Adnan Menderes, 27 Mayıs ve Kırşehir

Adnan Menderes, 27 Mayıs ve Kırşehir

03.06.2015

OLAYLAR ve GERÇEKLER Adnan Menderes, 27 Mayıs ve Kırşehir Mayıs sonlarında okumanız gereken bu yazıyı aynı günlerde hayata veda eden Kırşehir’in yakın siyasî tarihine damgasını vurmuş politikacılarımızdan Mustafa Aksoy’a öncelik verdiğimizden biraz gecikerek sunmak zorunda kaldık. Geride bıraktığımız Mayıs ayı Türkiye’nin demokrasi tarihinde dönüm noktası olan iki önemli olaya sahne olmuş bir aydır. 27 yıllık […]

OLAYLAR ve GERÇEKLER

Adnan Menderes, 27 Mayıs ve Kırşehir

Mayıs sonlarında okumanız gereken bu yazıyı aynı günlerde hayata veda eden Kırşehir’in yakın siyasî tarihine damgasını vurmuş politikacılarımızdan Mustafa Aksoy’a öncelik verdiğimizden biraz gecikerek sunmak zorunda kaldık.
Geride bıraktığımız Mayıs ayı Türkiye’nin demokrasi tarihinde dönüm noktası olan iki önemli olaya sahne olmuş bir aydır. 27 yıllık tek parti saltanatına 14 Mayıs 1950’de son vererek tek başına iktidara geçen Demokrat Parti Adnan Menderes’in liderliğinde diktatörlük denebilecek bir yönetim modeli oluşturduktan sonra yine bir Mayıs günü, 27 Mayıs 1960’ta Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin yönetime el koymasıyla tarihe karışmıştır.
Rıza Zelyut Aydınlık’ta 28 Mayıs 2015 günü çıkan “İşte size Adnan Menderes” başlıklı yazısında Menderes ve dönemini anlatırken “Siyasete dini alabildiğine sokan da odur. İlk iş olarak Türkçe okunan ezanı Arapçaya çevirtmiş, sonra da ülkedeki gerici yapıların önünü açarak onlar üzerinden siyaset yürütmüştür. Düşünün ki daha 1951’de DP Konya kongresinde ‘Şapka kaldırılsın, yerine fes konulsun. Kadınların kıyafeti çarşaf olsun. Arap alfabesi geri getirilsin. Medenî Kanun yerine şeriat geçsin, çok karılı evlenmek serbest bırakılsın’ önerileri gündeme getiriliyordu” diyor.
Mayıs ayının biz Kırşehirliler açısından hayatî önem taşıyan asıl yönü tamamen siyasî nedenlerle Kırşehir’in ilçeliğe düşürülüp paramparça edilmesi ve ilçeliği sürecinde görülmemiş siyasî baskılarla inim inim inletilmesi olmuştur.
33 yıl öncesine kadar yıldönümlerini “Hürriyet ve Anayasa Bayramı” olarak kutladığımız 27 Mayıs’ın Türk siyasî hayatındaki yerini ve önemini yaşları ancak altmışbeşin üzerinde olanlar ve de Kırşehirliler bilebilirler.

İstanbul Radyosu’nda okunan ihtilâl bildirisini Kırşehirli Erkanlı hazırladı

Cumhuriyet tarihimizin bu ilk askerî ihtilâlinin üzerinden tam ellibeş yıl geçti. Daha önce de birçok kere yazdım. 27 Mayıs ihtilâlinde ben İstanbul’un Anadolu yakasında konuşlanmış İkinci Zırhlı Tugay’da en son tank teğmeni rütbesiyle askerlik görevimi yapıyordum ve Anadolu yakası bizim tugayın kontrolü altındaydı.
Avrupa yakasındaki Üçüncü Zırhlı Tugay’da tank tabur komutanı olarak görev yapan Mucurlu hemşehrimiz Kurmay Binbaşı Orhan Erkanlı ise ihtilâlin İstanbul’da gerçekleştirilmesinde en önemli görevi üstlenmiş, ihtilâli izleyen günlerde Orgeneral Cemal Gürsel’in başkanlığında oluşturulan Millî Birlik Komitesi’nin kurucuları arasında yer almış, komitenin genel sekreterliğini üstlenmiş, o dönemin deyimiyle sâbık ve sâkıt, yani eski ve düşük Demokrat Parti iktidarını yargılayacak Yassıada Mahkemesi’nin kurulmasını ve organizasyonunu sağlamıştı; ancak altı ay sonra ihtilâlci subaylar arasındaki anlaşmazlık sonucu komitenin ikiye bölünmesiyle okyanus ötesindeki Meksika’ya sürgün edilmişti.
27 Mayıs sabahı İstanbul Radyosu’nda okunan ve ihtilâli İstanbullulara duyuran bildiriyi de Orhan Erkanlı hazırlamıştı.
“27 Mayıs ne getirdi, ne götürdü?” sorusunun yanıtı kolay kolay verilemez. Bana düşen ihtilâlin içinde yaşamış bir Kırşehirli olarak bildiklerimi ve gördüklerimi işte böyle yıldönümlerinde anlatmaktır.
Yazımın başında da belirttiğimiz gibi 27 Mayıs’ın Kırşehirliler için ayrı bir önemi vardır. Çünkü 27 Mayıs Kırşehir’i ilçeliğe düşürerek en çok korktuğu muhalifi Osman Bölükbaşı’nın şahsında cezalandıran, olmadık eziyetlerle perişan eden, daha da önemlisi devletin nimetlerinden mahrum edip kalkınmasına engel olan ve geri bırakan Demokrat Parti iktidarının alaşağı edildiği bir tarihtir.
Kırşehir bugün çıkmazların içinde çırpınıyorsa, yetişmiş çocukları ekmek parası kazanmak için baba ocağını terk edip gurbet ellere çıkıyorlarsa, Demokrat Parti iktidarından otuz yıl sonra başka bir iktidarın kurduğu bir tek fabrikasından başka fabrikası yoksa, işsizlik had safhaya varmışsa, göç eden illerden biri olmuşsa ve bunun sonucunda milletvekili sayısı bile ikiye düşerek parlâmentoda temsil gücü zayıflamışsa bunda en büyük vebal önce Kırşehir’e siyasî ihtirasları uğruna bunca olumsuzları lâyık gören Demokrat Parti iktidarının, sonra da çok sert ve yıkıcı muhalefetiyle Kırşehir’i iktidarla karşı karşıya getiren ve devletin imkânlarından yararlanamamasına zemin hazırlayan Osman Bölükbaşı’dır.
Eski DP’liler Bölükbaşı’ya güvenemediler,
Menderes’in yerine Demirel’i oturttular
Demokrat Parti iktidarı Bölükbaşı’nın sert muhalefetinden öyle yılmıştı ki Başbakan Menderes “Bizi övmeni beklemiyoruz, ama dilini de tut. Memleketine ne istersen yapacağım” demek zorunda kalmıştı. Ama Bölükbaşı bu, doğruları konuşmadan durabilir mi? Ülkenin ihtilâle sürüklenmesinde, askerin vesayeti altına girmesinde Bölükbaşı en büyük rolü oynamıştır.
27 Mayıs’tan sonraki siyasî boşlukta Osman Bölükbaşı feshedilen Demokrat Parti’nin mirasına sahip çıkmak istemişse de Demokrat Parti tabanı Menderes iktidarına karşı yaptıklarına bakarak ona güvenememiş, Adalet Partisi’nin çatısı altında toplanıp Menderes’in yerine onun Su İşleri Müdürü Süleyman Demirel’i oturtmuştur.
Deprem felâketlerinde adı sıkça duyulan Kandilli Rasathanesi’nde Fatin (Gökmen) Hoca’nın asistanı iken Demokrat Parti müfettişi olarak siyasî hayata atılan Osman Bölükbaşı sonradan yolları ayrılarak karşısına geçtiği eski dâva arkadaşlarına onbeş yıl yapmadığını bırakmamıştır.
Bölükbaşı’nın amansız muhalefetten en büyük yarayı Kırşehir almıştır. 1950-1954-1957 seçimlerinde Bölükbaşı’nın liderindeki Millet Partisi, Cumhuriyetçi Millet Partisi ve Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’ne oy verdiği için çekmediği çile kalmayan ve sonunda ilçeliğe düşürülen Kırşehir Kırşehir 27 Mayıs ihtilâlini Avanos, Hacıbektaş ve Kozaklı ilçelerini kaybetmiş bir demokrasi gazisi olarak karşılamıştır.
Demokrat Parti iktidarı da yaptıklarının cezasını bakanları, milletvekilleri ve yandaşları ile topyekûn ve ağır bir biçimde ödemiş, bu arada partinin kurucularından Başbakan Adnan Menderes ile birlikte Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan iktidarlarının yaptığı hataların ceremesini idam edilerek en acı biçimde hayatlarıyla ödemişlerdir.

Kırşehir fazilet mücadelesinin mükâfatını alamadı

Demokrat Parti iktidarını askerlerin kurdurduğu Yassıada Mahkemesi’nde mahkûm eden Anayasa’yı ihlâl dâvasının dosyaları arasında Kırşehir’in ilçe yapılması dosyası da bulunduğu halde 27 Mayıs’ta Kırşehir’e başta kaybettiği ilçeler olmak üzere rüçhan haklarının hiçbiri geri verilmemiş, Kırşehir Demokrat Parti’ye karşı verdiği fazilet mücadelesinin mükâfatı olarak eski ilçelerine kavuşmak yerine cezasıyla baş başa kalmaktan yine kurtulamamıştır.
27 Mayıs’ı izleyen aylarda ekipler halinde yurt gezilerine çıkarak nabız yoklayan Millî Birlik Komitesi üyelerinden Orhan Erkanlı da 21 Eylûl günü memleketi Kırşehir’e gelmiş, eski hâl girişindeki Mustafa Karagüllü’nün bürosunu ziyaret ettikten sonra Belediye binası önünde toplanmış Kırşehirlilere hitaben yarım saat süren bir konuşma yapmıştı. “Terkedilmiş ve dâvasına Kırşehir’in bir evlâdı olarak memleketine hizmet edememenin yıllarca ıstırabını çektim. Sâbık iktidarın bütün baskılarına rağmen fikrinizden, azminizden dönmediniz. Bir vilâyetin bir devletle böyle mücadelesinin dünya tarihinde bir eşi daha yoktur. Doğru bildiğiniz yoldan yine de ayrılmayacağınıza inanıyorum. Elinizden alınan rüçhan haklarınız bize iade edilecektir” diyen Erkanlı’ya bir hemşehrimizin “Kırşehrimiz eski kazalarına ne zaman kavuşacak?” sorusuna karşılık “Bu mevzu çoktan ele alındı” şeklinde cevap vermesi Kırşehir’in ümitlerini tazelemişse de iki ay sonra ihtilâlcilerin ikiye bölünüp komite üyesi otuzyedi subaydan ondördü arasında Erkanlı’nın Meksika’ya sürülmesiyle ümitler bir kere daha suya düşmüştü.

Başbakan Menderes eteğindeki taşları döküyor

Oysa Başbakan Adnan Menderes Kırşehir’in tekrar il yapılmasından iki yıl, yedi ay sonra yanında iki bakan, yedi milletvekili ve otuzüç yıl sonra 10. Cumhurbaşkanlığı’na seçilecek olan Devlet Su İşleri Umum Müdürü Süleyman Demirel’le birlikte birçok umum müdür, maiyeti erkânı ve gazeteciler olduğu halde Kırşehir’i son defa ziyaret ettiğinin farkında olmayarak bundan böyle Kırşehir’e yapacakları hizmetlerin ilk işaretlerini vermişti.
1 Şubat 1960 Pazartesi günü sabahı (Pazartesi günleri Kırşehir’de köylerden gelenlerin de katılımıyla pazar kurulduğundan bütün politikacılar ziyaretlerini, mitinglerini bu güne denk getirirlerdi) saat 9.30’da Ankara’dan otomobille hareket ederek yol üzerindeki kasaba ve köyler halkı ile yol kavşaklarında toplanan vatandaşların sevgi tezahürleri arasında ayak bastığı Kırşehir’de havanın çok soğuk olmasına rağmen kendisini coşkuyla karşılayanlara hitaben şimdi yıkılmış olan tarihî hükûmet binasının balkonundan konuşurken yaptığı hataları kabulleniyor, bütün suçu imalı ifadelerle bir zamanlar dâva arkadaşı, sonradan en büyük muhalifi olan Osman Bölükbaşı’na yıkmaya çalışıyordu.
Adnan Menderes’in bu tarihî konuşmasını iktidarın sözcüsü “Zafer” gazetesi Anadolu Ajansı’na dayanarak altı sütun üzerinden büyük puntolu harflerle “İhtiyaçlarınızı bana bırakın. Size vekiliniz olarak hizmet edeceğim” başlığı altında şöyle vermişti:
“Kırşehirliler; gösterdiğiniz bu son derece mânalı ve eşsiz itimat ve muhabbet tezahürlerinden dolayı bahtiyarlığımı tarif edemem. Bu güzel, aynı zamanda muhteşem manzara karşısında şu anda büyük bir heyecan içinde konuşmama başlıyorum. Tekrar edeyim, bugün siz aziz Kırşehirlilere, kavuşmaktan duyduğum heyecan cidden büyüktür. Görüyorum ki siz de bize kavuşmaktan, bizleri bağrınıza basmaktan büyük bir heyecan ve bahtiyarlık duymaktasınız. Bu ne kadar mânalı bir kavuşmadır.

“İftira, nifak, ihtiras hak suretine bürünmüştü; nihayet maskeler düştü”

“Aziz Kırşehirliler; araya uzun seneler girdi. Sizden ayrı kaldım. Yalnız uzun seneler değil, birçok hâdiseler, meseleler girdi. Belki alınganlıklar, belki dargınlıklar… Fakat asıl ara bozucunun türlü marifetleri, nifakçıların zararlı gayretleri aramıza uzun seneler, uzun mesafeler koydu. Bu uzun seneler sizde de, bizde de hasretler yarattı. Hasrettik birbirimize… Bu uzun hasret yıllarından sonra bu günkü ve şu anlardaki kavuşmamız ne heyecanlı, ne kadar mânalı… İşte, artık aranızdayız. Bakınız, içinizdeyim. Şu anların heyecan ve manzarası kalplerinizde muhabbet ve itimatla yer almış olduğumuzu apaçık göstermiyor mu?
“Sevgili Kırşehirliler; gösterdiğiniz bu muhabbet ve itimadın kadrini, kıymetini bütün mânasıyla takdir ederken emin olunuz, kalplerimiz sizlere karşı şükran hisleriyle doludur. Aramıza girenlerin, ihtiraslı politikacıların, hattâ bozguncuların seneler senesi aleyhimizde yapmadıkları, bizi kötülemek için, bizi fena tanıtmak için söylemedikleri kalmadı. Bütün bunlara rağmen işte aşikâr görülüyor ki bizi seviyor ve bize güveniyorsunuz. Buna karşılık müteşekkir ve minnettar olmamak mümkün mü?
“Kırşehirliler; siz memleketin refaha, saadete, hürriyete kavuşması için en hâlisâne duygularla daima iyiyi ve doğruyu aradınız, iyi ve doğrunun peşinden koştunuz. Fakat iyi olan ve doğru olan budur diye size söylenenlerin, anlatılanların hakikatle hiçbir alâkası yoktu. Ne yazık ki bunun meydana çıkması, her şeyin anlaşılması için senelerin geçmesi lâzım geldi. Çünkü iftira, nifak, ihtiras hak suretine bürünmüştü. Çirkin çehresini seçmek mümkün olmayacak şekilde iyice örtmüş, gizlemişti. Nihayet maskeler düştü.”

“Vekiliniz olarak her şeyi bana bırakın;
ben size hizmet edeceğim”

Başbakan Menderes uzun konuşmasını şöyle tamamlamıştı:
“Çok sevgili Kırşehirli vatandaşlarım; güzel Kırşehirinizin vilâyet olarak, şehir olarak ihtiyaçlarını, meselelerini gözlerimizle görmek, yerinde ölçmek, hesap etmek ve sizlere faydalı olmak, Kırşehir’e hizmet getirmek için aranıza gelmiş bulunuyoruz. Kırşehir’in şehir olarak birçok ihtiyaçları vardır. Bu asîl şehrin şanlı, şerefli tarihine yakışır bir şekilde sür’atle imara ve ümrana kavuşturulması dâvası… İşte, bunu en kısa zamanda tahakkuk ettirmek için Kırşehir’e geldim. Kırşehir’in vilâyet olarak da birçok ihtiyaçları vardır. Bunları da kazalarına gitmek ve her şeyi yerinde görmek suretiyle karşılamak imkânlarını arıyoruz. Her şeyi bana bırakın. Sizin vekiliniz olarak bana bırakın. Ben size hizmet edeceğim.”
“Yunanlılarla barıştık, Kırşehirlilerle barışamadık” diye sitem eden Başbakan Menderes bu ziyareti sırasında çoğunluğu Bölükbaşı’nın peşinden giden Kırşehirlilerle yine de barışamadı. İki gün Kırşehir’in kendisine fahrî hemşehrilik vermesini ısrarla istedi ve bekledi. Kırşehirliler şerefine Halkevi’nde verilen ziyafette kendisine üzeri keklikli pilâv ikram ederek ağırladılar. Halkevi üyeleri misafirlerin oturmaları için evlerinden el dokuması halılar getirerek altlarına serdiler. Ama Millet Partili Belediye Meclisi bir yıl önce Alman profesörü Fritz Baade’ye verdiği fahrî hemşehrilik pâyesini Menderes’e lâyık görmedi.

Menderes’e Kırşehir’in lâyık görmediği fahrî hemşehrilik pâyesini Kamanlılar verdi

Ancak Menderes tarihî konuşmasını yaptığı gün Belediye Reisi Münir Gök’ün başkanlığında Haydar Demir, Hüseyin Armağan, Arap Göçmen, Tahsin Önal, Lâtif Bektaş, Hasan Aygün, Aşır Yıldırım, Yakup Önal, Ömer Yıldırım, Sami Tayran, Halil Gönç, Mevlüt Şentürk, Şuayıp Saylam, Hacı Bulanık ve Hüseyin Atçeken’in katılımıyla toplanan Kaman Belediye Meclisi 2 sayılı kararla Kaman’ın fahrî hemşehrisi ilân edilerek teselli buldu, fakat yine de Kırşehir’den kırgın ve küskün ayrıldı.
Adnan Menderes’in konuşmasıyla Kırşehir’in eski ilçelerine kavuşacağı hayaline kapılan Kırşehirliler ne yazık ki bu konuşmadan üç ay, yirmialtı gün sonra Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin yönetime el koymasıyla bir kere daha hüsrana uğrayacaklardı. Kırşehir’e hizmet edilmesini ve yıllardır birikmiş önemli sorunlarının hızla çözüme kavuşturulması için Demokrat Parti iktidarına bel bağlamaktan başka hiçbir suçları olmayan Kırşehir eşrafından bazı kişiler 27 Mayıs sabahı evlerinin kapıları önünde Kırşehirlilikle hiçbir ilgisi olmayan kişilerin çaldırdığı davulların gümbürtüsüyle uyanacaklar, “düşükler” yaftası altında korku dolu günler yaşayacaklardı.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .