At cambazlığından et cambazlığına

At cambazlığından et cambazlığına

13.02.2016

Bir süredir memleketim Kırşehir dışında, Avrupa’dayım. Tabi memleketimi çok sevdiğim için burnumda tütüyor. Dostlarım, arkadaşlarımdan ayrı kalmak zor oluyor, ama ne yaparsın ki öyle gerekiyor. Bugünlerde Kırşehir gündemini gazetemizin internet sitesinden takip edebiliyorum. Haber ve yorumlarına bakıyorum, bir et fiyatlarıdır gidiyor. Vatandaşın et yiyememesine takılıyor gözlerim. Türkiye’de et fiyatlarının altınla yarıştığı haberleri var. Et fiyatlarının […]

Bir süredir memleketim Kırşehir dışında, Avrupa’dayım. Tabi memleketimi çok sevdiğim için burnumda tütüyor. Dostlarım, arkadaşlarımdan ayrı kalmak zor oluyor, ama ne yaparsın ki öyle gerekiyor.

Bugünlerde Kırşehir gündemini gazetemizin internet sitesinden takip edebiliyorum. Haber ve yorumlarına bakıyorum, bir et fiyatlarıdır gidiyor. Vatandaşın et yiyememesine takılıyor gözlerim.
Türkiye’de et fiyatlarının altınla yarıştığı haberleri var. Et fiyatlarının tavan yapacağına dair iki-üç yıl önce bir yazım vardı. Bu yazımı yeri geldiği için yeniden değerlendireceğim. Böyle Kırşehirlileri kıskandıracağım. Avrupa’da et ve Türkiye’den gelen sebze fiyatları bir karşılaştırmak isterim, ama moraliniz bozulacağını da peşin peşin söyleyeyim.
Malumunuz Türkiye ve Kırşehir tarım ve hayvancılık ülkesi. Kırşehir’de en ucuzun etin 40-50 lira iken, bakın Avrupa’da et fiyatları nasıl?
Domuz eti: 9 TL
Sığır eti: 9-11 TL
At eti: 20-30 TL
Koyun eti:7-8 TL
Kuzu: 7-10 TL.
Evet, “Kırşehir Çiğdem” okurları, bu fiyatlar Avrupa’da geçerli. Biz de geçerli değil. Oralarda et hipermarketlerle halka bu şekilde satılırken, hatta bizim ülkemiz Avrupa’dan daha ucuza et ithal ederken, bizim memleketimizde et neden bu kadar pahalı oluyor, bütün sorun bu işte…
Ben o kadar et meraklısı değilim. Zaten yaşımız gelmiş bir noktaya sevsek te, istesek de bugün Avrupa’dayım diye her gün et yiyecek halimiz yok. Ama bir gerçeği yazıp siz değerli okurlarımla paylaşmak için bu fiyatları yazdım. Yoksa benim gibi bugün Avrupa’da yaşayanları gıpta ile bakın diye yazmadım.
Malumunuz bizim Avrupa’da yüz binlerce Kırşehirli hemşehrimiz var, Türk var. Onların ette yaşadıkları bir sorun yok. Sorun Kırşehir’de ve ülkede yaşayan ve et yiyemeyen vatandaşlarımızda var.
Temel gıda maddesinin olmazlarından biri, hatta en önemlisi sayılan et üzerinde oynanan ahlaksız oyunları, yürürlükte olan kanunla, yasayla önlemek mümkün değil. Zaten öyle olmuş olsaydı yıllardır bu problem ortadan kalkardı. Bu sorun bireysel olarak veya toplum gayretleriyle çözülecek mesele de değildir. Problemin çözümünde hükümet yasalarla ağırlığını koyarken, ekonomik olarak masanın başında her zaman yumruk vurabilir hissini uyandırması lazım. (Soyulmuş yumurta ithal ederek değil.)
Esas sorunun temelinde tarımın kurallarına göre yapılmayışı ve bilinçsiz işletmecilik yatar. Şöyle ki her nesil değişikliğinde varisler tarafından parçalanan tarım arazilerinin belediyelerin de yardımıyla maksadı dışında kullanıma açılısının çok büyük katkısı var. Tarım ve hayvancılık birbirini tamamlayan sektörlerdir. Daha önemlisi bu sektörü ayakta tutan eğitimli ve bilinçli nüfusu kentlere çekersen, hiçbir zaman et temininde dışarıya bağımlılıktan kurtulunmaz. Bu uygulamalarda yasal boşluklardan istifade etmeyi iyi bilen at cambazları et cambazlığına terfi eder ve de etmiştir de. Buna paralel olarak illegal işletmeler ve merdiven altı olarak tabir edilen denetimsiz kuruluşlar devreye girer. Zaten yasal olmayan kurumlar, yasal olmayan yollarla ham madde, yani et temininde her yolu deneyerek halkın sağlığı ile oynamada bir sakınca görmez.
Dünyanın hiçbir yerinde anız yakarak, tarım arazilerinde yabancı ot ve haşerelerle mücadele yöntemi yoktur. Her sene hasat mevsiminden sonra yakılan tarım arazileriyle beraber otlak alanlarının yandığını, hiç tepki göstermeden merakla izleriz. Otlak alanı, yani hayvanın sofrasını yakarsan hayvanlar nerde karnını doyuracak ve suni olarak beslenmeye çalışılacak. Bu da maliyeti artırdığı gibi et kalitesini de düşürecek. Kasıtlı olarak bu tip uygulamalarda cambazlar devreye girer elbette. Bu cambazların içinde çok büyük holdinglerin olduğunu unutmayalım ve bunlar boş kalan ortamı değerlendirmesini çok iyi bilirler. Piyasada et fiyatlarının oluşumunda büyük rol oynarlar. Yüz binlerce hayvanın piyasaya sürülmesi veya geri çekilmesiyle pazarın nabzını ellerinde tutarlar. Bunların üretime hiçbir zaman katkısı olmaz. Pazarı da damızlık besilik ayrımı yapmadan hepsini süpürür derecede kontrolü altına alırlar. Daha başka bir yöntemle yurtdışından kaçak yollarla getirdikleri hayvanlara sahte kulak numarası takarak piyasaya iterler. Bunun sakıncası ve zararları anlatılamayacak kadar çoktur.
Birincisi yerli üreticiyi köşeye sıkıştırarak elindeki malı ucuza kapatmak. İkincisi dış ülkelerde hayvanların üretiminde maliyetin çok düşük olması sebebiyle kâr oranı yüksek ve iştah kabartır. Arjantin, Avustralya Yeni Zelanda gibi ülkelerin yabani olarak yetiştirdiği milyonlarca hayvanın hiçbir kontrolü yok ve bu mümkün de değil. Bu hayvanlar için nerdeyse kilosu bir dolara müşteri arar ve de çokça bulur. Bunlardan bir tanesi de Türkiye’dir.
Hac zamanında Suudi Arabistan’da kesilen kurbanların ana membası bu ülkelerdir. En tehlikelisi art niyetli ülkelerin sattığı hayvanlara çeşitli hayvan hastalıkları bulaşma riskini garanti etmemektedir. Peki, çözüm yolu nedir? Bu hükümetlerin tarım politikasıyla beraber topluma sunmaya çalıştığı değişik yardım fonlarını bir düzene sokması gerekir. Yardım fonlarının seçim malzemesi olarak kullanılması da ayrı bir sorun. Halka karışık ve sağlıksız gıda sunan kuruluşların yaftasına ve markasına bakılmaksızın en ağır cezalarla piyasadan lağvedilmesidir, hatta bütün mal varlıklarına el konularak sahiplerine geçinmesine yetecek kadar aylık bağlanarak piyasadan el çektirilmesi en uygun davranış olur.
Devlet olarak, resmi et kombinelerini ve Et ve Balık Kurumu gibi kuruluşları Merkez Bankası misali devreye sokarak piyasayı kontrol etmesi gereklidir. Buna paralel olarak sıkı denetim altında aile çiftliklerini ve küçük üreticileri teşvik primi ile destekleyerek üreticilerin elindeki malları alma garantisi uygulamasının da yararlı olacağı kanısındayım. Tarım arazilerinin parçalanarak küçülmesine ve tarım dışında kullanılmasının önüne geçilmesi ve acil bir çözüm üretmek belki de devlet tarafından işletilerek hak sahiplerine belli bir pay vererek tarımın ve hayvancılığın yok olmasını önlemek, ancak devlet gücüyle olur. Böyle bir uygulama değişik rejim çağrıları uyandırsa da, ağır sanayi ile tarımın beraber yürümesinde en uygun seçenektir. Belki de daha başka uygulamalarla, küçük üreticiler mağdur edilmeden yürütülebilir. Başka türlü cambazın sopası kırılmaz.
Kırşehirli hemşehrilerim eti kurbandan kurbana yemeye devam edecektir. Çünkü bu politikalarla et yeme şansı yoktur.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .