BAYRAK

BAYRAK

03.10.2017

Bayrak, bir ulusun bağımsızlığının belirtisidir. Simgesidir. Sembolüdür. Özerk ve egemen devletlerin mutlaka bayrağı vardır. Egemenlik ise, yargının, yasamanın, yürütmenin üzerine kurulmuştur. Bu üç kuvvetin dayanağı da ulustur. “Egemenlik kayıtsız, koşulsuz ulusundur.” ilkesinde dile gelen güç, kuvvetler ayrılığının ulusal egemenlik üzerine bina edilmesidir. Bayrak, ulusal egemenliğin, ulusal bağımsızlığın ürünüdür. Bayrağın olmadığı yerde ulusal bağımsızlıktan, bağımsız devlet […]

Bayrak, bir ulusun bağımsızlığının belirtisidir. Simgesidir. Sembolüdür. Özerk ve egemen devletlerin mutlaka bayrağı vardır.
Egemenlik ise, yargının, yasamanın, yürütmenin üzerine kurulmuştur. Bu üç kuvvetin dayanağı da ulustur. “Egemenlik kayıtsız, koşulsuz ulusundur.”
ilkesinde dile gelen güç, kuvvetler ayrılığının ulusal egemenlik üzerine bina edilmesidir. Bayrak, ulusal egemenliğin, ulusal bağımsızlığın ürünüdür.
Bayrağın olmadığı yerde ulusal bağımsızlıktan, bağımsız devlet gücünden bahsedilemez.
Tam bağımsızlık denildiği zaman doğal, siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kültürel vs. her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik kasdolunmaktadır. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksun olmak mercek anlamıyla bütün bağımsızlıktan yoksun olmak demektir!
Atatürk’ün bu belirlemesi çağdaş bağımsızlık anlayışının esasıdır. Bağımsızlığın tüm fonksiyonlarını ifade eden güç, belirti, sembol bayraktır. Bayrak, ulus ruhunun dalgalanan manevi dünyasıdır. Tarihsel büyük bir birikimin, bilincin ifadesidir. Ulusal onurumuzun, bütünlüğümüzün, dil, din, ırk, kültür ayrımı yapmaksızın birlik içerisinde yaşama azmimizin, kararlılığımızın maddi-manevi ifadesidir, bu nedenle olacak ki, “İstiklâl Marşımıza egemen olan temel motif bayrak”tır.
Bayrak, ulusla özdeşleşmiştir. Hiçbir ulusun bağımsızlık marşı, bizimki kadar, bayramı, ulusu, vatanı, tarihi bilinci birlikte işlememiştir.
İngiliz, Fransız, ABD, Almanya, Çin, Hindistan, Pakistan, Mısır ulusal marşlarını inceledim. Hiçbirinde bizim ulusal marşımız kadar büyük coşkuyu, lirizmi içeren bir özellik görmedim. Çünkü, bizim ulusal marşımız bir büyük savaşın, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın atmosferinden, çok büyük bir olaydan, oluşumdan yaratılmıştır. Bunun için de ifadesi, dize örgüsü, coşkusu, lirizmi, büyük bir sanat eseri olduğunu vurgular. Bunu gösterir. Bayrağımız, böylesine bir ölüm kalım“ savaşının, anti emperyalist başkaldırının ürünüdür.
Bayrağımızın tarihi gücünü, anlamını Arif Nihat Asya’dan daha güzel bir şekilde vurgulayan başka bir şairimiz yoktur:
Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü/Kız kardeşimin gelinliği ,şehidimin son örtüsü, ışık ışık dalga dalga bayrağım,/ Senin destanını okudum,/ Senin destanını yazacağım./Sana benim gözümle bakmayanın mezarını kazacağım/Seni selamlamadan uçan kuşun yuvasını bozacağım/Dalgalandığın yerde ne korku ne keder /Gölgende bana da ,bana da yer ver/Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar/Yurda ay-yıldızının ışığı yeter/.Savaş bizi karlı dağlara
götürdüğü gün/Kızıllığında ısındık;/Dağlardan çöllere düştüğü gün gölgene sığındık./Ey simdi süzgün, rüzgârlarda dalgalı; Barışın güvercini, savaşın kartalı,/Yüksek yerlerde açan çiçeğim./Senin altında doğdum ,senin altında öleceğim.
Türk Ulusunun çağlar boyu çektiği acıları, çileleri, katlandığı zorlukları şair Arif Nihat Asya çok güzel bir şekilde dile getirmiş ve bunu bayrak motifiyle özdeşleştirmiş. Daha doğrusu bayrağın kişiliğinde ulusal tarihimizi özetlemiş. Geçmişimizi vurgulamış. Geleceğe ışık tutmuş. Geçmişini kabullenmeyen ulusların gelecekleri karanlıktır. O bayrak bize, diz çöküp yalvaranların değil, dik durup ölmeyi tercih edenlerin emanetidir. Ona sahip çıkmak, ulusal ibadetimizdir.
Olumlu-olumsuz yönleriyle bütün bir geçmiş bizimdi. Böyle bir tarihi akışı bir başkasına mal edemeyiz. Ama hiç kuşku yok ki daha iyiye, daha güzele gitmek, halk yararına daha ileri sosyal reformlar yapmak da görevimizdir.
Hal böyle iken varlığını Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hukuk düzenine, Anayasaya, Siyasi Partiler Yasasına, Seçim Yasasına dayandıran bir siyasi partinin HADEP’in II. Genel Kongresi’nde Türk Bayrağının asıldığı yerden sökülüp yere atılmasını, akılla, mantıkla, demokrasiyle bağdaştırmanın olanağı yoktur. Bayrağı söküp yere atmak, sistematik bir planın ürünüdür.
İzmir’i işgal eden Yunan Ordusu’nun Türk Bayrağı’nı indirip yerine Yunan Bayrağı’nı çekmesi kadar sistemli bir hazırlığın ifadesidir. Türk Bayrağı indiriliyor ve bunun yerine, Türkiye Cumhuriyeti’ni bölmek, parçalamak, doğusunu Ermeni’ye, İran’a, Suriye’ye, batısını da Yunan’a peşkeş çekmek isteyen bir soysuzun ifadesidir. Birinci Dünya Savaşı sonunda ve savaş sürecinde de, Rus destekli Ermeni Sivas’a kadar geldi. Yaktı, yıktı, yok etti İngiliz, Fransız, İtalyan destekli Yunan’da Polatlı’ya kadar geldi .Yaktı, yıktı , yok etti . Sonra tümü, bir büyük direnişin antiemperyalist savaşın karşısında eriyip yok oldular. Şimdi bunların yaptığını, bu toprakların insanları yaparsa buna ne demeliyiz? Bunu nasıl izah etmeliyiz? Irkçılık, Hitlerle gömüldü. Ama neo ırkçılar türedi Anadolu’da. Emperyalizmin yeni yöntemlerinin ürünü olarak.
Bayrağımız indiriliyor. Ve salındakiler de alkışlıyor ve yere atılıyor alkış büyüyor. Başkanlık divanından, genel başkandan hiçbir tepki yok!.. Namuslu birkaç kişi, salonu terk ediyor. Bayrağımızın yerine cinayet örgütünün simgesi olan bir bez parçası ve Atatürk’ün yerine de cinayet örgütünün başının posteri asılıyor. Tüyler ürpertici bir hal!
Evet Türk Bayrağı’nı HADEP KONGRESİ’nde yere atan ve buna alkış tutan, destek veren zihniyet, Çanakkale’nin 254.000, Yemen Çölleri’nin 150 bin Kafkasya’nın 90 bin Kilikya’nın 12 bin, Kurtuluş Savaşı’nın 6 bin, Kıbrıs’ın 5 bin şehidine hakaret etmiştir.
Tesellimiz odur ki, bu zihniyet, tüm Türk Ulusu’ndan hak ettiği yanıtı almıştır, Altmış milyon, gerekli duyarlığı göstermiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk halkı, Anadolu insanı, 1919’un değişik koşullarıyla kuşatılmış durumdadır. Yöntem çok sinsi ve çok farklı: İçten çökertmeye yenilik. Kitleleri birbirine kırdırmaya ayarlanmış. Böl ki hükmedesin, felsefesine bağlı.
Talancı ve vurdumduymaz, aydınlar, silik kişilikleriyle gününü gün etmenin çabasında! Bir bölümü şeriat devleti kurmanın batağına saplanmış, bir bölümü ırkçılara çanak tutuyor. Zavallı Anadolu insanı kime inanacağını bilmiyor. Aydın zannettiklerinin tümü kendinden cahil! Anadolu üniversiteleri niteliksiz, kişiliksiz, bilim ışığından habersiz cılız kafalarla doldurulmuş! Bize de Tevfik Fikret’in Millet Şarkısı’ndan bir dörtlük yazarak bu yazıyı noktalamak düşüyor:
VAKTİYLE BABAN KİMSEYE MİNNET Mİ EDERDİ?
YOK, KALMADI HÂŞA SANA ZİLLET PEDERİNDEN,
DÜNYADA ŞEREFTİR YAŞATAN MİLLETİ, FERDİ;
SİLKİN MEZELLET T0ZU UÇSUN ÜZERİNDEN!

(X)Yazarın ‘’Edebiyat Penceresi’’ adlı eserinden.

Adil Gülvahaboğlu

Atatürkçü Düşünce Derneği Kırşehir Şb. Kurucu Bşk.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .