ALFABEMİZE ‘Ş’ HARFİNİ CEVAT HAKKI KAZANDIRDI – TAŞKIN’IN ANILARI (6)

ALFABEMİZE ‘Ş’ HARFİNİ CEVAT HAKKI KAZANDIRDI – TAŞKIN’IN ANILARI (6)

04.01.2016

Yaşları 18-20’den aşağı olanlar Kırşehir kültürüne hizmet etmiş Cevat Hakkı Tarım’ı, Ömer Aydın Genç’i, Arif Gönendik’i, Ziya Kılıçözlü’yü, Şükrü Afşin’i ve daha birçok kalem erbabını bilmezler. Çoktan sonsuzluk âlemine göçmüş olan onların adlarına ancak gazete ve dergi sayfalarını karıştırırken, ya da Kırşehir’le ilgili araştırma yaparken rastlayabilirsiniz. Bunlardan Arif Gönendik hoca “Kırşehir Vilâyet Gazetesi”nden sonra çıkardığım […]

Yaşları 18-20’den aşağı olanlar Kırşehir kültürüne hizmet etmiş Cevat Hakkı Tarım’ı, Ömer Aydın Genç’i, Arif Gönendik’i, Ziya Kılıçözlü’yü, Şükrü Afşin’i ve daha birçok kalem erbabını bilmezler. Çoktan sonsuzluk âlemine göçmüş olan onların adlarına ancak gazete ve dergi sayfalarını karıştırırken, ya da Kırşehir’le ilgili araştırma yaparken rastlayabilirsiniz.
Bunlardan Arif Gönendik hoca “Kırşehir Vilâyet Gazetesi”nden sonra çıkardığım gazetelerde yazıları ve anılarıyla yer almış inkılâpçı kalemlerden biriydi.
Yaşama veda etmesinden az önce kaleme aldığı anılarını ileride okuyacağınız Arif Gönendik gazetemde yayınlanması için gönderdiği bir anısında inkılâp tarihimize geçecek bir gerçeği gün yüzüne çıkarmıştı. 1928 yılında gerçekleştirilen harf inkılâbıyla kullanmaya başladığımız bu günkü alfabemize “ş” harfinin kazandırılmasının Doğu Anadolu gezisinden Ankara’ya trenle dönerken kendisini Kırşehir’e davet etmek üzere Yerköy’e giden Kırşehir heyetinden “Kırşehir” gazetesi başyazarı Cevat Hakkı beyin Mustafa Kemal’e önerisiyle gerçekleştiğini biliyor muydunuz?
Birinci Meclis Kırşehir mebuslarından Müfit Hoca (Kurutluoğlu)’nın kızkardeşi Nesibe Hanım’la evli olan Arif Gönendik 24 Nisan 1973 tarihini taşıyan “Başöğretmen Atatürk Yerköy’de Bizi İmtihan Etmişti” başlıklı tarihî belge niteliğindeki yazısında tanık olduğu yeni alfabemizin ilk taslağında “ch” şeklindeki harfin yerine “s”nin altına bir çengel eklenerek “ş” harfinin konulması olayını şöyle anlatmıştı:

KIRŞEHİR HEYETİ ATA’YI YERKÖY’DE KARŞILAMIŞTI

Yıl 1928… Harf inkılâbı yapılmıştı. Ben de o yılı izleyen Haziran ayında Orta Muallim Mektebi edebiyat şubesinden mezun olmuş, Kırşehir Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine atanmıştım. Bütün bir ulus harf inkılâbı seferberliğine girmiş, öğretmen, aydın ve memur bu seferberliğin ilk öncüleri sıfatiyle açılan kurslarda kadın-erkek vatandaşlara öğretmenlik yapıyorlardı. Ankara’dan Halkevleri’ne, Millî Eğitim müdürlüklerine, her dereceli okullara yeni harflerle basılmış broşürler, fasiküller geliyor, sonradan “Ulus” adını alacak olan Hâkimiyet-i Millîye gazetesinin baş sayfası yeni harflerle yayın yapıyordu.
Mustafa Kemal’in Doğu Anadolu’da geziye çıktığını ajanstan öğrenmiştik. Aradan kısa bir süre geçtikten sonra Kayseri’den trenle Ankara’ya dönmek üzere olduğu haberi Kırşehir’e yayılmıştı. 1919 yılından beri aziz Atasının çevresinde kenetlenmiş olan Kırşehirliler’in ileri gelenleri kendilerini Yerköy istasyonunda karşılama ve Kırşehir’e davet etme teşebbüsüne geçmiş, başta Ömer Aydın (Genç) hocamız, Cevat Hakkı (Tarım) ve müfettiş Ramiz beylerden kurulu tertip heyeti öğretmen olan eşimle beni de kafileye almak lütfunda bulunmuşlardı.
Hareketimizden önce eşim “Arif, tebeşir al, lâzım olur” uyarısına uyarak cebime iki tebeşir koymuştum. Hatırladığıma göre iki otobüsle Yerköy’e gitmiştik. Bizden evvel bir hayli Yozgatlı öğretmen, gazeteci ve gençler de gelmişlerdi. Saatlerce büyük kurtarıcımızı sabırsızlıkla bekledik. Gecenin ilerlemiş saatlerinde trenin çok uzaklardan duyulan sesi kulaklarımızda çınlamağa başlamış, topluluğu bir heyecan kasırgası sarmıştı.

ATA KIRŞEHİR HEYETİNİ İMTİHAN EDİYOR

Ağır ağır istasyona yaklaşan trenin penceresinden taşarak zifirî karanlığı aydınlatan bir ışık huzmesi, hayır hayır, bir güneş gözlerimizi kamaştırmıştı. Birbirine giren kalabalık elektrik akımına tutulmuşçasına sarsılıyor, puflayan lokomotifi kucaklamak istiyordu. “Yaşa! Varol!” ses dalgaları arasında vakur adımlarla kalabalığı yararak istasyonun bekleme salonuna ilerleyen büyük insan tek kelime konuşmuyordu. Etrafını çepeçevre kuşatan topluluğa ilk seslenmesi “Tahtadaki ilân kâğıtlarını kaldırın” oldu hemen tebeşir istedi. Tahta başına çağırdığı hocam Ömer Aydın beye cebimdeki tebeşiri vermişti. Sivas Kongresi’nden Ankara’ya giderken Kırşehir’de konaklayan Atamız geceki fener alayında konuşan Ömer Aydın beyi tanıyordu. Namık Kemal’in meşhur “Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini / Yok mudur kurtaracak baht-ı kara mâderini” beytini ateşli hitabesi arasında okuyan Ömer Aydın hocamız “Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini / Bulunur kurtaracak baht-ı kara mâderini” diye karşılık verdiği için de olmalı ki Ömer Aydın beyi tanımıştı.

CEVAT HAKKI’NIN “CH” YERİNE “Ş” TEKLİFİNİ ATA OLUMLU BULDU

Aradan 45 yıl geçti. (Arif Gönendik bu yazıyı 1973’te kaleme almıştı.) Yazdırdığı kelime ve cümleleri pek hatırlamıyorum. Meşhur kelâmdır: “Hâfıza-i beşer nisyan ile malûldür.”
Unutmadığım ve ömrümün sonuna kadar unutamayacağım şu sözler Atama ait diğer anılarımla benimle mezara kadar dipdiri yaşayacaktır. Ömer Aydın hocam bir cümlede terkipten söz etmişti. Ata birden hiddetlendi, “Bırakın şu Arapça kaidelerini. Bizim bütün çabalarımız Türkçemizi bu Arapçanın kaidelerinden kurtarmaktır” sözü salonda derin bir sessizlik yaratmıştı. Bu arada Yozgatlı il gazetesi başyazarı Avni Bey’i tahtaya çekti. Bu günkü gibi hatırlıyorum, Avni Bey belki heyecanından olacak, kelime ve cümleleri pek doğru yazamamıştı. Ata bunun üzerine “Yozgatlılar, Kırşehirliler sizden daha çok çalışmışlar” diye de bizlere iltifatta bulunmuşlardı.
O tarihlerde tek parti Halk Fırkası idi. Bu partinin genel sekreteri de Saffet Arıkan’dı. Saffet Bey yanlarında taşıdıkları yeni harflerle basılmış broşürleri birer birer dağıttı. Bizim gruptan, Yozgatlılar’dan rastgele kimselere okutuyor, yapılan hataları bir öğretmen titizliği ve ciddîyetiyle sıkılmadan düzeltiyor, bundan da başarılı bir öğretmenin duyduğu hazzı duymanın bahtiyarlığına eriyordu.
Harf inkılâbının yapıldığı tarihlerde Hâkimiyet-i Millîye’nin baş sayfası yeni harflerle yayın yapıyordu. Cevat Hakkı bey “Paşam, Hâkimiyet-i Millîye’nin bütün sayfaları yeni harflerle yayın yaparsa halka daha da kolaylık yapılmış olacak” teklifini yerinde bulan büyük kurtarıcı “Saffet, not et” emrini verdi. Bundan cesaret alan Cevat Hakkı bey ikinci bir istekte bulundu. “Paşam, halkımız ‘ch’ harflerini birleştirerek ‘ş’ okumakta güçlük çekiyor. ‘s’ harfine sedil işareti (,) konulmak suretiyle ‘ş’ harfi olarak yazılırsa kolaylık olur kanaatindeyim” demişti.
Bu isteği de akla yakın bulan aziz Atamız “Saffet, bunu da not et” emrini vermişti.
Saatler ne çabuk geçmişti. Tan yeri ağarmağa başlamıştı.

GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ…

Av. AHMET ŞÜKRÜ TAŞKIN’IN ANILARI (6)

YİNE YAYA OLARAK KIRŞEHİR’E DÖNDÜĞÜMDE ANAMLA BABAM DERİN “OH!” ÇEKTİLER

Keklikali köyünü de Allah’a şükürler olsun köpeklerle karşılaşmadan geçtim. Arabın köyü, Demirli köyü de arkada kaldı, tam Göllü yokuşunu tırmanırken arkamdan çift atlı bir araba yetişti. Arabayı bir kadın sürüyordu. Kadın “Kardeş, nereye?” diye sorunca “Kırşehir’e” dedim. Kadın arabayı durdurup “Bin” işaretini verdi. Bu benim için lütfun ötesinde bir nimetti. Arabanın arkasından yorgunluktan güç tırmandım. Kadını ilk gördüğümde yaşlı biri sanmıştım. Ancak yine kadının işareti üzerine yanına yaklaşınca baktım ki daha yirmibeş yaşlarında. Ama yokluk içinde çökmüştü. Alt dudağı yalama olduğu için üzerine ince bir kâğıt yapıştırmıştı ve onun için de dudaklar birbirine değdirilerek çıkacak B, F, M, P gibi harfleri hiç kullanmamaya çalışıyordu. Zira bu harfler çıkarken dudağındaki kâğıt kalkacak ve dudak kanama yapacaktı. (Yalama her halde vitamin yokluğu ve gıdasızlık ile güneş kavruğundan o devirde hemen herkeste görülen bir cilt hastalığı idi. Krem bilinmezdi, ya da herkesin krem almaya gücü yetmezdi.) Namaz kılar gibi iki dizi üzerine oturmuştu, topukları arkadan bana yönelikti. Topukları derin derin çatlamış, tırnakları bir hayli uzamış, tabanı nasırlaşmıştı. Türkçeyi iyi bilmiyordu. Edepli ve soylu bir Kürt kadını olduğu her hareketinden belli idi.
Aslen Külhüyüklü imiş. Kocası askerde olduğu için iki çocuk ve bir de yaşlı kayınbabası ile köyde kalmış. Kırşehir’i hiç görmemiş. Çiçekdağı’nın Mahzenli köyüne gelin gitmişse de Külhüyük’teki babadan kalma bir parça tarlasını dayısı ektiği için hissesine düşen mahsulü getirmeye gidermiş.
Benim Yozgat’ta lisede okuduğumu öğrenince birden dönüp “Zabit mi olacaksın?” dedi. Sanki beni saygıdeğer görerek kendine daha saygılı bir gelin tavrı vermeye çalışıyordu. Boztepe-Külhüyük yol ayrımına gelince utana utana “Yolumuz ayrılacak” dedi.
Ayaklarım uyuşmuş ve soğumuş olduğu için tekrar yola düşmek bana bir hayli azap verdi. Bugün motorlu araçla beş dakika bile sürmeyen Boztepe-Karacaören gediğini (boğazını) o yorgunlukla yalınayak geçmesinin acısını benden sorun.

YOLDA ALDIĞIM TAYINLAR ANAMLA BABAMA DA YETTİ

Kervansaray’ın güney yüzüne geçince Kırşehir’in manzarası görülmeye değerdi doğrusu. Akbayır’ın üstünden güneş batmak üzere idi. Kızılırmak kıvrılarak nasıl da akıyordu! Toklumenli Âşık Sait’in dediği gibi “Kılıçözü çayır çimen içinde” idi. Ama ben bu zevkli doğa harikası görüntüyü seyredecek halde olmadığım için bunun zevkine varamadan son bir gayretle kendi kendime “Yola devam Şükrü” demek zorunda kaldım.
Dört gün önce büyük bir potansiyalle ayrıldığım Dinekbağı’ndaki evimize âdeta sürünürcesine döndüğümde babam odanın içinde ayakta ellerini oğuşturarak gezeliyor ve “Acaba köpekler mi parçaladı? Yoksa şimdiye kadar gelmesi gerekirdi!” diye sızlanıyor, üvey annem de “Ha mektebi bataydı! Sanki okumasa aç mı kalacak?” diye yakınıyordu. Bunları ben merdiveni sürünerek çıkarken duydum. Odaya girince herkes derin ve hüzünlü bir nefes alarak rahatladı. Ben ise hiçbir şey söylemeden kendimi tahta sedirin üzerine attım. Bir süre benim böyle yatışımı gözledikten sonra sınıfı geçtiğim haberini vermem üzerine yine derinden bir “Oh!” nefesi aldıklarını hissettim.
Tekrar bir sessizlik başladı. Az sonra üvey annem “Şükrü, kurban olurum. Karnın açtır her halde… Ya vallahi hiçbir şey yok. Biz de bir şey yemedik” dedi. Ben de “Yok, aç değilim. Eee, azık torbasının içinde dün Yozgat’ta askerlerden aldığım beş tayından üçü duruyor, ikisini yolda ben yedim” deyince onların torbadan çıkardıkları o tayınları iştahla nasıl yediklerini siz tasavvur edin.
Eveeet… Anılarıma başlarken de açıklamıştım. Ne kimseye kendime acındırmak, ne de övünmek gibi bir niyetim olamaz. Benim tahsil hayatım hep böyle yokluklar içinde geçmiştir. Şunu da açıklamadan kendimi alamayacağım. Sakın bu ailevî halimize bakıp da bizi mahallenin en fukara bir ailesi sanmayın. Zira bizim bu halimize en azından imrenen onbeş-yirmi aile vardı. Ancak bu şartlar içinde çocuğunu değil lisede, tek çocuğunu ilkokulda bile okutamayan, ya da benim gibi okutan aileler bulunuyordu. Memleket perişandı, vatan perişandı.
Şimdi o günleri anımsadıkça kendi kendime “Vah Şükrü, vah!” diye söylenerek içimi çekerim.

Kırşehir
Kardeşliktir.
“Bize gidelim”dir.
“Bizde yiyelim”dir.
“Bizde kalalım”dır.
“Bende para var, sen gel”dir.
Beraber dayak yiyip kahkahalarla seneler boyu hatırlamaktır.
Sevgidir Kırşehir…
İzmirli, İstanbullu, Antalyalı gibi denizi, boğazı için değil,
sebepsiz yere sevmektir Kırşehir,
tıpkı annenizi sever gibi, karşılık beklemeden…
Annelerin oğullarını gönderirken “Dikkatli ol oğlum!” değil de
“Kimseye bulaşma oğlum!” dediği yerdir.
İçindeki Anadolu hamurunu kaybetmeyen tek yerdir.



YORUMLAR

Toplam 2 yorum bulunmaktadır.

Meliha Kalaycioğlu

Dursun abi ,kendimi tanıtayım ,,ben emekli Almanca öğretmeniyim ,Osman Seyfelinin kızıyım Ankarada oturuyoruz yazını okudum.Kırşehir in geçmişi ile ilgili yazını okudum. Bunlar hiç duymadığımız olaylar Bu konuda bana önereceğin kitap var mı teşekkürler ederim iyi akşamlar .

05.01.2016, 21:31
Yilmaz Kahraman

Sevgili Dursun Abi. Ilk önce yillar sonra sizi buldugum icin cok sevincliyim inanin tesadufen gördüm ve bundan sonra da yazilarinizi zevkle takip edecegim. Insallah kisada sürede görüsmek dilegiyle. Viyanadan selam ve saygilarimla eski elemaniniz Yilmaz Kahraman.

10.01.2016, 20:19

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .