Anneler Günü’nde kaybettiğim anneme…

Anneler Günü’nde kaybettiğim anneme…

10.05.2018

Yıl 14 Mayıs 1989 Pazar… “Anneler Günü”… Bugün hayatım boyunca unutamadığım bir gün… Bugünü hiç sevmem, hatta hatırlamak bile istemem. Çünkü bugün canımdan çok sevdiğim, biricik varlığım annemi kaybettiğim gün… Yokluk ve sıkıntılarla geçen 57 yaşında kaybettiğim annem… O güler yüzlü, evlatları için canını dişine takıp genç bir yaşta bu dünyadan göçüp giden annem… Çocuk […]

Yıl 14 Mayıs 1989 Pazar…
“Anneler Günü”…
Bugün hayatım boyunca unutamadığım bir gün…
Bugünü hiç sevmem, hatta hatırlamak bile istemem. Çünkü bugün canımdan çok sevdiğim, biricik varlığım annemi kaybettiğim gün…
Yokluk ve sıkıntılarla geçen 57 yaşında kaybettiğim annem…
O güler yüzlü, evlatları için canını dişine takıp genç bir yaşta bu dünyadan göçüp giden annem…
Çocuk yaşta evlenip altı çocuk dünyaya getiren canım annem hiç yaşamadı ki…
Yaşamadı diyorum, çünkü yokluk ve sıkıntılarla geçen kısa bir ömür…
Genç diyorum, çünkü bugün 54 yaşında olan ben şimdi annemin ne kadar genç bir yaşta vefat ettiğini daha iyi anlıyorum.
Yine bu Pazar günü de “Anneler Günü” var diyorlar.
Kızım Neslihan yanıma gelip, “Baba Pazar günü Anneler Günü. Anneme ne hediye alalım?” diyor.
Dalıp gidiyorum, bir kez daha sensiz ve sessiz olduğum günler gözlerimin önüne geliyor, gözlerim doluyor, “ah annem ah” diyorum.
Bir kızıma bakıyorum, bir annemi düşünüyorum.
Keşke benim de annem yaşasaydı, ben de ona en güzel hediyeyi alıp, ellerinden öpüp, Anneler Günü’nü kutlasaydım diye iç çekiyorum.
Her hatırladığımda, ya da birisinin “anne” dediğinde içim titriyor, nefesim daralıyor, gözyaşlarım süzülüyor, boğazıma düğümleniyor sanki…
Çünkü ben annemi çok, hem de çok özledim.
Ah annem ah!..
Ne çok arıyorum senin yokluğunu…
Seni hiç unutmuyorum ki hatırlayayım…
Evet. annem, sen gideli 29 yıl olmuş dile kolay…
Gidişin ve dönmeyişin.
Dönmezsin canım anneciğim, ah dönmezsin. Artık babamla birliktesiniz. Bizi konuşuyor, kulaklarımızı çınlatıyorsunuz tabii…
Anasızlık en büyük yoksullukmuş meğer annem.
Bugün Aşıkpaşa Mezarlığı’nda babamın büyüttüğü ağaçların gölgesinde yatarken, bizler yalan dünyanın telaşında koşturuyoruz.
Ah anneciğim ah!
Çok erken bıraktın beni öksüz…
Böyle yapayalnız, böyle çaresiz…
Ah anneciğim ah!
Sen bir defa öldün ben bin defa!
Annesine sarılanları her gördüğümde içim yanıyor!
Nerdesin anneciğim, nerdesin?
Tabi tadı, tuzu yok dünyanın…
Annem, seninle kısa sayılacak yıllarda yaşadığım anılarımı hatırlıyor, duygulanıyorum, gözlerim doluyor, tutamıyorum kendimi yine…
Annem her geçen gün seni daha çok özlüyorum.
Herkesin annesi gibi benim de annem tatlı dilli, güler yüzlü, altın kalpli, melekti benim annem…
Anne…
Seninle babamın yattığı Aşıkpaşa Mezarlığı’na sık sık gidiyor, dönüşüm zor oluyor be anne…
Kalk anam kalk, Allah aşkına kalk, bak mevsim yine bahar…
Kalk yarasına merhem olduğum anam kalk, son kesinin geldi, öyle sessiz yatma kalk ve aç gözlerini yaşadığını bileyim…
Sen gülersen ben de gülerim, ağlarsan gözyaşını sileyim. Öyle susmak yok!
Ölmek gerekiyorsa ben öleyim…
Kalk anam kalk, Allah aşkına kalk
Geçenlerde gittiğim mezarında seninle böyle konuşmuş, seni ne kadar çok özlediğimi söylemiştim. Hatta sana seni yazacağımı haykırmıştım.
Ama cesaret edememiştim satırlarım yarım kalır diye.
Ancak yazmalıydım, çünkü başka çarem yoktu. Pazar günü “Anneler Günü”ydü…
Yılda bir kez de olsa seni yazıyorum, içim acısa da, yüreğim yansa da…
Ellerim tuşlara çok zor gitse de, gözlerim yaşarsa da seni yazmalıydım be anne…
29 yıl oldu seni kaybedeli dile kolay anne…
Senin yokluğunu, zaman ilerledikçe daha çok anlıyorum anne…
Hele hele seni kaybettikten sonra babamla birlikte 19 yıl yaşadık. Ben unutmadım seni, ama babam hiç unutamamıştı.
Her gün mezarındaydı, kalp hastası olmasına rağmen, her gün bıkmadan usanmadan, yanı başındaydı babam…
Mezarını ormanlığa, çiçek bahçesine çevirmişti babam…
Ben onu da kaybettim 10 yıl önce. Şimdi anasız, babasız yetim biriyim artık.
Keşke ikiniz de yaşasaydınız, başımızda otursaydınız. Gölgeniz bile yeterdi bize…
Meğer, ne kadar zormuş annesiz, babasız kalmak…
Daha dün gibi hatırladığım, beni doğuran zorluklarla büyüten biricik annemi, ellerimizle toprağa vermiştik. Bu dünyada bir daha görmemek üzere, Yaradan’ın emriyle ahiret alemine yolcu etmiştik seni anne.
Her zaman deriz ya! Bu dünya, yalan ve fani. Geride kalan ise, gök kubbede hoş bir seda.
Evet annem, seni rüyalarımda görebiliyorum, sürekli de yanımda hissedebiliyorum o kadar…
Sesini, sıcaklığını hissedemeden, kucağına oturamadan, yanaklarından öpemeden yaşıyorum artık ne yapayım…
Bazen ben bugün çocuk olsaydım, yine eskiden olduğu gibi annemin sıcacık kucağında yatsaydım, öpmekten bıktırsaydım diye düşünüyorum.
Şimdi benim çocukluğumda yaptığımı oğlum Batuhan yapıyor, tıpkı benim yaşarken annemi öpmekten yıldırdığım gibi, o da annesini öpmekten yıldırıyor.
Hiç şüphesiz tüm anneler güzel, ancak benim annem bir başka güzeldi. Şu an maziyi düşünüyorum…
Yemedi yedirdi, içmedi içirdi, giymedi giydirdi. Mecbur kalmadıkça üzülmeyelim diye, hasta olunca hiç söylemezdi. Her zaman “iyiyim” derdi. Ama yüksek tansiyondan geçirdiği beyin kanamasıyla göçüp gitti, bu fani dünyadan…
Gözlerimi kapattığımda, sen aklıma geldiğinde hep ordasın anne…
Hiç değişmemiş nurlu yüzün, beynimde, kalbimde düşüncelerimde ve hayalimde…
Ah annem ah…
Hastayken başımda sabahlayan annemi arıyorum şimdi…
Kanadı kırık güvercinler gibi çırpınıyorum senin özleminle…
“Gel artık annem, dön artık annem yokluğun dayanılmaz oluyor” diyorum ama ümidim hiç yok ki artık…
“Allah’ım beni hiç kimseye muhtaç etme, evlâtlarıma bile…” sözlerin daha dün gibi kulaklarımda anne…
Duyunca buna, içerlenirdim, kalbim kırılırdı…
Bu sözün ince ayarını bilmezdim o zamanlar.
Onun için canımı verirdim niye bilmezdi ki derdim, hayat öğretince şimdi anladım…
Annemin duası kabul edildi ve hiç kimseye muhtaç olmadan, düşmeden göçüp gitti fani dünyaya… Tabi bizleri de yetim bırakarak…
Allah’ın izniyle bugünlere kadar getirdi, yetiştirdi bizleri. Topluma faydalı bir insan olabildiysek ne mutlu.
Helâlı, haramı, kardeşliği ve dinimizi öğretti. Büyüklere saygı, küçüklere sevgi ondan hatıraydı. Onun hakkını ödemek hiç de kolay değildi.
Kendine dua edecek, Fatiha okuyacak çocuklar bıraktı geride.
Annenin hakkı gerçekten ödenmezmiş, ne yapsak ödeyemiyor insan…
Vefat etmeden birkaç saat önce, son olarak yüzüne baktığımda gülümsüyordun annem. “Ağlamayın” der gibiydin sanki.
Biliyorum şu an ağlamama çok üzülüyorsundur, ancak elimde değil bilesin.
Evet anneciğim, böyle bir günde seni yazdım, daha doğrusu senin özlemini kaleme almaya çalıştım.
Seni yazmak, sayfalara sığmaz.
Bir “Anneler Günü”nde kaybettiğim annemi bir sayfayla yazmak, anlatmak mümkün mü?
Ben seni göremiyorum, ama senin beni gördüğünü çok iyi biliyorum.
Sevgili annem bir tanem, gözün arkada kalmasın.
Allah senden razı olsun anneciğim; hakkını helâl et. Ebedi alemde buluşmak üzere, mekânın cennet olsun.
Sağlığında saçının telinin bile incinmesini istemezdim. Bildiğim kadarı ile sana of bile demedim. Hakkını helâl et annem.
Ne diyeyim annem, yattığın yer nur, mekânın cennet olsun…
Pazar günü kutlanacak “Anneler Günü”nü şimdiden kutluyor, bütün annelere sağlık ve mutluluk dolu günler diliyorum.

***

Anneye Mektup

Kokun sinmiş yatağımın baş ucuna be anne
Beni uyandırmak için yanıma otururdun ya
Yüzümü her gece, tam oraya yaslıyorum
Nefes alamıyorum, ama kokuna doyamıyorum
Ne yapayım, sensiz yapamıyorum anne

Şimdi artık hayat anlamsız, ayrılık zamansız
Yokluğuna alışmam anladım artık imkansız
Sokağımıza yağmur ağır ağır çiseliyor
Odama sağak sağnak hasretin yağıyor
Hava kararınca dışarı çıkmamı istemezdin ya
Şimdide çıkmıyorum, o sokaklar beni boğuyor

Yatarken sıkıca giydirirdin üzerimi
Artık ince bir gecelikle yatıyorum
Üşümüyorum ama yokluğunla yanıyorum anne
Hayat boş, gönlüm sarhoş
Ne olur gel artık dünya gözümde bir hoş
Sevdiğin çiçekleri koydum odama
Menekşeni, kırmızı gülünü bide sarmaşık
Sensiz hayat inan anne karma karışık

Bazen bayraksız vatan
Bazen de vatansız bayrak gibi
Anlamsızım
Sen yürekteki sızım
Sen en büyük yaram
Söyle anam
Sensizliğe nasıl dayanamam

Biraz da gülelim!

Kestirme yoldan
Poker partisi iyice kızışmıştı. Ortada da yüklü para vardı. Bütün parasını oyuna koyan adam yine kaybedince, birden fenalaştı. Ve ötekilerin “Ne oluyor?” demesine kalmadan, kalpten ölüverdi.
Adamın karısına haberi kim verecekti?
İçlerinden birini görevlendirdiler:
“Sen güzel konuşursun. Git, karısına kestirme yoldan anlat olayı.”
O da gidip ölen adamın karısını buldu:
“Kocanız poker oynarken…”
Kadın hemen sözünü kesti:
“Önündeki bütün parayı ortaya koydu değil mi?”
“Evet efendim.”
“Sonra da hepsini kaybetti.”
“Kaybetti, efendim.”
“Allah onun canını alsın.”
“Aldı efendim…”



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .