AİDS’e karşı korunmasız değilsiniz!

AİDS’e karşı korunmasız değilsiniz!

31.01.2015

Dr. Ayşe Ayaydın: “Hastalıktan korkmamamız ve bu hastalarla beraber yaşadığımızı bilmemiz, sadece farkında olmamız gerekiyor”

İlk defa 1981 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde ve Haiti’den gelen göçmenlerde tanımlanan ve Acquired Immuno Deficiency Syndrome-Kazanılmış Bağışıklık Yetmezlik Sendromu adı verilen AIDS ile ilgili bilgiler veren Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Kronik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Ayşe Ayaydın, hastalığa karşı korunmasız olunmadığını belirtti.

Özellikle korunmasız cinsel ilişkiye dikkat çekerek, tek eşlilik vurgusu yapan Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Kronik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Ayşe Ayaydın, AİDS’in dünyada 35 milyon insanı tehdit ettiğini, Türkiye’de ise 202 yılında binli rakamlara ulaştığını açıkladı.
Türkiye’de 40-49 yaş arasında ve erkeklerde daha fazla görüldüğünü açıklayan Dr. Ayşe Ayaydın, AİDS’in tarihi gelişimi, korunma yöntemleri ve tedavisine ilişkin şu bilgileri verdi:
“İlk defa 1981 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde bir grup homoseksüel erkekte ve Haiti’den gelen göçmenlerde rastlanan, çok nadir görülen, bazı hastalıkların bir grup hastada bulunması üzerine yeni bir hastalık olduğu düşünülen AİDS ile ilgili 2 sene boyunca çalışmalar yapılmış. Sonrasında bu hastalığın immun sistemi baskıladığı ve ölümlere sebep olduğu, hastalıkların bulunmasına rağmen tedavi edilemediği anlaşılmış ve sonradan kazanılan Kazanılmış Manüel Yetmezlik Sendromu ismi verilmiştir. Kısaca AİDS deniliyor.
“İki senelik çalışmalardan sonra bu hastalıklara sebep olan virüs tespit edilmiş, buna da İnsan İmmun Yetmezliği Sendromu Virüsü denmiş. Kısaca HIV diyoruz.
“Çağın vebası olarak nitelendiriliyor. Çünkü henüz tam olarak yüzde 100 başarılı bir tedavisi yok. Fakat antiretroviral denilen ilaçlarla yaşam kalitesi daha iyileştirilmiş ve ömür uzatılmıştır. Ancak bebekleri, çocukları, kadın-erkek, yaşlı-genç fark etmeden tehdit eden bir hastalıktır. Burada en önemli şey önlenebilir bir hastalık olmasıdır.
“1981 yılından bu tarafa dünyada 35 milyon insanı tehdit eden bir hastalık olmakta. Türkiye’de ise ilk defa 1985 yılında bu vakalar görüldü. 2000’li yıllara kadar 100 civarında hasta varken, 2005’te 250’lileri buluyor. 2012’de ise binli rakamlara ulaşıyor.
“Hasta HIV ile temas ettikten sonra 8-10 yıl bulgusuz ve belirtisiz olarak hayatını yaşayabiliyor. Bu yüzden cinsel yolla bulaşan hastalıklarda hastaneye başvuru biraz daha geç olabiliyor toplum baskısı nedeniyle. 8-10 yıl bulgu ve belirtisiz olması da bulaş imkanını arttırıyor. Türkiye’deki vakalara baktığımızda şu an 6 bin 802 kişi ve bunların bin 96 tanesi tedavi edilmesi zor olan hastalıklar grubunda, yani AİDS durumunda. Onun dışında 8-10 yıl boyunca bu virüsü taşıyıp, bulgu vermeden veya tedavi edilmesine şu an için gerek olmayan grup ise 5 bin 700 kişi civarında. Yaşlara baktığımızda Türkiye’de 40-49 yaş arasında ve erkeklerde daha fazla görülüyor.

AİDS Dr. Ayşe Ayaydın copy
“Dünyada ilk çıktığında homoseksüel erkeklerde ve bazı göçmenlerde çıkmıştı ve bunu homoseksüel hastalığı olarak düşünmüştü tüm dünya. Fakat heteroseksüel temasla da eşlere bulaştıktan sonra ve anneden bebeğe doğum esnasında da bulaşma görüldükten sonra dünya için daha önemli bir hastalık haline geldi. Aşı çalışmaları devam etmekte. Fakat henüz AİDS’ten koruyan, yüzde 100 bir aşımız yok. Yüzde 100 bunu vücuttan temizleyen bir tedavimiz de yok.
“Öncelikle insandan insana bulaşma yolu en sık korunmasız cinsel temasla oluyor. En az yüzde 46’sı bu şekilde. İkinci olarak kan yoluyla bulaşıyor. Yani kan ve kan ürünleri, organ transplantasyonu, doku transplantasyonu, sperm ile bile başkasına bulaşabiliyor. Kan transvizyonunun yoğun olarak yapıldığı hemofili hastaları, sürekli kan ihtiyacı olan hastalar daha yüksek risklidir. Sterilize edilmemiş iğne, enjektör, tıbbi aletler, derici, kesici herhangi başkanın aleti ile kanla bulaşıyor. Yurtdışında damar içi uyuşturucu bağımlılarının birbirleriyle enjektör alışverişleri olduğundan yurtdışında bu şekilde bulaş çok daha fazla. Hatta bazı ülkeler steril enjektör dağıtıyor uyuşturucu bağımlılarına. Ayrıca prinatol yol dediğimiz anneden bebeğine bulaş var.
“Bu bulaşma yollarını bildiğimiz zaman korunulabilir bir hastalık olduğunu söyledik. Eğer tek eşlilik tercih edilirse, sağlıklı bir cinsel hayat tercih edilirse bulaşma imkanı olmuyor. Cinsel yolla bulaşa karşı özellikle gençlerin bilgilendirilmesi gerekiyor. Şüpheli cinsel temasla sadece AİDS hastalığı bulaşmadığı, bunun dışında frengi, bel soğukluğu, genital siğil, Hepatit B, Hepatit C gibi aynı yollarla bulaştığı bilinirse korunmasız cinsel temastan uzak durulması gerektiği anlaşılıyor. Kan ve kan ürünlerine karşı ise 1985 yılından beri insandan insana kan ve kan ürünleri verilmeden önce HIV yönünden tarama başlatılmıştır. Ülkemizde de 1987’den beri kan transvizyonundan önce bu tip testler, Hepatit B, Hepatit C, sifilist testi ve AİDS testi mutlaka kan transvizyonu öncesinden yapılmaktadır. Damar içi madde kullanımı alışkanlığı ülkemizde çok fazla olmamasına rağmen ortak enjektör kullanımını engellemek gerekir. Ancak bu şekilde korunmaya çalışıyoruz.
“Anneden bebeğe geçiş için korunmada eğer kadın HIV pozitif ise doğum kontrol yöntemleri öğretilmeli, buna rağmen gebe kalan HIV pozitif annelerde bebek HIV alabileceği için bazı ülkeler kürtaj yapılmasını önermekte ve kabul etmekteler. Buna rağmen anne bebeği doğurmakta kararlı ise anneye ve doğumdan hemen sonra bebeğe başlanmak üzere antivetroviral ilaçlar verilerek bulaş engellenebilmekte. Anne sütüyle virüs bulaşabileceğinden HIV pozitif annenin bebeğini emzirmesi önerilmemekte. Sağlık personelinin hastaların standart önlemlere uyularak mutlaka tedavi edilmesi veya temas edilmesi gerekir. Her hastaya sanki HIV pozitifmiş, Hepatit B pozitifmiş, Hepatit C pozitifmiş gibi temas etmek gerekir. Çünkü dışarıdan bakmakla kimde ne hastalık olduğu bilinmez.
“Bu hastalığın tanısını biz serolojik testler dediğimiz kan tahlilleriyle koyabiliyoruz. Sağlık personeli olarak tüm girişimsel işlemlerden önce mutlaka eldiven kullanıyoruz, işlem bittikten sonra eldiveni çıkararak el hijyenimizi sağlıyoruz. Hastanın kanı veya vücut sıvılarıyla bulaş olduysa mutlaka su ve sabunla ellerimizi yıkıyoruz. Eldivensiz temas etmiyoruz. İğne batmalarını engellemek için iğnelerinin kapaklarını birbirine kapatmaya çalışmıyoruz. Vücudumuza sıçrama imkanı olabilecek bir durumda ağız, burun, göz gibi sıçrama olabilecek ve mukozal bütünlüğümüzün bozuk olabileceği yerlerimizi kapatmamız gerekiyor. Maske, yüz koruyucu siperlik veya gözlük takmamız gerekiyor. Diğer vücut yüzeyleriyle bulaşmayı önlemek için de koruyucu önlük giymemiz gerekiyor.
“Bu hastalıktan korkmamamız ve bu hastalarla beraber yaşadığımızı bilmemiz, sadece farkında olmamız gerekiyor. Şüpheli cinsel temastan uzak durmamız gerekiyor. İlk cinsel ilişki yanının ertelenmesi, eğer ertelenemiyorsa eşinize sadık kalınması, sadık kalamıyorsanız da prezervatif kullanılması öneriliyor. Bu hastalığın farkındayız, bu hastaların yanındayız. Bu hastalarla beraber yaşıyoruz ve korunulabileceğini biliyoruz gibi sloganlarla farkındalık yaratılıyor.”



YORUMLAR

Toplam 1 yorum bulunmaktadır.

kadirertas

keymen Hastanrsi

11.02.2019, 12:30

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .