Adını anmak, resmini kullanmak istemediğimiz şahıs

Adını anmak, resmini kullanmak istemediğimiz şahıs

16.05.2015

“Yalnız gitti son yolculuğa, Yalnız uğurlandı, Askerler uğurladı, İbret-i Evren, Musallada tek başına, Askerler ailesi ve birkaç dost, Evren öldü, 12 Eylül yaşıyor ‘netekim’ Adını anmak, resmini kullanmak istemediğimiz şahıs 98 yaşında öldü.” Yukarıdaki başlıklar ölümünün ertesi günü gazetelerin ön sayfalarından seçtiğim başlıklardı. “Adını anmak, resmini kullanmak istemediğimiz şahıs 98 yaşında öldü 12 Eylül rejimi […]

“Yalnız gitti son yolculuğa, Yalnız uğurlandı, Askerler uğurladı, İbret-i Evren, Musallada tek başına, Askerler ailesi ve birkaç dost, Evren öldü, 12 Eylül yaşıyor ‘netekim’
Adını anmak, resmini kullanmak istemediğimiz şahıs 98 yaşında öldü.”
Yukarıdaki başlıklar ölümünün ertesi günü gazetelerin ön sayfalarından seçtiğim başlıklardı. “Adını anmak, resmini kullanmak istemediğimiz şahıs 98 yaşında öldü 12 Eylül rejimi ise kurumları, seçim sistemi ve her türlü ahlâksızlığı ile sürüyor.” diye bir gün öncesi birinci sayfasına haber yaptı, bir ulusal gazete. “517 kişiye ölüm cezası

12 Eylül darbesinin lideri Kenan Evren, 9 Mayıs günü öldü. Arkasında bu bilançoyu bıraktı:

» Gözaltına alınanlar: 650.000
» Fişlenenler: 1.683.000
» Açılan dava sayısı: 210.000
» Vatandaşlıktan çıkarılanlar: 14.000
» Pasaport verilmeyenler: 388.000
» Faaliyetten men edilen dernek: 23.700
» “Çatışma”da öldürülenler: 74
» Doğal ölüm raporu verilenler: 73
» İşkence sonucu öldürülenler: 171
» Hakkında işlem yapılan memur: 7.245
» Hakkında işlem yapılan öğretmen: 3.854
» Hakkında işlem yapılan güvenlik görevlisi: 988
» Hakkında işlem yapılan din görevlisi: 266
» Hakkında işlem yapılan öğretim görevlisi: 120
» Hakkında işlem yapılan mülki amir: 35
» Hakkında işlem yapılan hakim-savcı: 47
» Cezaevlerindeki gazetecilerin aldığı ceza toplamı: 3.315 yıl 3 ay
» Silahlı saldırıda öldürülen gazeteciler: 3
» Ölüm cezası verilenler: 517
» Askeri Yargıtay’ın onayladığı idam cezası: 124
» Dosyası Meclis’te bulunan idam hükümlüsü: 259
» İnfaz edilen idam cezası: 50
» İnfaz edilen sol görüşlü idam mahkûmu: 18
» İnfaz edilen sağ görüşlü idam mahkûmu: 8
35 yıldır adı sivil olan iktidarlar ise darbe yasaları ile faili meçhul ve belli operasyonları ile de ülkeyi bu günlere taşıdılar…
Kırşehir’de 12 Eylül darbecilerinden nasibini aldı. Kırşehir’de nice insanlar gözaltına alındı, işkenceye tabi tutuldu, fişlendi. Kırşehir’de nice insanlar memurluktan atıldı, memur olamadı, cezaevlerinde çürütüldü. Bugün Kırşehir’de Kenan Evren’i, darbecileri kaç kişi yadediyor ki? Kırşehir’de kaç kişi memnun ki?
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK): 12 Eylül darbesinin ardından 1981 yılında kuruldu. Kurul, darbeci yönetim tarafından, ‘yargıdaki beklenmedik gelişmelere karşı yargıyı denetim altına almak’ amacıyla oluşturuldu. HSYK bugün, AKP’nin yargıdaki hâkimiyetinin anahtarı durumda. Kurulun yargı erki üzerindeki yetkileri, kritik soruşturma ve davalardan hükümetin istemediği bir kararın çıkmasını imkânsız hale getiriyor. AKP’li eski Bakanlar ve çocuklarına kadar uzanan 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarını yürüten savcı ve hâkimler, HSYK tarafından görevlerinden uzaklaştırılmışlardı. Son dalga ile ilk hareket başlatan savcılar da meslekten men edildiler…
Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK): 1982 darbe anayasasıyla hukuk sistemindeki yerini aldı. Darbe yönetiminin, üniversitedeki bilimsel özerkliği ve özgür düşünce ortamını engellemek için kurduğu YÖK, AKP iktidarının vazgeçilmez kurumlarından. Bu kurul aracılığıyla üniversitelerde sıkıyönetim uygulamalarına imza atan AKP hükümeti, rektör atamalarında da ‘iktidara biat’ı gözetiyor. Son olarak İstanbul Üniversitesi rektörlük seçimlerinde, üniversitenin iradesiyle sandıktan birinci çıkan Prof. Dr. Raşit Tükel’in yerine, rektör olarak YÖK’ün müdahalesiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından sandıktan ikinci çıkan Mahmut Ak atanmıştı.
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK): 1961 Anayasası’nda “özerk” olarak tanımlanan kurul, 1982 Anayasası’yla birlikte “üst kurul” olarak düzenlendi. Kurulun yetkileri, 2004 yılından itibaren “Avrupa Birliği’ne uyum” çerçevesinde sınırlandırılmış olsa da, bugün AKP iktidarı tarafından medyaya tahakkümün önemli bir aracı olarak işlev görüyor.
Siyasi Partiler Yasası: 12 Eylül darbesinin en karakteristik özelliklerinden olan bu yasa, esas olarak partilerin demokratik tarzda örgütlenmelerini yasal düzlemde olanaksız hale getiriyor ve lider sultasına dayalı siyaset anlayışını teşvik ediyor. Yasanın birçok maddesi, özellikle sol partiler açısından örgütlenmeyi ve parti teşkilatlarının geliştirilmesini engelliyor.
‘Zorunlu Din Dersi’ uygulaması: 1982 Anayasası’yla ilk ve orta öğretimde din dersi zorunlu hale getirildi. Bu uygulama, 1982 Anayasası’nın 24’üncü Maddesi’nde “Din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve orta- öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır” ifadesiyle resmileşti. AKP’nin “dindar nesil” projesiyle uyuşan zorunlu din dersi uygulaması günümüzde de sürüyor. Ayrıca zorunlu din dersi uygulaması, ABD’nin ‘yeşil kuşak’ projesinin bir ürünü olarak da eleştiriliyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) bu uygulamanın bir hak ihlali olduğuna hükmetti. Türkiye’nin aksi yöndeki itirazı ise reddedildi.
Seçim Barajı Yerli Yerinde
13 yıllık AKP iktidarı boyunca, partinin sözcüleri ve medyadaki yandaş kalemler, “askeri vesayetle hesaplaşma” sloganını ağızlarından düşürmese de, askeri darbeyi kurumsallaştıran 1982 Anayasası’nın getirdiği yüzde 10’luk seçim barajı, yaklaşan 7 Haziran Genel Seçimi öncesinde AKP iktidarı tarafından adeta koruma kalkanına alındı. Bugün 12 Eylül’ün yüzde 10 seçim barajı, iktidar savunucuları tarafından “istikrarın teminatı”, olası bir koalisyon hükümeti ise “ülkeyi kaosa götürecek sürecin başlangıcı” olarak kabul ediliyor.
AKP’nin 12 Eylül’ün mirasına olan bağlılığı sadece yüzde 10 seçim barajıyla sınırlı değil. Darbenin ardından yapılan ve dipçiklerin gölgesinde 7 Kasım’da gerçekleştirilen bir referandumla ‘kabul edilen’ 1982 Anayasası’nın ülkeyi idare etme anlayışının aynen sürdürülmesinin yanında, darbenin, demokrasiyi kısıtlayan ve faşist diktayı pekiştiren kurumları bugün AKP iktidarı açısından vazgeçilmez pozisyonda.
12 Eylül darbesinin lideri Kenan Evren, 98 yaşında öldü. Üzerinden yaklaşık 35 yıl geçmesine rağmen, 12 Eylül’ün haklar ve özgürlükler konusundaki anti-demokratik tutumu, AKP’nin sözde “sivil” iktidarıyla devam ediyor. 2002 yılında iktidar olan hükümet, darbeyi kurumsallaştıran 1982 Anayasası’nın temel yapılarını, hem kendi çıkarı hem de halka karşı sermaye sınıfının ihtiyaçları doğrultusunda güçlendirerek muhafaza etti.
12 Eylül’ün üzerinden yaklaşık 35, Evren’in Cumhurbaşkanlığını Turgut Özal’a devredişinin üzerinden ise yaklaşık 26 yıl geçse de, Türkiye’de darbe dönemi anayasasının temel kurumları AKP iktidarıyla bugüne dek muhafaza edildi.
Hükümet 13 yılda 8 önemli grevi erteledi.
Öte yandan 12 Eylül darbesinin meşhur yasaklarından ‘grev erteleme’ yetkisine, AKP iktidarı da pek çok kez başvurdu. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, geçen nisan ayında yaptığı açıklamada, son 13 yılda AKP hükümetlerince ertelenen grev sayısının 8 olduğunu açıkladı. Çelik, muhalefet partilerinin soru önergesine verdiği yanıtta, grevlerin “milli güvenliği bozucu” nitelikte olduğu gerekçesiyle ertelendiğini söyledi.”
Yukarıdaki bilanço ve değerlendirmeleri internet ortamında yaptığım kısa gezinti ile alıntıladım. Aslında yoruma hiç gerek yok. Kimse ardından yorum dahi yapmak istemiyor. Ceberut bir adam düşünün ki, beyninde çocuk yaşlarda başlayan kuru bir nizam, intizam, hizaya geçme, hizaya sokma mantığı ile koskoca bir coğrafyanın geleceği ile oynuyor. Okyanus ötesindeki efendiler tarafından “Bizim çocuklar başardı” nidaları ile kutlanıyor bu faşist askeri darbe. Ne yazık ki yaptıklarının hiç birisinin hesabını vermiyor, verdirilmiyor. Günümüz muktedirleri de hükümet olduktan sonra, hesap soracaklarını darbecilerden beyan ettikten sonra; bizim ile adeta dalga geçtiler… Yapılan anayasa oylamasında, sandığa gitmeyenlerin; bu kadar anayasa ‘yetmez ama evet’ diyenlerin; hükümetin anayasasına hayır dedikleri halde, ‘hayır’ çıkması için gerekli çaba göstermeyenlerinde, vebali vardır darbecilerin yargılanamamasında. Oysa basit bir çaba ile ta o zaman hükümetin önü kesilecekti. Sosyalistlerin, anayasa oylamasında, ‘hayır’ çırpınışları böylece boşa çıktığı için başkanlığa özeniliyor. Yapanın yanında kaldığı bir coğrafya işte.
Enver Aysever’in, “Katil”, başlıklı yazısının son bölümlerinden bir paragraf alıyorum. “Çoğumuzun yaşantısını öyle veya böyle katletti Evren. Bugün hala 12 Eylül tüm kurum ve yasalarıyla sürüyor. En önemlisi hiçbir etik ölçü kalmaması artık toplumda! Çıkarcı, bencil insanlar yığını içindeyiz. Din, millet tacirliği sürüyor. Aynı meydanlarda, aynı alkışlar yükseliyor ve koca bir karabasan içinde savruluyoruz. Neo-Liberal ölçüsüzlük salgını artık herkese bulaştı. Dahası ve korkutucu olanı ‘doğal’ bu sanılıyor genç insanlar tarafından…
İşin matrak yanı; darbenin tüm olanaklarını kullanan, o ortamda palazlanan ve bedel ödemeyen ‘Siyasal İslamcıların, bir de buna karşı çıkmış gibi davranıp, yeni bir algı yaratarak ahkam kesmeleri. Bugün eğer iktidar sahibi oldularsa Amerikancı askeri darbe sayesindedir. Yani haysiyet cellatları sayesinde… Yani katiller sayesinde…
Bugün çocuk olmak daha zor… Nefret söylemi fütursuzca sindi havamıza, suyumuza. Bilgi kaynakları bol, lakin “kindar nesil” için kolları sıvamış 12 Eylül tilmizleri sahada. Ekranlar, internet alemi, sosyal medya toplumu yobazlığın, gericiliğin bombardımanına tutmuş durumda.
Haysiyet cinayetleri sürüyor.”
Başarılı oldular darbeciler. Zira tüm yasaları onca revizyona rağmen ruhunu koruyor. Tüm oluşturdukları anti demokratik uygulamalar hükümetler tarafından uygulandı. En sonunda işi bitirilen hükümetler de baraj altında kalarak yok oldular. Devrimciler başarılı olamadıkları için darbeciler tarafından yargılandılar. Gele gele bu günlere geldik. O karanlık dönemi merak edenler mutlaka okumalı dönemi anlatan hikaye ve romanları. Başka türlü bu güne nasıl geldiğimizi anlayamazlar. Sonumuz iyi olsun, artık ne olur…
Kırşehir’de Cacabey Meydanı’nda pek çok emekliyle yaptığım söyleşide Kenan Evren’in ülkeyi geriye götürdüğü söylediler. Aradan 35 yıl geçti Kenan Evren’in ülkeye ve Kırşehir’e yaptığı kötülüğü kimsenin yapmadığını daha iyi anlıyoruz.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .