Barış olup ellerine düşeyim

Barış olup ellerine düşeyim

13.08.2015

Kırşehir’den o yerlere en uzak ülkemsin benim. En uzak kederim sensizliğin. Zeytin dalım, güzel kuğum, koşan ayım, kederli gecem. En beyaz kardeşliğim halkım benim, en görkemli barışım aşkım benim. Dağ dağ, köy köy, vardiyadan mezraya kuşatılmış sevdiğimsin. Senin kalbinle koşar içimdeki çocuklar, o uzak hürriyetine. Senin gözlerinle barışırlar kederleriyle. Umudumdur, seni gülmeleri sevgilim. Benliğimin doğusunda […]

Kırşehir’den o yerlere en uzak ülkemsin benim.
En uzak kederim sensizliğin.
Zeytin dalım, güzel kuğum, koşan ayım, kederli gecem.
En beyaz kardeşliğim halkım benim, en görkemli barışım aşkım benim.
Dağ dağ, köy köy, vardiyadan mezraya kuşatılmış sevdiğimsin.
Senin kalbinle koşar içimdeki çocuklar, o uzak hürriyetine.
Senin gözlerinle barışırlar kederleriyle.
Umudumdur, seni gülmeleri sevgilim.
Benliğimin doğusunda bağıran en koyu savaşımsın sen.
Çığlığı morarmış bir anne dolaşır belleğimde; hasretinin kayalıklarında vuruluşumsun.
Kurulan pusum, kurşunlanan halkım, ağlayan kentim, yanan köyüm; ülke ülke kaynar sulara devrildiğimsin, yokluğuna hasretim.
Dağlar sessizliğe çekildi, kentte ölümün çirkin örümcekleri. El ele tutuşan bir sevdanın beyefendisi, kraliçesinin önünde ölüme devrildi, bebekleri büyüyen üç yaşındaki Ali’nin bi’ çare bakışları önünde. Hava barut kokuyor, ömür sisli bir yaşamı yumrukluyor, gayrı hayat kan içinde.
Sultan Ana sokaktan içeri çekilmedi, Ahmet dağdan dönmedi. ızdırap içinde kırışan asfalt, yüzünü bağıran bir ambulansın ışığıyla çiseledi.
Bir ülke, bir toprak, bir yol, ölümü getiriyordu Sultan Ana’ya, beyaz saçlarından tutunarak. Komutan karanlığı heceledi, ”Ahmet’i kaybettik” dedi.
Sultan Ana önce entarisine sarıldı, entarisi bedenine, bedeni ateş düşmüş ruhuna, ruhu geceye; zalimlerin karanlığa gömdüğü ana kokan bir oğlunun yokluğuna koşarak.
Çatı boylarından güvercinler savruldu kanat çırparak. Kimi aşarak geceyi, kimi çakılarak ağır bir yenilgiyle Sultan Ana’nın dizleri dibine.
Biliyor musun Sultan Ana, Ahmet katillerin dostu olsaydı, inan daha çok üzülürdün. Bu teselli avutabilir beni ancak, bu teselli devrilen ülkemi ve sensizliğin baskısını dizginleyebilir benliğimde.
Yitip giden ülkemde seni özlemenin ve beklemenin bir başka cehennemi yoktur sevgilim. İnsanlığın yokluğunda Adem Havva’yı bulmuşsa, savaşların ve zalimlerin dünyasında ben yinede bulurum seni. Hasretini katillerin vicdansızlığından koruyarak.
Gel savur beni.
Yokluğun savaşmanın bir başka adı. Hainler ülkemde barışı, kardeşliği ve aşkı vurmak için sana olan sevdamı kaç kez aradı. Umudumun gonca gülleri kaç akşam kanadı.
Ve kaç gece, dört bir yandan bağıran anne çığlıkları, babaların sarsılan omuzlarında evladının tabutuna sarıldı. Kendi elleriyle uğurladı sevdasını Elif Gelin, aşkını umudunun kuytusuna saklayarak.
Göğüs boşluğuna sıkıştırdığı Ahmet’inin fotoğrafını, o gece gözyaşlarıyla çıkardı.
Hasretin, özlemin ve yokluğun tüm ağrısı artık Elif için haklı bir haykırmaydı, karanlığa acı çığlığını çivileyerek.
Gel savur beni.
Her ellerini yitirdiğim o büyülü umudu ve barışı kucakla. Kardeşliğe susamış bu ülkeye savur. Oğulların düşmediği, anaların yanmadığı, sevdaların tutuşmadığı o soylu yaşama. İçimdeki çocukları taylara bindir. Aşkımı beyaz atlara. Her bir hücremin başak verdiği taneleri güvercinlere savur. Koş Ege’nin buz gibi derelerinden, kendin kadar soylu salkımlar getir; zeytin dalı, gülen bahçe, oynayan zeybek. Çık, darmadağın olmuş kalbimin doğusuna, sal görkemini dağlara. Kucaklaş, hasretinden bir bir yiten halkımla. Beni kurtuluşa al savur, Mustafa Kemal’in beni yüreklendirdiği o aşka, hürriyete. Ellerinin güzelliğiyle silinsin yüzlerindeki pası, babasız düşmüş çocukların.
Her gece, kalbimde, kalbimin tüm kentlerinde, kurşunlar tenimi yırtar geçer, geleceğimizin o soylu halkı ile katillerin ölüm çukurlarından.
Pencere önünde yârini bekleyen kadınlar, uykuda homurdanan çocuklarının masumiyetiyle, tırnak etlerini deşer; sokak başına düşen gölge ya erkeğidir her gece, ya da ölümün özgürleştirdiği sevdasının karanlık ruhu. Ülkem derin bir dramdan, kalbim senden, aklım halkımdan geçer.
Gel savur beni…
Çocuklar korkmasın, analar demlenmesin, babalar sol omuzlarını çürütmesin. Beni kucakla, tohumlar bir kez düşünce filizlenirler, sonra ölürler.
Kalbine ek beni, bir halkım bir de senin uğruna, yarınlar için son barış tohumu olarak ellerine düşeyim ve açayım özgürlüğe…
Gel savur beni. Öyle kendi ülkemde hiçbir insan ölmesin. Ben hasretinden öleyim.
Bir Kırşehir’li olarak ben böyle düşünüyorum.
Huzur ve mutluluklar, özgürlükler hepimizin olsun.
Kırşehir’de herkes bunu özlemle bekliyor ve istiyor.
Başka şey düşünenler, başka şeyler peşinde olanlara ne diyelim lânet olsun!..



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .