. Öğretmen Okulu hayatımın ilk günü. Biz birinci sınıfa başladık, o ise son sınıfta imiş. Böyle başlayan ağabey kardeşlik ilişkileri, tüm meslek hayatımız boyunca sürdü. Okul ve sınıf arkadaşlarımdan ise en fazla Hüseyin Gönül ile yollarımız kesişti. İki yıl Ağrı, bir yıl Isparta ve bir yıl da Çiçekdağı’nda çalıştıktan sonra Seyrek köyünde beraber çalıştık. İki öğretmendik, o Müdür idi ve köyde lojmanda kalıyordu. Ben ise şehre her gün gidiş geliş yapıyordum. Yeni evliydim ve eşim merkezde çalışıyordu. Oğlu Zafer iki, iki buçuk yaşlarında idi. Kızı Zühal ise yeni doğmuştu. Her gün kendisine ekmek ve gazete götürürdüm.
O yıllarda cumartesi günleri yarım gün öğretim yapılırdı. Ben yarım gün için gitmezdim Hüseyin Bey yerime dersleri yapardı. İki öğretmenin uyumlu çalışmalarına örnek teşkil edecek bir çalışma düzenimiz vardı. Çok güzel çalışmalarımız olmuştu. O seneki öğrencilerimden halen arayıp soranlar vardır.
Milli Eğitimden gelen bir yazılı evrakta, İlk okular da Beden Eğitimi kursu açılacağı belirtiliyordu. Hüseyin Hoca:
– Tam sana göre bir iş, istersen yarın gelme, müracaatını yap dedi.
– Tamam teşekkür ederim, dedim ve ertesi gün Milli Eğitim Müdürlüğüne dilekçemi verdim. O dilekçe ile şimdilik yollarımız ayrılıyordu. Hüseyin Bey merkezde Gazi ilkokuluna sınıf öğretmeni, ben ise Cumhuriyet İlkokuluna Beden Eğitimi Öğretmeni olarak tayin olduk. Bu şekilde beş yıl çalıştık. Bu beş yılın sonunda Hüseyin Bey tayin isteyerek Cumhuriyet İlkokuluna geldi ve tekrar beraberce çalışma şansı bulduk. Bu okulda bir müddet çalıştıktan sonra, ben aynı okula müdür oldum. Bu sefer de ben onun müdürü olmuştum.
– Bu dönemde bu okulda efsane denilebilecek çalışmalar yaptık. 12 Mart Muhtırası, Cumhuriyetin 50. Yılı, 12 Eylül İhtilali, Atatürk’ün doğumunun 100. Yılı gibi çok önemli tarihi olaylar yaşadık. Cumhuriyetin genç öğretmenleri olarak bu satırlara sığmayacak, aydınlık saçan çalışmalara tüm okul olarak imzalar attık. Bu çalışmalarda Hüseyin Gönül’ün çok değerli katkıları vardı.
Hüseyin Bey tayin isteyip Ankara yolunu tuttu. Ben ise sınavlara girip, yurt dışı görevine gittim. Altı yıllık yurtdışı görevinden sonra bende Ankara’ya çocuklarımın eğitimi için gitmek durumunda kaldım. Hüseyin Bey kardeşim, tesadüfen Ankara’ya tayinimizi duyuyor haberimiz olmadan, eşimle beni kendi Müdürü olduğu okula tayin ettiriyor. İşte böylece yollarımız bir kere daha kesişmiş oldu. Bir kez daha müdürüm oluyordu. Tayinimin birinci ayından sonra Müdür Yardımcısı oldum ve bu şekilde bir buçuk yıl çalıştık. Bu çalışma sürecimizde tayin isteyerek Abdi İpekçi okuluna müdür olarak tayin oldu. İşte bu tayin meslek hayatımızdaki yollarımızın ayrılması idi. Acı olan yanı ise beş ay sonra, yollarımızın tümden ayrılması oldu. O bizi ve herkesi, akşama kadar beraber olduğumuz bir günün gecesinde terk etti.
BURAYA KADAR ANLATTIKLARIM BİRLİKTELİĞİMİZİN KRONOLOJİK DURUMUDUR. ASIL ANLATACAĞIM KONU İSE HÜSEYİN GÖNÜL’ÜN KİŞİLİĞİ VE MESLEK YETERLİLİĞİDİR.
Hüseyin Gönül 28.03.1946 yılında Kırşehir Kındam Mahallesinde doğmuştur. Altı kardeşin beşincisi idi. İlkokulu aynı yerde, ortaokulu Kale Ortaokulunda tamamlayıp, Kırşehir Öğretmen Okulunu kazanarak burada yatılı olarak okumuştur. İlk görev yeri Diyarbakır olup, daha sonra Yozgat’ta çalıştıktan sonra, asker dönüşü Kırşehir ili emrine verilip, Seyrek köyünde görevine devam etmiştir.
Türkiye’nin eğitim hayatında büyük bir aydınlanma süreci yaşatan Köy Enstitüleri, cehalet ve çağdışı düşüncelerle kapatılmıştı. Yerine açılan Öğretmen Okulları kısmen enstitünün gelenek ve uygulamalarını devam ettirdi. Kısa süre sonra Öğretmen Okulları da kapatıldı. Şimdi ise öğretmen nerede yetişiyor kimse bilmiyor. İşte Hüseyin Gönül ve ben bu Öğretmen Okullarında yetişen Atatürk ilkelerine bağlı, Cumhuriyetçi, çağdaş, bilgili öğretmenlerin içinde yer aldık.
Hüseyin Gönül’ü iki yönüyle anlatmak istiyorum. Çok uzun süren arkadaşlık ve birlikte çalışma ortamı gereği, yeteri kadar tanıdığım düşüncesindeyim.
Birincisi kişiliği: Açık sözlü, düşündüğünü söylemekten hiç çekinmeyen, hırslı bir yapıya sahipti. Müziksever, sporsever, sosyal yönü güçlü idi. İnsanlarla çok kolay iletişim kurardı ve dostluğu çok uzun süreli olurdu. İnandığı birini kolay terk etmezdi.
Öğretmenlik mesleği sanki dokularına işlemişti. İşini çok severdi. Çok iyi bir aile reisi idi. Sadece çocuklarının eğitimi için kurulu düzenini bozup Ankara’ya gelmişti.
İkincisi ise mesleki konumudur: Sınıf öğretmenliği harika idi. Kendini çok iyi yetiştirmişti. Öğrencinin neyi eksik, neyi nasıl vermesi gerektiğini çok iyi bilirdi. Sınıf içi sosyal etkinliklere önem verirdi. Bugün bile hala çok tartışılan ezberci eğitim yerine, yaparak yaşayarak öğrenmeyi düşünen bir öğretmen ve yönetici idi.
Tabii ki, Hüseyin Gönül’ün bir de müdürlük yönü var. İki ayrı okulda benim müdürlüğümü yapmış olması, bu yönünü tanımamı sağlamıştır.
Okulun fiziki durumuna çok ilgi gösterir, temizliği hep ön planda tutardı. Her sabah erkenden gelir, kaloriferlerin yanmasını, sınıf temizliklerini, çevre düzenini kontrol ederdi. Okulun neresinde ne var bilirdi. Hizmet görevlilerini çok titizlikle çalıştırırdı. Çevre ile, veliler ile seviyeli ve yarar amaçlı ilişkiye dikkat ederdi. Öncelikle bir öğretmen olduğunu ve öğretmen duruşunu hissettirirdi.
Öğrenci ve öğretmenlere bir baba gibi davranırdı. Kuruma siyaseti sokmamaya özel itina gösterirdi. Görevi savsaklayanlara karşı acımasızdı. Öğretmen dostu idi. Müdür olarak onların arasından geldiğini hiç unutmadı. Bir sözü vardır ve çok anlamlıdır. “Müdür olarak her konuda, her şeyi öğretmenden daha fazla bilmek zorundayım’’ derdi çokça yaptığımız özel sohbetlerde.
Eğitim ve Öğretimin verimli olması için sık sık kendi taktiklerine göre denetimler yapar, eksik olan her şeyi uyarırdı. Sosyal etkinliklere özel ilgi gösterir veliyi okula sokmaya çalışırdı.
Başka okula atandıktan sonra evlerimizin yakın olmasından dolayı sık sık buluşur, günlük hayatı birlikte yaşardık. Ailece sık sık bir araya gelirdik. İşte yine böylesi bir bahar gününde, günü birlikte geçirmiş, eğlenmiş akşam evlerimize gitmiştik.
Gecenin ilerleyen saatlerinde oğlu Zafer’in telefonda “Amca babamı kaybettik’’ tümcesi bir mavzer kurşunu gibi bağrıma batmıştı. Son bir yıl içinde üç kez ölümlü olabilecek kazalar atlatmış ama sağ salim kurtulmuştu bu kazalardan. Ailesi ve sevenleri, eğitim camiamız çok büyük bir üzüntü ile onu; bir gün hepimizin gideceği yere yolcu ettik.
Bu gidişler ne ilkti ne de son olacaktı insanoğlu için. Ama vakitsiz gidişlerin acısı çok derin oluyordu. O da vakitsiz gitmişti. Onun gidişi ailesi için büyük kayıptı, ama eğitim camiası için çok daha fazla bir kayıptı. Çünkü çok idealist duygularla gitmişti Abdi İpekçi okuluna. O okulda yapacağı çok şeyler vardı. Ancak kalbe giden bir damar buna izin vermedi. 02.05.1991 günü aramızdan ayrıldı ama sevenlerinin kalbinden hiç ayrılmadı, bende olduğu gibi.
Kırşehir ve ülke eğitiminde çok emekleri var. Daha çok idealleri vardı. Bu teşkilatta iz bıraktı, bir yıldız gibi aktı gitti.
Son söyleyeceğim şey şu olacaktır. ÇİÇEK TARLALARINDA, GÜL BAHÇELERİNDE, SU ŞELALELERİ ALTINDA UYU, BENİM GÜZEL MÜDÜRÜM.

BAYAR ASLAN



YORUMLAR

Toplam 2 yorum bulunmaktadır.

Zuhal GÖNÜL ORHAN

Kızı olmaktan gurur duyduğum canım babamı o kadar güzel anlatmışsınız ki Bayar Amca, yüreğinize sağlık. Çok ama çok duygulandım. Ölümün 29. Yılında Onu rahmetle, sevgiyle ve dinmeyen bir özlemle anıyorum. Nurlarda yat canım Babam, Mekanın cennet olsun.

16.04.2020, 0:38
uğur beyhan

hüseyin hocam beni 5.sınıfta okuttu.çok babacan titiz ve sevgi dolu bir hoca idi.ruhu şad olsun

16.04.2020, 0:38

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .