ANALARIMIZ (*)

ANALARIMIZ (*)

15.06.2015

ANALARIMIZ (*) Av. Âdil G.Vahaboğlu Kırşehir’deki analarımız… Eli öpülesi kadınlarımız… Kırşehir’deki kadınlarımız Cumhuriyet kazanımlarına büyük destek ve omuz vermişlerdir. Ana, hayatın özü, yaratıcı gücü. İnsanoğlunun devamını sağlayan bir kaynak. Soyun, kuşakların aktarıcısı. Diyalektik bir neden. Tüm hayat onunla var. Onunla güzel. Onunla coşkulu, onunla tatlı. Sevecen, saygın, üstün ve görkemli. Bu nedenle olacak ki insanlığın […]

ANALARIMIZ (*)
Av. Âdil G.Vahaboğlu

Kırşehir’deki analarımız…
Eli öpülesi kadınlarımız…
Kırşehir’deki kadınlarımız Cumhuriyet kazanımlarına büyük destek ve omuz vermişlerdir.
Ana, hayatın özü, yaratıcı gücü. İnsanoğlunun devamını sağlayan bir kaynak. Soyun, kuşakların aktarıcısı. Diyalektik bir neden. Tüm hayat onunla var. Onunla güzel. Onunla coşkulu, onunla tatlı. Sevecen, saygın, üstün ve görkemli. Bu nedenle olacak ki insanlığın tüm öncü kişileri; din, siyaset, bilim, kültür, sanat, edebiyat adamları ana’yı yüceltmişlerdir. Daha doğrusu ana’nın yüceliğinde birleşmişlerdir. İnsanlığı yaratan bu odak noktayı bu merkez kuvveti kabul ve ifade etmişlerdir.
Atatürk, Türk kadınını tutsaklıktan kurtarmış hakkını teslim etmiştir. Onu başı dik, onurlu, kişilikli bir yaşama kavuşturmuştur. Alıp satılan, kovulan-itilen, kakılan, aşağılanan bir varlık olmaktan çıkarmış tüm insanlık haklarını vermiştir. Türk kadını, eğitim, bilim, sanat, politika, yönetim, denetim, analık… gibi haklarına Atatürk sayesinde kavuşmuştur. Bu bakımdan ”ANALAR GÜNÜNÜ” büyük bir devrim sürecinin genel boyutunda değerlendirmek isabetli olacaktır. ”Ey Kahraman Türk Kadını! Sen yerde sürüklenmeye değil ,omuzlar üzerinde göklere yükselmeye lâyıksın!”diyen Atatürk,kadınlarımızın yücelik ve yüksekliğini vurgulamıştır.
”Türk kadını, dünyanın en aydın,en faziletli,en ağır kadını olmalıdır.Ağır sıklette değil, ahlâkta, erdemde ağır, vakur kadın olmalıdır. Türk kadınının görevi; Türk’ü düşüncesiyle, bazusuyla, azmiyle muhafaza ve müdafaaya kadir kuşaklar yetiştirmektir. Milletin menbaı, sosyal hayatın esası olan kadın, ancak faziletkâr olursa görevini ifa edebilir. Herhalde kadın,çok yüksek olmalıdır. Burda fikrin merhum’un cümlece malum olan bir sözünü hatırlatırım:
“Elbet sefil olursa kadın, alçalır beşer.”(1)
Napolyon da buna benzer bir ifadeyle: ”Kadının iffetli, erkeğin cesur olması lâzımdır” cümlesiyle düşüncesini ifade etmiştir. Ancak bu söz, bugün geçerliliğini bir bakıma kaybetmiştir.Noksan kalmıştır.Erkeğin de iffetli olması lazımdır. Kadının da cesur olması artık zorunluluktur. Cesaret ve iffet, artık insan olan herkesin ortak erdemidir. İffetsiz cesaret, toplumu felakete sürükler. Cesaretsiz iffet ise savunmasız kalır. Zavallılıktan kurtulamaz.Bu nedenle olmalı ki büyük şair Tevfik Fikret: ”Kızlarını okutmayan millet, oğullarını manevi öksüzlüğe mahkûm etmiş sayılır, hüsranına ağlasın! Veciz sözüyle insan sorununu bir bütün olarak ele alarak Hacı Bektaş Veli’ye yaklaşır: Bir elmanın yarısı erkekse yarısı da kadındır.”(2)
Ziya Gökalp,”Türkçülüğün Esasları” adlı altın kitabıyla Türk Rönesansına ışık tutan, yol gösteren büyük düşünür-sosyolog da ”Aile” adlı şiirinde ne diyor:
Bir kadın var ki, ya annem, ya kardeşim, ya kızım
Odur bende en mukaddes duyguları yaşatan…
Bir diğeri sevgilim ki, günüm, ayım,yıldızım,
Odur bana hayattaki şiirleri anlatan…
Bu mahlûklar nasıl hakîr olur şer’in gözünde ?..
Bir yanlışlık var mutlaka müfessirin sözünde…
…. Ailedir bu memleketin,bu devletin esası,
Kadın tamam olmadıkça eksik kalır bu hayat…(3)
Ziya Gökalp’e göre kadınsız hayat noksandır. Kadın, eğitim, ticaret, sanat, politika, kültür, bilim, ekonomi… bakımından ”tamam” olmalıdır. Milletin ve devletin esası olan ailenin direği kadın’dır. Bu bakımdan kadın, şeriatın dilinde neden aşağılansın? Düşünür Gökalp, İslâmiyetin ulusallaşmasından yanadır. Gerçekten de İslâm, ulusallaştıkça güzelleşmiştir. Türkler İslâmiyeti kendi bünyelerine göre rasyonalize ederek yeni bir uygarlık kurmuşlardır.
Kuvâyi Milliye Destanı’nın ölümsüz şairi Nazım Hikmet, Türk kadınını çok güzel bir şekilde anlatmıştır.Çarpıcı ve destansı bir üslûpla:
…Ve kadınlar/ Birbirinden gizleyerek/Bakıyorlardı ayın altında/Geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine ../Ve kadınlar/ Bizim kadınlarımız;/Korkunç ve mübarek elleri,/ince küçük çeneleri,kocaman gözleriyle/Anamız, avradımız, yârimiz/ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen/ ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen /ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız/ve ekinde,tütünde ,odunda ve pazardaki/ve kara sapana koşulan/ve ağıllarda /ışıltısında yere saplı bıçakların/oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan kadınlar/
Bizim kadınlarımız…(4)
Şair, bu dizelerde Türk kadınının Kurtuluş Savaşı’mızdaki Kahramanlığını, sosyal ve aile hayatımızdaki yeriyle birlikte vurgulamıştır.Cefada ve ıstırapta anımsanan kadın, mutlulukta, esenlikte de anımsanmalıdır.Hayat onunla güzeldir.Hayat, onunla bütünleşir.
Kadını, Arap’ın çuvalına sokup, tutsak edip, sonra da ”senin özgürlüğün budur” diyen kara yobaz,bu ulusun tarihi yeniden ve bir çok kez okumalıdır. Onun aslında bu zihniyetle Türk Milleti adına konuşmaya hakkı da yoktur. Özgürlük, daha güzele, daha iyiye gitmektir.Osmanlı’nın hoşgörüsüne dahi ulaşamayan bu odun kafalı adamların Mehmet Akif’ten de alacakları dersler var:
Üç sınıf halka içim parçalanır, hem de ne kadar!
İhtiyarlar, karılar, bir de küçükler; bunlar,
Merhamet görmeli, yüz görmeli insanlardan;
Yoksa insanlığı bilmem nası anlar, insan?
…….
Sade Garbın yalnız ilmine dönsün yüzünüz,
O çocuklarla beraber gece-gündüz didinin;
Giden üç yüz senelik ilmi tez elden edinin
……….
Atatürk de zaten Batı uygarlığını bu anlamda örnek göstermiştir:Bilim,sanat,yaratıcı yöntem,teknik-teknoloji.Şimdi cahil ve din tüccarlığını marifet sanan yobaz politikacı kökten kökten bir batı reddiyesi yaparak cahilliğini veya istismarcılığını kanıtlamış olmuyor mu? Bunların suratına gene Mehmet Akif iki dizeyle şamar atıyor: Coşkun koca bir sel gibi, daim, beşerriyet, Müstakbele koşmakta verip seyrine şiddet.(6)
Kadınlarımızı şeriat tutsaklığına sokmakla hangi uygarlık yarışını kazanabiliriz? Çarşafa sokulup, şeriat tutsaklığına mahkûm edilen kızlarımız,kadınlarımız genelde kültür seviyesi düşük,ekonomik bakımdan zayıf olan çevrelerden çıkıyor. Neden Din baronları, Din tacirleri bunları kullanıyorlar da ondan!Siyasi emelleri için.Oy potansiyeli yaratmak için.
Tüm kadınlarımızın eğitim olanaklarından yararlanarak,demokrasiye bilinçle katılmaları, iş, aş, ekmek sahibi olmaları, onurlu, başı dik, yaşamları, sosyal güvenliğe kavuşmaları.. dileğimizle…
Gel kardeşim, annen sana muhtaç;ona koşmak…
Koşmak ona, kurtarmak o bibahtı vazifen.
Karşında göğüs bağır açık, ölgün yatıyor bak;
Onsuz yaşamaktansa beraber ölüş ehven!…
Gerçek analarımız kadın vatan anaya koşmak ve onun yararını, çıkarını üstün tutmak da analarımızı ve kızlarımızı kurtarmak anlamına gelecektir. Fikret’in bu dörtlüğünün anlamına her zamanki kadar muhtacız.
Cahit Sıtkı Tarancı ana sevgisini bütün insanların ruhunda duyar gibidir.Kendi sevgisini bütün insanlara teslim eder.Gözyaşı ve ana sevgisi arasındaki mutlak ilişkiyi kurar.Gurbet’i ana, anayı gurbet bilir.”Anacığının dizlerine başını koyup bütün insanların yerine ağlaması ne kadar içten ve liriktir:
Bir gün sılaya geldiğimde,/Bir şeyler sezersen halimde,
Hiç şaşmayacaksın anacığım/Başımı koyup dizlerine,/Uzun uzun ağlayacağım /Bütün insanların yerine.(8)
Ahmet Kutsi Tecer, ANNELER şiirinde bu derin ve içten sevgiyi dile getirir. Dokuz dizede özetler bu büyük ve köklü sevgiyi. Hem de bir anlam itibariyle bir roman gibi:
Dal bir gün dedi ki tomurcuğuna:
-Tenimde bir yara işler gibisin
Titrerim rüzgârlar keder vermesin
Anneler beşikte der çocuğuna:
-Acını görmesin gözüm âlemde
Teselli demeksin bana son demde
Bütün ümitleriyel alır gider
-Tomurcuk açılırsel alır gider
Anneler büyütür el alır gider…(9)
(1)Atatürk,Ekim.1925,Söylev ve Demeçler cilt:2.
(2)Hacı Bektaş Veli-lâik Ulusal kültür-Adil G.Vahaboğlu,1987
(3)Ziya Gökalp,Yeni Hayat,1943
(4)Nazım Hikmet,Kuvayi Milliye Destanı,1968.
(5)Mehmet Akif ve Cemiyetimiz,Doç.Dr.Faruk K.Timurtaş,1962.
(6)AGY.aynı yazar.
(7)Tevfik Fikret,Millet Şarkısı,Rübâ-ı Şikeste,1962.
(8)Cahit Sıtkı Tarancı,Bütün Şiirleri ,Hz.Asım Bezirci,1983.
(9)Ahmet Kutsi Tecer,Kişiliği, Sanat anlayışı ve Tüm Şiirleri,Hz.Vecihi Timuroğlu,1980.

(x)Yazarın ”Edebiyat Penceresi” adlı eserinden



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .