ANILAR, KADDAFİ KİMDİ, ZAMAN TÜNELİ, HİLEYLE GELEN ADALET

ANILAR, KADDAFİ KİMDİ, ZAMAN TÜNELİ, HİLEYLE GELEN ADALET

15.02.2016

GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ… Av. AHMET ŞÜKRÜ TAŞKIN’IN ANILARI (10)   “KARA BİLECEN” HİKÂYESİ (2)  Ev halkını bir telâştır almış yürümüş. Aman, öküz boğulacak, yok küp kırılacak, evin erkeği öküzüm boğulacak, çiftim çubuğum yatacak, perişan olacağız derken evin kadını da küpün kırılacağı korkusuyla kendini yerden yere atar olmuş. Zira geçen yaz bir gâvur turist bin mark […]

Dursun Yastıman

GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ…

Av. AHMET ŞÜKRÜ TAŞKIN’IN ANILARI (10)

  “KARA BİLECEN” HİKÂYESİ (2)

 Ev halkını bir telâştır almış yürümüş. Aman, öküz boğulacak, yok küp kırılacak, evin erkeği öküzüm boğulacak, çiftim çubuğum yatacak, perişan olacağız derken evin kadını da küpün kırılacağı korkusuyla kendini yerden yere atar olmuş. Zira geçen yaz bir gâvur turist bin mark vermişti de köyün muhtarı verdirmemiş, “Bu küpte bir antikacılık olmasa bu gâvur bu parayı vermez. Başkalarına da göster. Gelecek yaz ben sana yeni antikacı turist getiririm” demişti. Kadın onu bekliyordu.

Köy halkı avluya doluşmuş, her kafadan bir ses çıkıyordu. Kadın “Küpüm!” diye, erkek “Öküzüm!” diye çırpınırken sakalı göğsüne kadar uzamış yaşlı biri ortaya atılıp “Durun! Önce şu öküzün boynunun dışta olan kısmını şu ağaca iyice bağlayın ki başını sallayıp küpü kırmasın. Sonra da ayaklarını çaprazlama olarak bağlayın da yere yatıp kendini boğmasın. Acele bir atlı çıkarın da gidip ‘Kara Bilecen’i çağırsın. Gidecek adamı iyi seçin.  O adam herkesin arkasına takılıp gelmez” demiş. Yaşlının sözleri etraftan tasdik görmüş. Hep bir ağızdan “Haklıdır. Bilge kişidir. Öyle çoluk çocuk peşine takılmaz” demişler.

Nihayet askerliğini süvari olarak yapmış görkemli bir çavuşu iyice bir ata bindirip yola çıkarmışlar. Hemen de bizim “Kara Bilecen”in nasıl karşılanması gerektiği hususunda tartışmışlar.  Bir yandan yemek hazırlarken öte yandan köyün ileri gelenlerini toplayıp köyden bir kilometre kadar uzaktaki tepenin üstüne çıkarmışlar ve bu saygıdeğer misafirlerini gözetlemeye başlamışlar.

 ÖKÜZ KESİLDİ, KÜP KIRILDI, SORUN BİTTİ!

Beş-altı saat kadar güneşin altında ter döktükten sonra nihayet karşı köy tarafından iki atlının sür’atle yaklaştığı görülmüş. Tepedeki gözetleyiciler aşağıya inip bu kıymetli ve hem de bilgili misafirlerini karşılamaya koşmuşlar, atının dizginlerini tutmak için birbirleri ile yarışırcasına itişip kakışarak bizim öküzün yanına getirmişler.

Ev sahiplerinden kadın “Aman, küpüme bir zarar gelmesin! Onu bu yaz turistlere satacağım. Küpümü kırmadan çıkarın kulun kölen olayım!” diye çırpınıp dururken kocası da “Öküzüm ölürse çoluk çocuk aç kalırız” diye ellerini ovalayarak bilge kişiye yalvarıyormuş.

Derken etraftan bir ses yükselmiş: “Hele sofra hazır… Yoldan geldiler. Önce karınlarını doyursunlar. Hem akılları da başlarına iyi gelir!” Bunun üzerine misafiri sofraya buyur etmişler. Bizim “Kara Bilecen” bir yandan Allah ne verdi ise lokmaları birbiri ardına tıkınırken bir yandan da öküz ile küpü gözetliyor, kendine göre bir plân hazırlıyor görünerek hesaplar yapıyormuş.

Yemek işi bittikten sonra bilge kişi hemen ayağa kalkıp “Bana büyükçe bir testere getirin” demiş. İtirazsız kabul edilen bu emir üzerine köy marangozunun hızar testeresi getirilmiş. Bilge kişi kalabalık içinde gözüne kestirdiği iki delikanlıya çırpınmaktan bitap düşen öküzün dışarıda kalan boynunun ense yerini göstererek “Kesin!” emrini vermiş. Bu emir de itirazsız yerine getirilmiş. Olup bitenleri fal taşı gibi açılmış gözlerle izleyenler sonucu beklerlerken öküzün başı kan revan içinde yine küpte kalmış. Gövde kısmı da bağlı olan ayakları yukarıda, gövdesi yerde can çekiştirir halde yere serilmiş. Kadın “Küpüm ne olacak şimdi? Öküzün başı yine küpün içinde kaldı!” diye bağırınca bizim bilge kişi “Bağırma kadın! Elbette onunda bir çaresini bakarız” demiş ve kadını azarlayıp bu kez de küpü göstermiş: “Kırın!” Eee, emir bu… O da itirazsız yerine getirilmiş. Ve böylece hem öküz gitmiş, hem de küp…

Köy halkı büyük bir şaşkınlık içinde “Kara Bilecen”in etrafını sarıp “Ne oldu?” deyince  “Gayet başarılı bir operasyon yapıldı!” yanıtını almışlar. Ama evin erkeği ve kadını “İlâhi ‘Kara Bilecennn’, bizim yediğimiz de senin gözüne dizine dursun!” çığlıkları atarak eve girip kapılarını “Kara Bilecen”in yüzüne kapatmışlar.

Günümüzde “Memleketi kurtaracağız!” diye ortaya çıkıp memlekete zarar veren, “Kara Bilecen” gibi hem öküzü kesen, hem de küpü kıran siyasetçilerden Allah bizleri korusun!

“FIRINCININ HİLESİYLE GELEN ADALET”

            Köylünün biri ineklerinin sütünden tereyağı yapar, her gün tereyağının bir kilosunu kasabadaki fırıncıya satardı. Aldığı paranın bir kısmıyla fırıncıdan bir ekmek alır, köyüne dönerdi.

Bir gün fırıncı köylüye çıkışmaya başladı:

— Ben getirdiğin yağları sana güvenerek hiç tartmadan aldım. Müşterilerime sattım. Oysa ki sen yağları eksik tartıyormuşsun. Seni şikâyet edeceğim.

Köylü yağları kendisinin tarttığını, hepsinin de bir kilo olduğunu söyledi.

Fırıncı köylünün o gün getirdiği yağı tarttı, yağ bir kilodan azdı.

Fırıncı köylüyü mahkemeye verdi. Fırıncıyı dinleyen yargıç köylüye dönerek:

— Sen bu adamı aldatıyormuşsun. Tartıda haksızlık yapıyormuşsun, doğru mu? dedi.

Köylü:

— Sayın yargıç! Ben fırıncıya her gün bir kilo yağ veririm. Alacağım paranın bir kısmıyla kendisinden bir ekmek alırım. Köydeki terazimin gramları çoktandır kayıp. Ben gram olarak fırıncının bir kilo diye verdiği ekmeği kullanırım. Eğer fırıncının ekmeği bir kilodan azsa benim yağım da az olur.

Fırıncı birden telâşlandı. Dâvasından vazgeçmek istedi. Yargıç kabul etmedi. Fırına adam gönderdi. Birkaç ekmek getirtip tarttı. Ekmeklerin hepsi bir kilodan azdı.

Fırıncının hilesi ortaya çıkmış, köylü dâvayı kazanmıştı.

KADDAFİ KİMDİ, BİLİYOR MUYDUNUZ?

Kaddafi’nin Ankara Kara Harp Okulu mezunu olduğunu,

Kıbrıs Barış Harekâtı’nda Amerika’ya kafa tutarak Türkiye’ye yardım ettiğini,

1970’lerdeki petrol krizi sırasında Türkiye`ye ucuz petrol veren tek lider olduğunu,

Amerikan ambargosunu yararak Türk Silâhlı Kuvvetleri’ne 25 tonluk roket ve 4 uçak dolusu askerî mühimmat hibe ettiğini,

Türkiye’ye gönderilecek malzemelerin uçaklara yüklenmesinde bizzat yardım ettiğini ve sırtında uçaklara malzeme taşıdığını,

Amerika ve İngiltere’nin Libya’daki tüm askerî üslerini kapattığını,

Kendi uçaklarındaki Libya bayraklarını çıkararak Türk Bayrağı takıp Kıbrıs’ın güneyinde Rum şehir ve limanlarını bombalayarak Türk çıkarmasına yardım ettiğini,

Libya’da evlerde kullanılan elektrik, su ve doğalgazın zorunlu ihtiyaç kapsamında bedava olduğunu,

Libya’da eğitim ve sağlık hizmetleri bedava olduğunu,

Libya devletinin tüm hastalara ilâcı hiçbir ücret talep etmeden verdiğini,

Benzinin litresinin 0.08 Euro, yani bir Libyalı’nın bir litre benzine ödediği paranın Türk lirasıyla yaklaşık 20 kuruş olduğunu,

Libya ulusal bankalarının faiz almadığını,

Libya vatandaşlarının hiçbir şekilde vergi vermediğini,

Libya’nın hem Afrika’da, hem de tüm dünyada en borçsuz ülke olduğunu,

Libya’da arabaların fabrika çıkış fiyatına satıldığını,

Nakliye bedellerini devletin karşıladığını,

Yurt dışında burslu okuyan öğrencilere Libya devletinin geri ödemesiz olarak aylık 1650 Euro burs verdiğini,

Libya’da tüm üniversite mezunlarının bir iş buluncaya kadar maaşa bağlandığını,

Libya’da evlenmek isteyen tüm çiftlere devletin 150 metrekarelik daire verdiğini,

Libya’da istisnasız olarak her ailenin ayda 300 Euro yardım aldığını,

Petrol gelirlerinin yüzde 90’ının Libya halkına gittiğini

B i l i y o r   m u y d u n u z ?

 

BAKIN, DOĞUDA GÖREV YAPAN BİR HANIM DOKTORUMUZ NE DİYOR?

Orada terör biter mi? Bunların alayı şerefsiz olmuş. Terör olmazsa bu itlerin çalışması lâzım. Kunnadıklarına bile devlet bakıyor.

Herkese ayda 150 TL çocuk parası (ki çocuk başına), çocuk ultrasonda görüldüğü andan itibaren de mama ve bez parası ödeniyor. Okula giden her çocuğa devlet harçlık veriyor, harçlık gecikince anneler okulu basıp çocukları okuldan almakla tehdit ediyor. O çocukların babaları ne yapıyor peki? Üzerlerinde üniformaları, ellerinde PKK bayrakları ile HDP mitingine gidiyor.

Herkese eksin, ya da ekmesin, toprak yardımı yapılıyor (ki zaten kimse ekmiyor ya). Bu yardımda sadece beyana bakıyorlar. Adam 5’i 50 yazdırabiliyor.

Van’da dağıtılan paraya bakınca Van Gölü bile tarım arazisine sayılsa az gelir. Her cuma kaymakamlık elden nakdî para dağıtıyor.

Buralarda tek vergi verenler devlet memurları…

—————————— 

ZAMAN TÜNELİ

60 YIL ÖNCE KIRŞEHİR      

Hazırlayan: DURSUN YASTIMAN      

Kaynak: KIRŞEHİR SESİ Gazetesi Bu köşede aktarılan haber, yazı ve ilânlar yazım kurallarına göre düzeltilerek ve üslûbuna dokunulmadan yayına hazırlanmaktadır.

 ———————————-

Göllü’de rasat balonu bulundu

Göllü nahiyesi civarına düşen rasat balonu köylüler tarafından bulunarak jandarmaya teslim edilmiştir. İçinde rasat âleti bulunan balon Kaymakamlık tarafından Meteoroloji Umum Müdürlüğü’ne gönderilecektir.

Hava rasadı için uçurulan bu balonların her nerede görülürse içindeki âletlere dokunulmadan olduğu gibi en yakın jandarma karakoluna teslim edilmesini sayın halkımızdan rica ederiz. 31 Mart 1956

Vali Hilmi Dağcıoğlu iyileşti

Birkaç günden beri rahatsız bulunan sayın Valimiz Hilmi Dağcıoğlu’nun iyileşerek vazifeye başladıklarını memnuniyetle haber aldık.

Muhterem Valimize geçmiş olsun deriz. 7 Nisan 1956

 Kadri Bilgin rahatsız

Asliye Ceza Hâkimimiz sayın Kadri Bilgin bir haftadan beri rahatsız bulunmmaktadır.

Geçmiş olsun der, âcil şifalar dileriz. 7 Nisan 1956

 Traktörden düşerek öldü

Sıdıklı Ortaoba köyünden Hamit Beyazıt tarafından sürülen traktörün vagonetine arkadan binmek isteyen Arif Kamalı isimli şahıs muvazenesini kaybederek yere düşmüş ve derhal ölmüştür.

Hâdise hakkında C. Müddeiumumîliğince tahkikata devam olunmaktadır. 7 Nisan 1956

 “Kılıçözü” gazetesi çıktı

Şehrimizde “Kılıçözü – Kırşehir” isimli haftalık bir gazete intişara başlamıştır.

İlk sayısı 2 Nisan Pazartesi günü çıkarılan “Kılıçözü” gazetesine başarılar dileriz. 7 Nisan 1956

Anadolu’nun Beklediği

Sorgu Hâkimi Süleyman Nazif Taner 7 Nisan 1956 tarihli gazetede “Anadolu’nun Beklediği”  başlıklı bir makale kaleme alarak orman sorununa eğilmiştir.

Hâkim Taner gazetenin ön sayfasının dörtte üçünü kaplayan makalesine şöyle başlamıştır:

“Yakıcı Ağustos güneşi altında Orta Anadolu bozkırlarını dolaşmanın ne demek olduğunu hepimiz az çok biliriz. En derin hücrelere kadar sinen ve tepeden kaynar su gibi dökülen sıcak varlığımızı eritecek bir kudret taşır. Başımızı serinletecek ağaç gölgesini arar, arar da bulamayız. Zaten bu uçsuz bucaksız diyarda rastlayabileceğimiz yeşillik dere kenarlarında görülen tek tük ihtiyar söğüt ve kavak ağaçlarıdır. Vatan topraklarının ancak % 15’ini kaplayan ormanlarımızın nisbeti buralarda âdeta hiçe iner ve kitaplarda okuduğumuz Avrupa memleketlerindeki orman nisbeti birer birer astronomikleşir. Finlandiya’da % 73, İsveç’te % 26, Rusya’da % 45, Almanya’da % 28 ne büyük nisbettir bunun yanında.

“Anadolumuzun tabiatın en güzel ziyneti ve insanın bütün iç hayatı, bütün şuuru, bütün itiyat ve inançlarının yuvası olan ormanlardan nasibi acaba neden bu kadar kıttır.”

Hâkim Süleyman Nazif Taner yazısını şöyle bağlamıştır:

“Anadolumuzun ormandan nasibi evet kıttır. Onu bollaştırmak, üzerinde yıllardır nimetlerinden yararlanarak yaşayan bizlerin elindedir. Sun’î ormanlar içerisinde serin ve temiz havayı teneffüs ederek iftiharla gezmek, geyik ve tavşan sürülerini tabiî parklarımızın hayat fışkıran topraklarından zevkle seyretmek uzun yıllar isteyen bir iş değildir. Yeter ki orman dâvamızı sen, ben değil, yedisinden yetmişine kadar bütün millet ele alıp tahakkuku için bir ananın çocuğuna gösterdiği ihtimamı gösterelim.

“Kahramanlar yatağı yurdumuz en az Amerika ve İngiltere kadar tabiî park ve sun’î ormanlarla süslenmeğe lâyıktır.

“Kolu kanadı kırılan asırlık bir çınar gibi semaya yükselen orman dâvasında aziz yurdumuz bizden bunu bekliyor.”

___________________________________________________________________

KIRŞEHİR SESİ / Haftalık Siyasî Gazete / Fiatı: 10 Kuruş / Sahibi: R. Esensoy / Yazı İşlerini İdare Eden: Avukat Vahit Esensoy / İdare Yeri: Atatürk Caddesi No. 68/2 – Kırşehir / Basıldığı Yer: Kırşehir Basımevi – Kırşehir / Abone Şartları: Seneliği 5 Lira – Altı Aylığı 250 Kuruş / İlân Tarifesi: Resmî ilânların santimi 3 liradır.

 



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .