1976 ZAFER BAYRAMI’NDA “KÜRDARA AZADİ” YÜRÜYÜŞÜ ve SONRASI

1976 ZAFER BAYRAMI’NDA “KÜRDARA AZADİ” YÜRÜYÜŞÜ ve SONRASI

21.09.2015

OLAYLAR ve GERÇEKLER 1976 ZAFER BAYRAMI’NDA “KÜRDARA AZADİ” YÜRÜYÜŞÜ ve SONRASI Bu tür konulara girmek istemiyordum. Durduk yerde yazarak polemiğe kapı açsaydım ve ardından bilinen Kürt hemşehrilerimizi hedef alan, 1955 yılında Demokrat Parti iktidarda iken “Atatürk’ün Selânik’teki evi bombalandı” haberi üzerine İstanbul’da ve yurdun bazı yerlerinde Rumların mağazalarının tahrip edilip yağmalanması olaylarını andıran tahrip, yağma […]

OLAYLAR ve GERÇEKLER

1976 ZAFER BAYRAMI’NDA
“KÜRDARA AZADİ” YÜRÜYÜŞÜ ve SONRASI

Bu tür konulara girmek istemiyordum. Durduk yerde yazarak polemiğe kapı açsaydım ve ardından bilinen Kürt hemşehrilerimizi hedef alan, 1955 yılında Demokrat Parti iktidarda iken “Atatürk’ün Selânik’teki evi bombalandı” haberi üzerine İstanbul’da ve yurdun bazı yerlerinde Rumların mağazalarının tahrip edilip yağmalanması olaylarını andıran tahrip, yağma ve yakma olayları meydana gelseydi “kışkırtıcı” damgası yiyecek ve bundan sorumlu olacaktım. İyi ki olaylardan önce herhangi bir şey yazmamışım.
AKP iktidarının “Kürt Sorunu”, “Çözüm Süreci” adı altında gündeme taşıdığı “sorun”la ilgili kimse kalkıp da “Arkadaş, ‘Kürt Sorunu’ ne? ‘Çözüm Süreci’ adı altında ne gibi bir süreci yürütmek istiyorsun?” diye açıkça sormadı. Bugün bile kimse bu soruya cevap aramıyor, ya da asıl maksadın ne olduğunu biliyor da dillendirmekten çekiniyor, korkuyor. Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan “Buzdolabına kaldırdım” dediği halde Kürt liderlerin hâlâ direttiklerine ve konuyu tekrar gündeme oturtmak için iktidar üzerinde baskı kurmak amacıyla terör estirerek yeniden kan dökmeye başladıklarına bakılırsa hayatî önemini koruyor. Bizce “Kürt Sorunu” ifadesinin arkasında yatan gerçek en yalın ifadeyle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da 22 ilimizi kapsayan bir Kürt devletinin kurulmasıdır.
Tartışmayı tarafsız akademisyenlere bırakarak asıl konumuza gelmek istiyoruz. Sizlere önce otuz dokuz yıl önce askerin 12 Mart muhtırasına rağmen anarşinin tırmandığı günlerde çıkardığım gazetelerden biri olan “Kırşehir Haber”in 7 Eylül 1976 günlü sayısında yayınlanmış bir yazıyı aktarmak istiyorum. Ahilik üzerindeki çalışmaları ve üstün gayretleriyle tanınan, Kırşehir Belediye Başkanlığı da yapmış olan Emekli Albay Refik Soykut imzalı yazı aynen şöyleydi:
“BİR YÜRÜYÜŞÜN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ”
“Son aylardaki Kırşehir ziyaretlerimizde sıklaşan bir tempo ile kulaklarımıza ulaşan bir söylentiyi 30 Ağustos günü gerçekleşmiş biçimde müşahede ettik.
“Kırşehir’in merkezî yerinde bir pano asılmıştı. ‘Faşizmi ve pahalılığı protesto yürüyüşü’ yapılacağını yazıyorlardı. 30 Ağustos törenlerinden sonra yürüyüş başlatıldı. Çeşitli sloganlar taşıyan pankartlar yazılmıştı. Bunlardan biri de Kürtçe idi: ‘Kürdara azadi’. ‘Kürtler’e özgürlük’ anlamına geliyormuş. Bir başkasında da açık seçik olarak ‘Kürt milleti’ kelimeleri yazılmıştı. Bu millete (!) karşı faşist baskılara son verilmesi isteniyordu.
“Söylendiğine göre söz konusu yürüyüş için dışarıdan beş-altı otobüs ile solcu gençler gelmişlerdi. Kalabalığın çoğunluğunu bunlar teşkil ediyordu. Aralarında da Kırşehir’in ilçe ve köylerinde oturan ve kendilerine ‘Kürt’ denen kimseler vardı. Biz görmedik, ama seyircilerin ağzında dolaşan ısrarlı söylentilerine göre Kırşehir Milletvekili Mustafa Aksoy’un kız kardeşi de bulunuyormuş. Yürüyüş ve ardından gelen toplantı olaysız geçti. Halk ilgi göstermedi, yürüyüşçüler de üçer beşer dağıldı gitti.
“Ülkemizde toplantılar ve yürüyüşler kanunlarla tanınmış bir haktır. Bu nedenle Kırşehir Valiliği 30 Ağustos gibi son derece anlamlı ve kutsal bir bayramda izin vermekten çekinmemiştir. Valilik böyle bir izni vermekte hata mı etti, yoksa vatandaşın haklarına saygılı mı oldu? Bunu zaman gösterecektir. Fakat biz hemen ekleyelim ki gerek yürüyüşte, gerek toplantıda büyük boy harflerle yazılan ve Kürt ayırımcılığı yapan sözleri, sözlerin ardındaki tutumları son derece ayıpladık. Ne istediklerini, kimlerin borusunu öttürdüklerini, hangi dalı kestiklerini anlamayacak kadar gaflet ve dalâlet içinde bulunan bu kardeşlerimiz için son derece üzüntü duyduk.
SAKLANAN PANKARTLAR HÜKÛMET ÖNÜNDE ORTAYA ÇIKARILDI
“Bizleri öylesine üzüntü ve endişeye yönelten yürüyüşün sorumluları için gerekli kanunî kovuşturmaya geçilmiş olacağını sanıyoruz. Beri tarafta ise bu yüce milleti parçalayıp yok etme, bu kutsal vatanı bölük pörçük edip düşmana peşkeş çekme tehlikesi gösteren yürüyüşçüler için ilk tepki olarak başta Kırşehir siyasî parti yönetimlerinin, sonra diğer kuruluşların kınama bildirileri yayınlamalarını bekliyoruz.
“Bir de şunu bekliyoruz ki sayın milletvekilimiz ve kıymetli dostum Mustafa Aksoy bir açıklama yapsın ve ne kendisinin, ne ailesi efradının böyle tehlikeli bölücülükle uzak yakın bir ilgisi olmadığını ve böyle tutumları kendisinin de şahsen kınadığını kamuoyuna duyursun.”
Yazıyı daha iyi değerlendirmeniz için bazı bilgileri de biz ekleyelim. Yürüyüş Süleyman Demirel’in başbakanlığı döneminde gerçekleştirilmiştir. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’tür. Kırşehir Valiliği koltuğunda müfettişlikten gelme Mehmet Emin Dündar oturmaktadır. CHP’den Orhan Baycan ise Belediye Başkanı’dır. Askerlik Şubesi’nin önünden hareket eden yürüyüşçüler son aylarda yıkılmış olan hükümet binasına kadar pankartsız yürümüşler, rulolar yaparak koyunlarında sakladıkları “Kürdara azadi”, “Kürt milleti” yazılı pankartları hükümetin önüne gelince birden açarak asıl maksatlarını ortaya koymuşlardır. 30 Ağustos Zafer Bayramı’nda böyle bir yürüyüşe izin veren Vali Dündar sonradan herhangi bir açıklama yapmadığı gibi yürüyüşçüler hakkında soruşturma açıldığı yolunda bilgi de verilmemiştir. O zaman ortada bir Kürt partisi olmadığından bütün partilere dağılmış, yönetim kadrolarına girmiş Kürtleri bu bölücü yürüyüşten dolayı kınamak oy kaygısıyla hiçbir partinin işine gelmemiştir. Diğer kuruluşlar da seslerini çıkarmamışlardır. Yürüyüş olayı ileride yeni Kürtçülük kalkışmaları için önemli bir deney olmuştur. Ta ki 1984’de PKK’nın Eruh’taki ilk terör eylemiyle Kürtçülük hareketi “resmen” başlatılıncaya kadar…
TERÖR OLAYLARI 1984’TE ERUH’TA BAŞLATILDI
“Vatan” gazetesinde 15 Ağustos 2009’da yayınlanan bir araştırmaya göre Kürt teröristler 1976’da -ki aynı yıl Kırşehir’de de “Kürtlere özgürlük” yürüyüşü düzenlenmişti- Ankara’da küçük bir gruplaşma halindeyken 1978 yılından itibaren Hilvan-Siverek civarında kimi aşiretlerle kendisi dışındaki solcuları ve Kürtler’i hedef alan eylemlerle seslerini duyurdular. O dönemde Apocular olarak bilinen ve Siverek’teki Bucak aşiretine karşı silâhlı eylemlerde militanların ayaklarına giydiği ayakkabılar nedeniyle “Mekaplılar” diye adlandırılan terörist grup 17 Kasım 1979’da PKK ismiyle partileşti.
12 Eylül döneminde açılan davanın iddianamesinde 12 Eylül 1980’e kadar 213’ü sivil 243 kişiyi öldürdüğü belirtilen, bu dönemde yakalanmayan kadrolarını Filistin, Lübnan ve Suriye’ye çeken ve daha sonra Kuzey Irak’ta üslenen PKK örgütü ilk büyük eylemini 15 Şubat 1984’de yaptı. Siirt’in Eruh ve Hakkâri’nin Şemdinli ilçelerini basan teröristler karakollara ve askerî lojmanlara saldırdılar. Her iki ilçeyi bir süre kontrol altında tutan örgüt militanlarının ilçe meydanında ve minareden bir süre propaganda yaptıktan sonra Kuzey Irak’a döndükleri bildirildi.
Sadece Eruh’ta bir askerin şehit düştüğü olay ölü sayısının az olmasına da bakılarak ilk anda çok önemsenmedi. Birkaç yıldır zaman zaman ve yer yer görülen vur-kaç eylemlerinden biri sanıldı. PKK sonraki her 15 Ağustos’u önceleri “İlk Kurşun Günü”, sonra da “Diriliş Bayramı” olarak yeni eylemlerle kutlama kararı aldı.
“KÜRT AÇILIMI AYIRIMCILIĞA GİDEN YOLDUR”
Eruh baskınında ilk şehit Süleyman Aydın oldu. Ağır yaralanan Astsubay Memiş Arıbaş ise olaydan beş gün sonra şehit oldu. Arıbaş’ın halasının oğlu 48 yaşındaki Salim Çalışkan “Kuzenim Memiş Ankara’da Kara Harp Okulu’nda okudu. Şehit olduğunda daha 21 yaşındaydı. Hepimiz için çok acı bir gündü. Türkiye o zaman bu kadar alışık değildi. Şimdi neredeyse her gün kan akıyor. Şimdi Kürt açılımı gündemde. Bence eğer akan kan duracaksa bu açılım yapılmalı. Çünkü daha fazla şehidi kaldıramaz bu ülke” dedi.
15 Ağustos 1984 tarihinde Şemdinli-Eruh baskınını ilk olarak 18 Ağustos’ta “Hürriyet” gazetesi duyurdu. “Güneyde Operasyon” sürmanşetini kullanan “Hürriyet” o tarihte gerçekleştirilen baskına gazetede geniş yer verdi. Erzincanlı olan ilk şehidimiz Süleyman Aydın’ın ağabeyi 66 yaşındaki Cemal Aydın “Kürt açılımı”nın ayırımcılığa giden bir yol olduğunu iddia etmiş, hükümetin “Kürt açılımı” konusundaki politikasının yanlış olduğunu ileri sürerek “Kürt açılımından değil, demokrasi açılımından yanayız” demişti.
APO’NUN GERÇEK KİMLİĞİ ve TARİHTE KÜRT İSYANLARI
İşte, Kırşehir’deki yürüyüşten PKK’nın ilk silâhlı eylemine kadar geçen süreçte olaylar böyle gelişti. 1984’ten itibaren PKK lideri olarak sahnede gördüğümüz Abdullah Öcalan, kısaltılmış adıyla “Apo”nun babası Ermeni’dir. Doğduğu Amarlı köyü eski bir Ermeni yerleşim birimidir. Abdullah Öcalan’ın aile içindeki asıl adı “Artin Agopyan”dır. Öcalan Kürtçe de bilmiyor. PKK’nın öldürdüğü Kürt bir çocuğun babası Öcalan’a yargılandığı mahkeme salonunda herkesin önünde Kürtçe sorular sordu. Öcalan Kürtçe bilmediğinden sorulara cevap veremeyip aptalca baktı. Oğlu öldürülen Kürt vatandaşımız buna çok sinirlendi, Öcalan’a bağırdı, isyan etti. Onun suratına Kürt olmadığını, Ermeni olduğunu haykırarak söyledi. PKK’nın komutan düzeyinde olanları Ermeni, dağda ölenler ayak takımı kandırılmış Kürtlerdir.
Bu arada tarihteki Kürt isyanları ile ilgili kısaca bilgi vermek yerinde olacaktır. İlk Kürt isyanı 1806’da Baban Aşireti’nin isyanıdır. PKK’ya kadar 7’si Osmanlı döneminde, 28’i Cumhuriyet döneminde olmak üzere 35 Kürt isyanı olmuştur. 1919’dan 1937’ye kadar 27 isyan çıkmıştır. 28’incisi PKK ayaklanmasıdır. Cumhuriyet dönemindeki isyanlar tarih sırasıyla şöyledir: Simko (İsmail Ağa) (1919-1922); Ali Batı (1919); 1’inci Mahmut Berzenci (1919); Millî Aşiret (Cemile Çeto) (1920); Koçgiri (6 Mart 1921); Beytüşşebap (1924); Şeyh Sait (3 Şubat 1925); Nehri (1925), Reşkotan-Raman (1925); 1’inci Sason (1925); 1’inci Ağrı (1926); Hazro (1926); Koçuuşağı (1926); Mutki (1927); 2’nci Ağrı (1927); Bıcar (1927); İt Resul (1929); Tendürek (1929); Savur (1930); Zilan (1930); Oramar (1930); 3’üncü Ağrı (7 Eylûl 1930); Pülümür (1930); 2’nci Mahmut Berzenci (1930); 2’nci Sason (1930); Şeyh Ahmet Barzanî (1931); Dersim (21 Mart 1937); PKK (1984) (Son ve 35’inci).
KÜRT MARŞINI OKUYANLARA AHMET TÜRK KATILMAMIŞTI
Yazımızın ilk bölümünü “Kürt Millî Marşı” ile bitirmek istiyoruz. Demokratik Toplum Kongresi ve Kürdi-Der’in Kürt dilinin sorunlarını tartışmak amacıyla 2012 yılının Mart ayı başında Diyarbakır’da düzenlediği Kürt Dil Konferansı’na DTK Eşbaşkanı Ahmet Türk, BDP Van Milletvekili Özdal Öçer, BDP Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu ile İran, Suriye ve Irak’tan çok sayıda akademisyen ve dilbilimci katılmışlardı. Üçer ve Zenderlioğlu ile katılımcılar saygı duruşunun ardından Kürt marşı olarak bilinen “Ey Ragip”i okumuşlardı. Şimdi Mardin Belediye Başkanı olan Ahmet Türk ise marşı okuyanlara katılmamıştı.
1938’de Kürt şair Dildar’ın yazdığı “Ey Ragip” marşı 1946’da İran’da kurulan Mahabat Kürt Cumhuriyeti’nin resmî marşı olarak da kabul edilmişti.
Her dizesi kin, intikam, kan kokan, en barbar toplumların bile kabul edemeyeceği sözde millî marşı ürpererek okuyacaksınız.

EY RAGİP (RAKİP) MARŞI

Ey düşman, dinle düşman, Kürt halkı hâlâ yaşıyor
Top ateşinden ve felâketlerden hiç yılmayacak
Kürt gençliği aslan gibi şahlanıyor
Sarsılmaz cesaretiyle hayat tacını kanıyla kazanıyor
Kim söyleyebilir Kürt’ün yok olduğunu
Kürt yaşıyor, bayrağı yeniden dalgalanacak
Biz ki Medler’in ve Keyhüsrev’in çocuklarıyız
Kürdistan’dır daima inancımız ve yaşamımız
Devrim çocuklarıyız, kızıl renkle kutsandık
Korkmuyor musun ey düşman kanlı geçmişimizden
Kürt gençliği daima kurban vermeye hazır
Ölüme hazır, ölüme hazır, ölüme hazır
Gelecek yazımda internetteki Kırşehir Kürtleri’nin sayfası “Kurdên Kirşehîrê”den alıntılar yaparak konuyu bitireceğim. Terörü protesto etmek için düzenlenen yürüyüş sırasında bizim de asla tasvip etmediğimiz barbarlıkla iş yerleri yakılan Beydoğan ailesinden Avukat Cemal Beydoğan’la ilgili yorumu “Kurdên Kirşehîrê”den aktarırken Kırşehir’in eski saygın Kürtler’ini de anlatmak istiyorum. Kırşehir Lisesi’nde milliyetçiler safında yer alan, ancak hukuk tahsili yapmak için gittiği Ankara’dan “Kürt Beyi” olarak dönen, daha doğrusu döndürülen, şimdi Tosunburnu köyündeki kabrinde son uykusunu uyuyan arkadaşım Cemal Beydoğan’ı hiç olmazsa bu vesileyle anmak istiyorum.



YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. .