ADALET

ADALET

07.10.2017

Hüseyin YILDIRIM On saat gece tren yolculuğundan sonra indiğim istasyonda doğan güneşin kırmızı ışınları her tarafı kızıl renkle boyamıştı. Issız bekleme salonlarında trenin gürültülü girişi uyuyan yolcuları, yolcu bekleyenleri uyandırmıştı. Trene doğru koşanların tümü hamallarla taksi şoförleri idi. Elimdeki ağır bavulumla trenden inerken doksan kilometre uzaklığında evimin, ailemin bulunduğu kasabanın adını bağıran adama işaret ettim. […]

Hüseyin YILDIRIM

On saat gece tren yolculuğundan sonra indiğim istasyonda doğan güneşin kırmızı ışınları her tarafı kızıl renkle boyamıştı. Issız bekleme salonlarında trenin gürültülü girişi uyuyan yolcuları, yolcu bekleyenleri uyandırmıştı. Trene doğru koşanların tümü hamallarla taksi şoförleri idi. Elimdeki ağır bavulumla trenden inerken doksan kilometre uzaklığında evimin, ailemin bulunduğu kasabanın adını bağıran adama işaret ettim. Yaklaştı, bavulumu elimden almasıyla koşması bir oldu. Bu uzun yolculukta yalnız bir defa yerimden kalkmıştım. Hareketsizlik ayağımı uyuşturmuştu. Adama zor yetişiyordum. Herkes gibi bende restorana gidip bir kahve içseydim, tren istasyonlarda durdu mu inip soğuk pepsi, bir çay içseydim, ayağım bu kadar oluşmazdı. Yerimden nasıl kalkarım efendim. Ya bavulumu birisi çalsaydı, nereye kaçar. Tren yürürken alır kaçarsa da ben bavula yanmam. İçindekileri yitirmem beni yıkardı. Çocuklarıma aldığım oyuncaklar, hele bir haftadan fazla kendimi aç bırakıp karıma aldığım elbiseye çok yanardım. Karımla çocuklarımın sevincini günlerce düşünüp garipliğimi bastırmıştı. Belki de çocuklarım benden fazla oyuncaklarına sevineceklerdi. Olsun yine de mutluyum.
Koştum, var gücümle koştum. Topallayarak koştum. Bu koşuşum beni evime yanaştırıyordu. Daha hızla da koşarım. Duran bir sıra taksi arasında şoförü yitirdim. Yoksa bavulu alıp kaçtı mı? Adam. Aklımı yitirmişçesine:
-Şoför, şoför bey neredesin.
Ses yok. Hey Allah cezanı versin şoför. Gözümle taksilerin arasında adamı ararken beni çağırdığını duyunca rahatladım. Çok şükür. Burada imiş. Güneşin yükselişi her tarafı aydınlatmıştı. Adama doğru koşup önce bavulu aradım. Bulunca sevincimi öldüren yitirme korkusu kapladı. Şoför komut verircesine.
-Başka bir tren istasyona girinceye dek bekleyeceksiniz. Dedi. Çocuklarla annelerine bir haftalık kavuşmam bana sabır veriyordu. Taksinin yanında durup elindeki bezle otomobilin camlarını ucuz bir türkü söyleyerek silen şoförü izledim. Birden elindeki bezi yere atıp istasyona doğru koşmasına hayret ettim. Daha hızla koşmayı becermesi için ayaklarını tüm kuvvetiyle yere vurup bir atın gücüyle koşuyordu. Ayaklarının gümbürtüsü başka sesi duyuruyordu bana. Gözden uzaklaşınca istasyona beklediği trenin girdiğini anladım. Para kazanmak kolay değil dedim. Zavallı şoför nelere katlanıyor, bir lokma ekmek için. Bir kaç dakika sonra arkasında yürüyen, ellerinde dolu mevkiseleri ile üç adam göründü şoförle. Beşimiz arabaya yerleştik. Şoför bey anahtarı çevirince otomobil sarsıldı ve durdu. Bir kaç uğraşıdan sonra otomobilin yürüyemeyeceği kesinleşti. Şoför arkaya dönüp arabayı itmemizi rica etti. Dördümüzde gideceğimiz yere çabuk yetişmek istiyorduk. Hemen dışarı fırlayıp arabayı itmeye koyulduk. Koşarak ittik. Derken çalıştı. Çabuk atladık içine. Motor yine söndü. İndik tekrar ittik., yürüdü. Yine içeri atladık. Ayaklarımız henüz dışarda iken tekrar söndü motor. Son itişimizde sönmeden çalıştı motor. Bizlerde yerleştik. Bir kilometre yürümeden sonra motor bizi aynı işi yapmaya mecbur etti. Yolcularda en yaşlımız:
-Her işin, her mesleğin bir tekniği, bir usulü vardır. Davar besleyen kazandığını yarısını ona yedirir. Kiralık evinin bir kısım kirası evin onarımına saklanır. Taksi çalışan otomobilinde bakımı var. Yapmazsan bir kaza çıkaracağı kesindir oğlum. Dedi.
Bize diyecek kalmadı der gibi üçümüzde başımızı sakladık. Şoför laubali bir tavırla:
-Kullanılmış batarya almıştım, görünüyor zayıfladı.
-Yeniyle kullanılmış arasında çok mu fark var?
-Yenisi otuz dinardır, kullanılmışı onbeşe.
-Sana ekmek yediren bir araca onbeş dinarı çok mu görüyorsun.
-Arabaya çok önemli bir şey alınca elimde yeterli para kalmamıştı.
-Haklısın. Önemli olanı başta gelir.
Şoför bey bizleri inandırdığına çok memnun. Direksiyona bir şarkı mırıldanarak tempo tutup vuruyordu. Çok mutlu görünüyordu. Tam sırada önümüze bir inek çıkmasın mı? Çılgınca bir sesle şoförün direksiyonu sola kırmasıyla ineğin birden geriye dönmesi bir oldu. Muhakkak bir kazadan kurtulduğumuza hepimiz şükür ettik. Biraz gittikten sonra:
-Şoför efendi, ineği korkutan güzel müzikli horon sesi duydum. Neredendi bu acaba, diye sorunca.
-Beğendiniz mi? Güzel midir? Dışardan getirmiş olan bir talebeden yüz dinara almıştım. Değmez mi? Dedi.
Arkada oturan yolculardan biri:
-Yüz dinara gerekli olmayan horon alırsın da, seni geçindiren, kalbi sayılan araca otuz dinara batarya almazsın. Allah aşkına, bu ne adalet.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .